Şehir Kuşçusu 17. Bölüm – Köyden şehre göç eden kuşlar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz! Bu programda size kırdan şehre göç eden kuşlardan bahsedeceğim.

1950’de sanayileşme hareketi ile kırsal nüfusun büyük şehirlere göçü birçok filme konu olmuş tanıdık bir olgu. İstanbullu olarak, çeşitli memleketlerden binler insan şehre gelmiş. Önce Marmara ve Trakya çevresinden, onsra Kastamonu ve Sivas bölgesinden, bol sayıda Rize ve Trabzon’dan, 80’den sonra ise yoğun olarak Güneydoğu illerinden yüz binlerce insan gelmiş yerleşmiş. Hatta şimdi Afrikalılar, Ruslar, İranlılar ve Suriyeliler de İstanbul’a göç etmişler.

Kuşlarda durum farklı mı zannediyorsunuz?

Şehir devamlı olarak değişen bir yapı. İstanbul’un tarihine baktığınızda, karşınıza çıkan büyük felaketler bugünkü gibi deprem değil, yangın felaketleriydi. Çünkü cumhuriyet dönemine kadar evlerin çoğu ahşap evlerde yaşardı. Herhalde o zamanlar ahşap binalarda yaşayan kuşların, bugünün beton binalarına yaşamadığını düşünsek, çok yanlış olmayabilir. Mesela kır kırlangıcı…

kırlangıçlar ahşap binalarda da yuvalayabilen kuşlardır. Oysa ebabiller taş veya kerpiç yapıları tercih ederler. Ve İstanbul’da bugün kırlangıçlar yok denecek kadar az, ebabiller ise göklerin asıl hakimi. Acaba bu oyuncu değişikliği ne zaman oldu? Dağdan gelen ebabiller, yerli kırlangıçların yerini ne zaman aldı?

Taş binalar sadece Bizans ve Osmanlı saraylarıyla ve devlet binalarıyla sınırlıryen de ebabiller var mıydı?O zaman ise ebabil (yani adi ebabil veya kara ebabil) snaırım vardı. Bugün de ebabili Sultanahmet Camii, Bozdoğan (Valens) Kemeri ve galata kulesi gibi antik yapılarda görüyoruz.

Ama gelelim ak karınlı ebabile..

TÜrkiye şehirlerinde İStanbul özel şehirlerden… Ankara’da İzmir’de KAyseri’de hakim tür ebabil iken, hatta Moskova ve Berlin’e kadar listeyi uzatabiliriz, neden İstanbuL’da neredeyse iki katı boyundaki ak karınlı ebabili var? Ve nereden ve ne zaman göçtüler. İStanbuL’a en yakın yuvalama alanı, Marmara adasının mermer ocaklarıyla dolu güney yarısındaki deniz yarları. Bence buradan ara sıra istanbul’a gelen bazı kuşlar, uzaktan gri beton cepheleri görünce, ya bir bakalım buradan bir ekmek çıkar mı bize, demiş olmalılar. Sonra burada yuvalamaya başlayınca da diğerlerinin de dikaktini çekmiş olmalılar. Bugün İstanbuLda 10binlerce, hatta 100binlerce ak karınlı ebabil yuvalıyor.

İStanbuL’a ne zaman ve tam olarak nereden yerleştirğini bilmiyoruz. Ancak bazı diğer sahil şehirlerinde yeni gelişmeler var. Zonguldak, Samsun ve Tekirdağ’a geçmesi, veya oradaki kadrolu şehir kuşu mertebesine ulaşması, son 20-30 yılın hikayesi olduğunu düşünüyorum. Anlaşılan biz betonları diktikçe, gökyüzüne doğru uzanan o sentetik gri kayaçlar, bazı köy kuşlarının dikkatini çekmeyi başarıyor!

Ankara’ ya ilk yerleşen kargalar

1950’Li yılların sonunda Ankara’da yaşayan babam ve amcalarım, bana Ankara’da daha çok o siyah karganın olduğunu, siyah beyaz renkli uzun kuyruklu kuşun ise sonradan arttığını anlatmışlardı. O siyah karga, Afyon, Ankara, Sivas ve Erzurum gibi illerde, bozkır köy ve kasabalarında bol bulunan ekin kargasıydı. Sİyah beyza renkli uzun kuyruklu kuş ise, adı karga olmayan, ancak aynı familyaya mensup olan saksağandır. Demek ki, gecekondular ve kavaklarla bir köy havasından, yavaş yavaş caddeler, bulvarları ve ona göre düzenli dikili peyzaj ağaçlarıyla şehre dönüşen Ankara’da kargagilelrde de oyundu değişikliği olmuş, şehre yerleşen saksağan, yerli ekin kargalarını kovmuş.

Benim Ankara’da okuduğum 1990’lı yıllarda ise saksağan hakimiyeti devam ediyordu. Hiç İstanbul’da görmediğim kadar saksağan vardı çevremde. İstanbul’dan aşina olan leş kargasını gözüm arardı. Ankara’da ona sadece şehrin dışında, gölbaşı’nın güneyindeki sulak alanın üzerinden geçen yüksek gerilim hattında rastlardım.

1998’de Ankara’da ayrıldım, ama 2005’te geri döndüm. Bu süre içinde Ankara’ya yeni bir göç yaşanmıştı. Sağda solda leş kargaları görüyor, heyecanımı diğer kuşçularla paylaşıyordum. Bu ilginç olayın nasıl olduğunu, en sonunda bir kuş gözlemci arkadaşta duydum. O da bugün birddetective lakaplı bir instagram fenomeni olan Emin Yoğurtcuoğlu idi.

Ankara’da yeni ve iddialı bir park kurulmuştu. Buraya envai çeit ağaçlar ve çok özenli bir peysaj çalışması yapmışlar. Burası Emin’in de kuş gözlemee başladığı Altınpark. Buraya bir çift leş kargası gelmiş, yerleşmiş ve burada öremeye başlamış. Sonra leş kargaları mnce tüm Altınpark’a hakimiyeti kurmuşlar ve saksağanları da kovmuşlar. Ardından da Altınpark’ı baz alarak şehrin diğer yeşil ağaçlı alanlarını fethe çıkmışlar. Bugün 2020 yılında leş kargası Ankara’nın kadrolu şehir kuşları arasında yerini alıyor.

Bu hikayenin özeti de şu. Ankara’nın hakimi önce Ekin Kargası, sonra saksağan, bugün ise leş kargası olabilir. Şehir değiştikçe, dışarıdan gelen yeni kuşlar da eski kuşların yerini alabiliyor.

Kuş Evleri

Serçeler aslen tarımsal alanların kuşları. ŞEhre neden geldiklerini tam bilmiyoruz, muthemelern şehirdeki ticaret kolonilerinden gelen buğday siloları büyük rol oynamış olabilir.

Dİğer yandan bu kuş evleri konusu var. Küçüklen kuş gözleme başladığımda, kütüphaneci bir aile dostumuz, bana kuşlarla ilgili gazete küpürleri verirdi. İlk bu sayede kuş evleriyle tanıştım. Ancak zaman içinde bu konunun her zaman güncelliğini ve popülerliğini koruduğunu farkettim. Ancak son yazılardan birinde, çok dikkat çekici bir şey okudum. Meğersem bu kuş evleri, serçeler yok olduktan sonra ortaya çıkmış. Ne yaptıysek istanbul kabak gibi bir şehre dönüşmüş, hiç ağaç bahçe ve çalı kalmamış. Serçe nüfusunu tekrar eski haline getirmek için geliştirilmiş bir proje imiş. 17. yüzyıl civarı olmalı, yanlış hatırlamıyorsam. Yani romantik fikrileri bırakalım, o zamanlar da gene yok etmeyi bulmuşuz. Ama sonra da değerinin farkına varmış, geri gelmesi için uğraşmışız. Anlaşılan insan soyu olaarak kaybetmeden anlamıyoruz doğanın değerini.

Papağan

İstanbul ve diğer büyük şehirlerde papağanların yaşadığını bilmeyen kişi ğek kalamdı. En başlarda bu olayı, mitolojik hikayelerle papağan taşıyan o kamyonun devrilmesine bağlama eğilimi olsa da, artık papağanların tekrar eden birçok olayın sonucunda yayıldıklarını sanırım biliyoruz. En ilginci, aslında papağanların, tüm dünyada görülen yabancı türler fenomenlerinden biri olması.

Bugün İstanbuL’da 5 ila 10 bin papağan yaşıyor, Ayrıca en az 20 büyükşehirlerde papağanlar varlar. Başta yeşil papağan 1990’dan beri serbest olarak şehirlerimizde ürüyor. Son zamanlarda sayıları artan diğer tür ise İskender Papağanı. Bugün bazı semtlerde yeşil papağanı sayıca geçmiş durumdalar.

Yabancı türlerin sayılarının bu kadar artması, yerli türler için endişe kaynağı olsa da, bu konunun aslında başka bir boyutu var. YAbancı türler, genellikle insanın yarttığı kentsel ekosistemlerde varlık gösterebiliyorlar. Çoğumuz çok farkında değil, ancak şehire dikilen her ağaç, kurulan her park, doğanın replikası filan değil… Kışın gözümüz yeşilde uzak kalmasın diye serviler, sedierler dikmişiz. Güzel çiçekler görmek için manolyalar, bozkırı unutmak için kara çamlar ve bulvarlarımız yemyeşil olsun diye Londra Çınarları dikmişiz.

Çok da haklı. İzmir sokaklarına maki çalıları dikmek, İstabul’da boğaz boyuna ne gölgesi yeten, ne de piknik yaptıran bodur mejeler dikmek, Ankara’da koca çamlar yerine 1-2 metrelik alıç ve bademler dikmeyi kimse belediyelerden beklemesin. Dİğer yandan ortaya çıkan bu alanlar da, yerli kuşlar değil de şans eseri hasbelkdarer şehre ulaşmış bazı türlerin çoğalmasına çanak tutmuş.

Kısaca biz şehri kendi doğamızdan daha farklı hale getirdikten sonra, yabancı türlerin yeni varoluş hikayelerine şaşırmamamız gerek.

Hayko Bağdat’ın çok güzel bir hikayesi var. Kurtuluş Çok Bozuldu… Bu hikayede, göçmen halkalrın, son yerleşen göçmen halkı nasıl tüm belalardan sorumlu tuttuğunu anlatır. Ancak bir de devamlı yeni toplumların Kurtuluşa yerleşmesinden bahseder. “…Cenevizliler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Süryaniler, Türkler, Kürtler, Iraklılar, Siyahlar ve Translar… Hatta ben de ekleyeyim, Romanlar, İranlılar, Araplar, Nijeryalılar. İşte kuşlar da aynen böyle.

Bu boktada belki bizim gelecekte hangi kuşlarla beraber yaşacağımızı planlamamız, ve sıkıntı çeken kuşlara Şehirde yeni varoluşlar yatarmamız gerekebilir. Benim fantazim, bir alış verişi merkezinde su içindeki eski söğüt ağaçlarında food court seciysinde yuvalarında yuvalayan bir balıkçıl kolonisi yaratmak.

Kuşlarla kalın…