Amerika Gözlemlerim

Ağustos ayında ABD’deydim. Boston, Washington DC çevresinde arkadaşların evlerinde kaldık. Buyrun size izlenimlerim.

Hep söylerler, Amerika’da her şey daha büyük. Arabalarla başlayalım, evet bir sürü dev kamyonet ve cip dolaşıyor. Bizde olmayan birçok model dolaşıyor, örneğin bir Dodge kamyonet boyunda kodaman Honda Pilot! Diğer yandan ilk bakışta tıpatıp aynı görünen araçlar, bizde 1.6 motorlu ise, burada 3.2 motor! Evlere gelirsek onlar da büyük. Büyük olmanın dışında çok fazla müstakil ev var. Hepsinin garajı var. Bir arkadaşımızın evini gezmemiz 20 dakika aldı! Çocuğun Lego odası, spor orası, oyun odası, çalışma olası ve kendi garajı bile var. ABD’nin kuzeydoğusundaki sert iklimi, karını kışını unutmamak lazım, ama bu garaj işi güzel bir şey. Ama sadece ev ve arabalar büyük değil, sincaplar da büyük… Kırlangıç kuyruklu kelebekler ise buradakinin iki katı. Ağaçların hepsi boylu boslu, sıradan bir parkta Belgrad ormanı ağaçlarını bulabildim. Tabii sadece kelebekler ve sincaplar değil, insanlar da büyük. Obeziteden hep bahsedilir, ama az insan yüksek enerjili besinlerin yarattığı iri yarı toplumdan bahsediyor. Spor yapanları görmeniz lazım, aynı genetik yapı Avrupa’da olsa benim ebatlarımda bir insan yavrusu üretirdi, ancak burada bir omuzlar var, bir bacaklar, hepsi iki kat kalın. Herkeste inanılmaz bir sırt, omuz, boyun ve diz var. Kadınlara bakınca, çoğunun bacakları ve dizleri kalın., butlu butlular. Sokakta ne zaman şöyle gönlüme göre zarif ve ince bir kadın beğensem hep göçmen, Afrikalı vs çıktı. Artı ayakları çok büyük. Koşmaktan milletin ayakları palet gibi. Parmaklar uzun uzun, başparmak dev gibi vs. Kısaca burada her şey büyük.

Amerika’da kaynaklar sınırsız. Evlerdeki depolardaki yemekler o kadar çeşitli ve çok ki, süpermarkete gitmeye gerek yok. Dünyanın her yerinden yiyecek, içecek vs. Bir tekel bayiine giriyorsunuz, içindeki bira çeşidi en az 100. Neyi alacağınız şaşırıyorsunuz. Bir alışveriş merkezinde otopark bir havaalanı otoparkı gibi, yer bulmama şansınız yok. Ve insanların her türlü makineleri var, bizde olmayanlara örnek, tavuğu fırında pişirirken alttaki yağı üstte aktarma damlası, pirzolanın içini pişirmek için ön pişirme suyunu 64 derecede tutma termostatı, hava ile patates kızartma aleti, kombi ayarlama bilgisayarcığı, bisiklete binerken popoyu acıtmayan silikonlu şort, GPS’Li kalp atışını ölçer akıllı saatler.

Diğer yandan Amerika’da satılan ürünler o kadar keyifli ve konforlu ki, insan kıskanmadan edemiyor. Çoğu ailede 7 koltuklu Honda Odyssey diye bir araç var, muhteşem bir mini van. Vito’nun daha insanisini düşünün. Bayıldım. Ama Türkiye’de bunun hayalini bile göremeyiz. Tüm arabaları kullanması kolay, konfor harika vs vs. Evlerde hep çift kapılı buzdolabı var, ve buzdolabının altı buzluk olduğu için raflar göz hizasında. Çamaşır makinesinin de altına koca bir çekmece koymuşlar, göz hizasında, öyle iki büklüm eğilip tamburun üç bombesinin önünde çorap kalmış mı diye bakmıyorsun. Kurutma makinesini de yanına koymuşlar, kirli sepeti ile çamaşır odasına geçiyorsun, kurumuş temiz çamaşırlarla çıkıyorsun. Tüm aletler çalışmak için yapılmış, biraz apple misali…

Amerika’da tüketim gerçekten aşırı! Herkesin elinde plastik bir bardakta pipetli bir soğu içecek. Lokantadan su da o şekilde plastik kapalı ve pipetli şekilde geliyor. Donkin Donuts’dan bir kahve ve donut alınca 3 kesekağdı filan veriyorlar. Her mahallede devamlı olarak kapısı olmayan retro tasarımlı UPS kargo araçları dolaşıyor ve insanların haftalık (!) amazon alışverişlerini dağıtıyorlar. Özetle şunu anladım, zengin insan, o kadar çok tüketiyor ki, çevreci mevreci olamaz. Bu dünyayı hiç kurtaramaz. Tabii bu derin bir konu, sonra tartışırız.

Amerika sosyal bir ülke! Evet en azından benim gezdiğim Boston ve çevresinde bir çok sosyal yardım var. Devasa bir kütüphane, havaalanında bedava internet (ki yatacağın yeri bul diye), ucuz otobüsler, müzelerde bol indirim, buslar… Anladığım kadarıyla bir şekilde bunlardan faydalanarak kendini geliştirme şansın var. Göçmenerin entegrasyonu için çalışıyorlar, kafanda ilerlemek varsa kim turar seni.

Amerika’da ekonomik büyükkk! Evet, bunu anlamak lazım. Donkin Donuts Boston’da belki 100 şube! Başarılı bir zincir açınca, bir anda binlerce dükkanın sahibi oluyorsunuz. Sıradan bir danışmanlık firması bile bir anda 8-10 şube açabiliyor. Hep çok üretim çok satma durumu var sanırım.

Amerika’da doğa muhteşem! Eski Kıtanın ortalama iki katı kuş var. Ve kuş yoğunluğu inanılmaz. Tek bahçeye bir günde 10’dan fazla farklı Robin (Göçmen ardıç, sakın kızılgerdan sanmayın) gelip gittiğine şahit oldum. Çeşitlilik çok yüksek. Üstelik herşey şehrin içinde. En uç örneği kuzenimin bahçesinde yabani hindilerin dolaşması, ve hatta kışın bir Coyote’nin gelmesi. Bu Ankara’da ODTÜ lojmanlarına toy gelmesine ve Kemer Country’de adamın bahçesinde bir kurtun uyumasına benziyor. Bu açıdan çok keyifli bir yer. Nem ve güneşle ağaçlar dev gibi, çok hızlı büyüyorlar. Doğası çok etkileyici güzellikte. Ve bu bahsettiğim en çok bozulmuş yerleri, Vahşi Batı’da ise dünyanın en güzel peyzajları bizi bekliyor sanırım.

Yiyecek konusunda ise çok ciddi bir sorun var. Her şey işlenmiş, zenginleştirilmiş ve içine katılan mısır şurubu ile yüksek kalorili. Burada 250 kg’luk yerli inek gibi kalma şansınız yok, bu besinlerle 600 kg’luk holştayn ineğine dönüyorsunuz. Bu nedenle de herkes spora abanıyor ve deli gibi sokaklarda koşuyor. O kadar koşacağına öncesinde ayı gibi yemeseydin, demek geliyor içimden. Ama tüm tanıdıklarım WHole Food’stan alışveriş ediyor, içinde badem sütünden glutensiz makarnaya kadar her şey var. Bir de Amazon satın aldıktan sonra fiyatlar da biraz düşmüş. Yani Amerika’da bir cennet gibi bir şey. Üstelik internette sipariş ediyorsun, sabah 5’te kapına bırakıyorlar tüm haftalık alışverişini.

Amerika’da güvenlik çılgın. Kesintisiz her mahallede dolaşan kargo arabaları, herkesin evinin önüne kutular bırakıp gidiyor. Hatta istersen evinin kodunu veriyorsun, içeri gidip salonunda masanın üzerine de koyuyorlar. Çocuklara sürpriz hediye getiren teyze amca misali. İnternetten bilgisayar alsan, kapına kutuyu koyuyorlar, kimse de gelip almıyor onu. Onun için ancak 11 Eylül gibi bir felaket ile bu naif güven ortamının rahatlığından çıkardılar toplumu. Bu yüzden havaalanlarında iç uçuşlarda bizden çok daha fazla prosedür olabiliyor.

Ve en sonunda, Amerika bizim gibi bastırılmış, dar kalıplara sıkıştırılmış insanlar yok. Herşeyin büyük olması, kaynakların daha geniş olması ve tüketimin bir olumlu yansıması bu olmalı. Birşey yapmak istiyorsan, malzeme var, kitap var, kurum var, danışman var, hadi yap modunda bir yer. Kütüphanelerde ve internette sonsuz bir literatür, bol yer ve mekan… Kuzenimin garajına her girişimde, ulan buraya atölye de kurulur, stüdyo da dedi durdum. Birşey yapmak isteyen insana saygı sonsuz. Ve en önemlisi kimse, ya ne gerek var, bak kendini riske atma dibi frenleyici yorum yapmıyor. Amerika’da bir de Trump konusu var. Ben onunla hiç ilgilenmedim. Nasılsa 1 ay kaldım. Sanırım bir ülkeyle en güzel ilişki de bu, olumsuz tarafları göze batmıyor. Ancak Amerikalıların da öğrenecekleri çok şey var, Trump’a oy verenleri anlamayı yeni yeni öğreniyorlar… Bu konuda onlardan iyiyiz sanki…

Kuş Gözleminin kilit taşı: Dürbün

(Bu yazı eBird Blog‘da 23 Eylül 2018’de yayımlanmıştır.)

Yeni başlayanlara kuş gözlemini anlatmak ve sevdirmek için şunu söylerdik: Kuş gözlemi için üç şeye ihtiyacınız var, dürbün, kuş kitabı ve not defteri.

Zaman içinde kuş kitapları dijitalleşti, bazıları ortalıkta dolaşan pdf’leri kullanırken bazıları da ses dosyaları gibi güzel ekler içeren uygulamalarını satın alıyor. Not defteri de dijitalleşti, artık Kuşbank sistemine doğrudan arazide kayıt girilebiliyor. Aslında dürbün de dijitalleşmenin etkisi dışında kaldı diyemeyiz. Dijital fotoğraf makinelerinin gelişmesiyle 2000’li yılların ortasından itibaren kuş fotoğrafçılığı hızla yayıldı. Fotoğraf çekmenin müthiş keyfini çıkaran gözlemci, yanında “somut” birşey ile eve dönmenin tatminini yaşadı. Ve çoğu gözlemci için fotoğraf makinesi öncelikli alet olunca, dürbün ya arabada veya evde kaldı, hatta hiç satın alınmaz oldu.

Gözleme ve fotoğraf çekme, herkesin kişisel tercihi ile dengesini bulan iki eylem. Sıkı gözlemciler özellikle gözlemden artan kısımlarda veya nadir türleri fotoğraflamayı tercih ediyorlar. Daha mütevazi fotoğraf makinelerini gözlemleri desteklemek için kullanıyorlar. Kuş fotoğrafçılığının amacı ise kertik listesinde hızla ilerlemek. Fotoğrafçılığı ön planda tutanlar fotoğrafını çekmek istedikleri kuşları bulmak, buldukları kuşlar takip etmek ve “o an” geldiğinde hazır olmak için dürbün kullanıyorlar.

Dürbün, tekrar düşündüğümüzde müthiş bir alet. Bir pili veya bataryası olmadığı için dün boyunca istediğin zaman çalışıyor. Şarj için bir kablo veya adaptöre de ihtiyacın yok. Aynı nedenle ömrü de en az 10 yıl. Netlik dışında hiçbir ayarı yok. Görüntüden zevk alırken deklanşör, netlik, derinlik, ISO, diyafram açıklığı gibi hiçbir konuyu düşünmene gerek yok. Hele iyi bir dürbün ve teleskopla hayatta çekemeyeceğin birçok anı yaşayabiliyorsun.

Bana kalırsa, herkesin yanında en azından küçük ve hafif bir dürbün olmalı. Ama asıl önemlisi, kuş gözlemcisi olan ve Kuşbank’a kayıt giren herkesin dürbünün olması gerekiyor. Hatta daha da ileri gideceğim, kuş gözlemine giderken davet ettiğim insanların dürbün getirmelerini ŞART koşuyorum. Benim için kuş gözlemcisi olmanın iki kriterinden biri bu. Dürbün kullanmak ve Kuşbank’a kayıt girmek!

Ve dürbün sahibi olmak son derece kolay.

  • En az 80 dolarlık bir bütçe yapın.
  • 7x, 8x veya 10x kez büyüten dürbünleri alın. Kesinlikle zoom’lu dürbün almayın.
  • Objektif çapı en azından 30 mm olsun.
  • Mekaniği (açma kapaması biraz sert, çarkları çok laçka olmayan) ve dış görünüşü sağlam olsun. Bunun için bilinen markalardan almanız yeterli.
  • dürbünden anlamasanız bile bakınca, “Aaa ne güzel” dedirtmeli, göze oturmalı.

Son olarak kısa bir reklam yapacağım. Sirkeci Hayyam Pasajının giriş katında, girişin sağında bir dükkan var. Burada Braun marka 8×26’lık bir dürbün keşfettim, fiyat performans dengesi müthiş! Ben 4 tane aldım. Etiket fiyatı Eylül 2018 itibariyle 375 tl. Toplu alım, nakit para seçeneklerini de değerlendirin. Ve alacaksanız hemen alın, o fiyatlar kalmayacak.

Son İKGT gezisinde 4 kişiye dürbün sağladım, bu şekilde gözlem keyifli geçti. Yalnız bundan sonraki gezilerde dürbün başına günlük 40 TL kira ücreti alacağım. Nasılsa dürbünsüz tipler gelecek ve mecbur kalacak. Ancak fiyatın yüksek olmasının nedeni belli: sizi dürbün satın almaya teşvik etmek.

İstanbul’da Genç Martılar

İstanbul’da gümüş martı (Larus michahellis) martı yavruları uçmaya başladı, bir anda Boğazın ve denizlerin üstü kahverengi genç martılarla doldu. Bu martılar gerek acemi uçuşları, gerek gösterdikleri varyasyonlarla beni şaşırtmaya devam ediyor.

Bu esnada BirdGuides sitesinde iki makale okuyunca kafam karıştı:

Acaba bizde de temmuz gibi erken bir vakitte diğer türler görülebiir mi? Hazar Martısı (Larus cachinnans) gene bize yakın yuvalıy0r, en yakın üreme alanı Romanya. Yuvayı terketmiş martılar bir iki hafta sonra neden Boğaz’da olmasınlar. Kara Sırtlı Martı (Larus fuscus) biraz daha düşük bir ihtimal. Baharın geç geldiği Finlandiya’dan buraya ne vakit gelecekler. Onların gelişi ağustosu bulmalı.

Ancak bu yukarıdaki makaleler bunu söylemiyor. Temmuz gibi erken vakitler bile İngiltere’ye dışarıdan genç martılar geliyor.

O zaman bu fotoğrafları dikkatle incelemek lazım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
OLYMPUS DIGITAL CAMERA