Şehir kuşçusu 8-bölüm notlar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali Boyla. Programda sizlere temmuz ortasında İstanbul’da görülen Nadir türlerinden bahsedeceğim. Bunlar İstanbul’da görülmesini hiç beklemediğiniz türler..

İstanbul’un çöplüklerinin gizli ziyaretçileri akbabalar

su rezervlerinin flamingoları

ve en son olarak şehrin üçüncü papağan türünden bahsedeceğim.

Galata Kulesi

Ancak önce Galata Kulesi’nde neler yaşandı, geçen programda anlatmıştım. Kısaca özetleyim. Ebabil kuşlarının yuvaladığı Galata Kulesinde bir tadilat projesi için iskele kurulunca, bir kampanya başlatıldı, 10000 imza toplanarak bu tadilatın ertelenmesi istendi. Kampanya başarılı oldu, ve ben de ebabil kuşları kurtuldu, demiştim. Tıpkı birçok basın kuruluşu gibi. Peki gerçekten kurtuldular mı?

Hemen olayın kronolojisini özetleyelim. 30 Haziran’da İskele kurulmaya başladı ve 2-3 gün içinde kuruldu. Bunun üzerinde kampanya başladı, imzalar toplandı. Bunun üzerine 6 Temmuz’da Turizm ve kültür bakanı tadilatı kuşların yuvalama döneminden sonra ya bir tarihe ertelediğini Twitter hesabından duyurur. Yetkililer iskelenin 3 ünde ineceğini söyler ve gönüllere su serper. 16 Temmuzda iskelenin son parçaları sökülür.

Özetle, 30 haziran’dan 16 Temmuz’a kadar iki haftadan uzun bir süre, birçok ebabil yuvasına ulaşamaz, yuva içindeki yavrular da beslenemez. Normal koşullarda kuş yavruları birkaç gün içinde ölür. Peki sonuçta ebabiller kurtuldu mu? Bunun cevabı hem evet hem de hayır…

Konu ebabil kuşlarıdır. Kulede hem ebabil…

hem de ak karınlı ebabil…

yuvalıyor.

Önce evet kısmını anlatayım. Ebabiller böceklerle beslenen hayvanlar. Yuvalarından çok uzakta beslendikleri için havada topladıkları böcekleri. Kuzey ülkelerinde de yaşayana bu böcekci türün bir düşmanı var. O da böceklerin hiç uçmadığı 3-5 gün süren yağmurlu dönemler. Bu dönemler yavruların hiç beslenmeden hayatta kalabilmesi için, evrimsel bir mekanizma gelişmiş. Yavruların kalp atışı yavaşlıyor, sıcakkanlıları olmalarına rağmen vücut ısıları düşüyor ve bir nevi kış uykusuna yatıyorlar. Sonra kötü hava dalgası geçince, anne baba yavruları yeniden beslemeye başlıyorlar, yavrular da kaldıkları yerden büyümeye. Bu evrimsel strateji ile ebabil yavruları 1 hafta beslenmemekten etkilenmiyor, diye okudum literatürde.

Hem de hayır. Ebabillerin yavruların akauşamadığı süre 2 haftaya yakın. Bu kadar uzun bir süre, bu kuşların yiyecek olmasa bile, susuzluğa dayanabileceğinden emin değilim. Özellikle daha küçük olan adi ebabiller yavrularını kaybetmiş olabilirler. Kampanya başarılı sonlanınca, hepimizin vicdanına su serpildi ve ebabiller kurtuldu, diye düşündük. Şimdi size şunu soracağım. İki hafta tek başına kalan yavrular hala hayatta mı? Bu kampanyanın nihai hedefi ebabiller yavrularının yaşaması ise, acaba bu hedefe ulaşamamış olabilir miyiz?

Bunu anlamanın tek bir yöntemi var. Kuleye gidip yuvaların faal olup olmadığına bakmak. Eğer yavru öldüyse veya aşağıya atladıysa deliğe erişkin girmeyecektir. Bu yılki yuvalama başarısızdır. Yavru canlıysa, erişkin onu beslemek üzere gelecektir.. O zaman bir delikte faal bir yuva olduğunu anlamak için bir erişkinin girdiğini gözünüzle görmelisiniz.

Ancak ebabiller hakkında bilmemiz gereken bir bilgi var. Erişkinler diğer kuşlar gibi gün içinde yüzlerce kez yuvaya gitmez, sadece 5-10 kere yavru beslemeye geliyorlar. Çünkü, yuvadan çok uzak alanlarda uçan böceklerle beslenen ebabiller, topladıkları böcekleri ebabiller ağızlarında top haline getirip biriktiriyorlar, ve yavruları bu toplarla besliyorlar. Bu nedenle besleme olayı günde sadece 5-10 kere gerçekleşiyor. Erişkinin yuvaya girişine denk gelmek için saatlerce o duvara bakmak lazım.

Bu günlerde yolunuz kuleye düşerse, akşam bir saatinizi ebabil sayımına ayırabilirseniz, çok bu gerekli bilgiye ulaşmamıza katkıda bulunabilirsiniz. İlgililer Twitter hesabımdan paylaştığım formu indirerek akşam saatlerinde 6 ile 8 arasında Galata Kulesinde gözlem yapabilirler. Form üzerinde kulenin dış cephesinin açılmış ve referanslandırılmış haritasında, gördükleri deliklerin hangi karelere denk geldiğini yazabilir. . Sistem amiral battıya benziyor. Şimdiden teşekkürler.

Kızıl Akbaba

İstanbul’da hiç Kızıl Akbaba olur mu? Önce Türkiye’nin en iri yırtıcılarını bir tanıtalım. Yerde duruduğunda 180’lik bir delikanlının beline kadar geliyor. Kanatlarını açtığında ise 2,5 metre uzunluğunda, yani yanyana duran ve dirsek dirseğe vermiş iki kişinin, dışta kalan kollarını açtıklarında o parmak uçları arasındaki mesafe kadar. Ağırlığı 7-8 kilo olabiliyor. Başında yumuşak beyaz tüyler var, kolyesinde ise bir gerdanlık şeklinde yumuşak beyaz tüyler var. Gövdesi ve kanat örtüleri sütlü kahve, kanat ve kuyruk telekleri simsiyah. Bir nevi tarih öncesinden kalma, efsanevi bir tür.

Hani o belgesellerde gördüğünüz, sırtlanlarla leş kavgasına giren akbabalar var ya, onların amcaoğlu olduğunu söyleyebiliriz. Onların çoğu kızıl akbaba ile aynı cins altında sınıflandırılan akbabalar…İstanbul’da Balkanlardaki üreme kolonilerinden ayrılan kuşlar kışlama üzere Anadolu, Orta Doğu ve Afrika’ya doğru göçü sırasında görülüyor. Yani aslında İstanbul’un tür listesinde.

11 Temmuz 2020 tarihinde kuş gözlemcisi Özgür Ekincioğlu bir arkadaşı ile beraber şere yolunda Şile’ye Doğru yol alıyor. Bir anda üzerilerinden geçen bir iri bir kuşu fark ediyorlar. Direksiyonu çevirip, katı atık depolama bölgesi (namı diğer çöplük) doğru ilerliyorlar. Arabayı kenara çekip göz dediklerinde ortalıkta 5 tane Akbaba’nın olduğunu ve bunların gayet sakin şekilde dolaştıklarını, bir geçit havası içinde olmadığın fark ediyorlar. Son yılların en güzel kayıtlarından biri bu.

Bugüne kadar martıların yanı sıra, leyleklerin, çaylakların ve bazı kartalların İstanbul çöplüklerinde beslendiğini görmüştük. Demek ki akbabalar da bu zengin kaynaktan faydalanmaya başlamışlar. İspanya’da son yıllarda sayıları müthiş bir artış içinde. Dağlarda yaban hayvanlarını öldürmek için zehirli et atılmasına son verilince, sayıları artmaya başlamış, bugün sayıları 9000 çifti geçmiş durumda. Ve sıkça şehirlerin çöplüklerini de ziyaret ediyorlar.

Türkiye’de durumları çok kötü, tahmini 250 çift gibi var. Çoğu da Doğu Anadolu’da. Ancak bilmiyoruz, belki de Şİle ormanlarına yerleşecekler, ve çöplüğe giden gelen kuş sayısı kalıcı bir koloni oluşturacak. Sonra belki de Karadeniz kıyısındaki yarlarda veya Ballı Kayalar tabiat parkında koloni kuracaklar. Tek bildiğimiz artık yaban hayatı kendi başına kolay kolay geri gelmiyor, ancak biz de biraz yardım eder, bazı koruma alanları oluşturursak, neden olmasın?

Acaba İstanbul’da en son ne zaman kızıl akbaba üredi? 150 yıl mı, yoksa 500 yıl önce mi? Acaba bundan sonra, mesela Esenlar Otogarında binaların tepelerinde akbabalar görecek miyiz? Bunların hepsini zaman gösterecek. Ama bugünden Alacağımız ders şudur şehrin yarattığı ekosisemler, Serengeti sahnesinde görmeye alıştığınız Kızıl akbaba’yı bile barındıracak kadar zengin.

Flamingolar

Tırnak içinde, egzotik kuşlarla devam edelim. Flamingolar, yıllarca tropikal ülkelerin hayvanı olarak bilindi. Doğal hayatla ilgili “okur yazarlığımız” son 20 yılda arttıkça, flamingonun aslında yerli bir tür olduğu, hatta muhtemelen allı turna ismine sahip olduğunu bilmeyen kalmadı. Bir İzmirli ise flamingoya çok daha aşinadır, keza Flamingo İzmirlinin Bostanlı ve Karşıyaka kıyısında hep gördüğü sıradan bir kuştur. Peki İstanbul ve Flamingo ikilisine Ne dersiniz?

Kuş gözlem kayıtlarını derleyen biri olarak hemen size geçmişini anlatayım. Büyükçekmece’de 1992 yılında Ocak ayında bir Flamingo görüldü ve bu bizi çok heyecanlandırmıştı. Bundan 10 yıl sonra ikinci bir Flamingo gene aynı yerde 2002 yılında görüldü. 2005 yılından itibaren ise flamingolar çok küçük gruplar halinde Büyükçekmece’ye gelmeye başladılar. Ancak 5 yıl önce bu iş değişti ve bölgede yaşayan Fikret Can ve Emine Nurhan Tekin’in gözlemlerine göre 40 50 tane flamingonun düzenli olarak kışın geldiğini biliyoruz. Ve bu kuşlar İstanbul’da avuçlarının içi gibi biliyorlar, Sabahları Büyükçekmece Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü’nün deler öğleden sonra kuzeydeki Hazerfan Havaalanının önüne geçiyorlar ve belli zamanlarda da gölü bırakıp komşu göle, Küçükçekmece’ye geçip Sazlıdere’nin döküldüğü noktada besleniyorlar.

Ben de dün ilginç bir kaydım oldu bu görülen flamingolar sadece kış aylarında gözükürdü. Evvelsi gün 60 tanesinin yazın ortasında Büyükçekmece Gölünün kuzeyinde bulunan TEM otoyolu viyadüğünün önünden gördüm. Demek ki iyice yerleşmişler, yazın da artık buradalar.

Papağanlar

Biraz da papağanlara geçelim. Çok uzun zamandır İstanbul’da yaban hayatında papağanların yaşadığını herhalde duymuşsunuzdur. Her zaman ilginç bir konu, bence iki nedenden dolayı. Bir parlak renkleri, uzun kuyrukları ve sesleriyle egzotik hayvanlar, ikincisi de hakkında birçok dedikodu, hikaye ve mit var. Yok bir kamyon devrilmiş, Körfez savaşından kaçmışlar vs vs. Sıkıcı bir bilim insanı olarak hemen gerçeğe dönelim. Tüm dünyada kafes ticareti yapılanlar türler esaretten kaçıyorlar ve bazıları bulundukları yerin doğasına uyum sağalıyorlar. Bu papağanlar sadece İstanbul Ankara İzmir’de değil, Amsterdam, Londra ve Köln’de de varlar.

Yeşil papağan en yaygın tür. Daha küçük, cırtlar ve yaygın. 90’dan beri varlar kim bilir kaç nesildir buradalar. Bu iki kuş da zamanında kafesten kaçan veya Ticaret sırasında bir şekilde serbest kalan serbest bırakılan türlerden oluşmuş artık 5-10 nesillerine yaban hayatında idame ettiren tamamen yabani leşmiş bir tür.

Bir de İskender papağanı var. İskender papağanı büyük olan ve kırmızı apoletleri omuz lekeleri olan kuş. Sesi de daha kalın ve gırtlaktan. Daha sonra geldi veya sayıları arttı.

Papağanlarla ilgili ve diğer egzotik türleri ile ilgili araştırma yapan akademisyen Doç. Dr. Esra Per son moda iletişim kanallarına da projesine dahil ederek Türkiye Papağan Sayımları isimli bir Twitter hesabı açtı. Öncesinde sayılı doğa gözlemcisinin ziyaret ettiği sınırlı siteler üzerinden bilgi toplarken, bir anda çok geniş kitlelerle ulaştı. Bir vatandaş bilimi projesi dahilinde çok miktarda bilgi toplamaya başladı. Mesela, “Türkiye Papağan Sayımları’na gelen yeni bir bildirime göre, Türkiye’de ilk kez dişi bir Lord Derby papağanı (Psittacula derbiana) kafes kaçkını olarak İstanbul’da Kübra Çolak tarafından görüntülendi. Ayrıntılar Atlas Dergisinde paylaşıldı.

Ardından bir üreme kaydı geldi. Ümraniye’de yuvalanan iki keşiş papağanına ait.

Kendisini tanıtalım. Bizim yeşil papağandan oldukça küçük, bir sultan papağanı boyunda gri başlı yeşil bir kuş. Güney Amerika kökenli bir tür., ticari bağlardan dolayı o da İspanya’ya ve İtalya’ya yerleşmiş. Hatta doğuda Atina’ya kadar gelmiş. Yani eli kulağında, İzmir, Bodrum veya Antalya’ya yerleşmesi belki de an meselesi.

Keşişi papağanının bir özelliği var, diğer papağanlar gibi kovuklara yuvalamıyor, birkaç çift bir arada dallardan dev bir yuva örüyorlar. Bu sayede televizyon antenleri, kablolar, palmiyaler gibi sık dokulu uygun yuva alanlarına rahatlıkla yerleşebiliryor. Kim bilir, bakalım ileride sayıları artacak mı? Kentsel ekosistemler, yabancı türleri ağırlamaya devam edecek gibi.

Teşekkürler

  • Xeno-canto
  • Stanislas Wroza
  • Stuart Fisher
  • Ted Floyd
  • Nelson Conceição
  • Murat Uyman