Şehir Kuşçusu 7. Bölüm Notlar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali Boyla. Bu programda temmuz ayının sıcak ayında kuş dünyasından bahsedeceğim. Konumuz,

uzun yaz gecelerinin usta avcıları baykuşlar,

boğazın yaramaz çocukları yelkovanlar

köfteci kuşlar ebabiller.

Ancak önce Temmuz ayında Galata kulesinden yaşananlardan bahsedelim.

Galata Kulesi

Galata Kulesinde bir restorasyon çalışması başladı. Taşları temizlemek için kulenin çevresini saran bir iskele kurulmaya başlar. Galata semtinin sakinler, kulede yuvalayan kuşların yavruları konusunda endişelenmeye başlarlar. Keza bu taş kulenin dış yüzeyindeki delik ve oyuklarda onlarca ebabil yuvası bulunmaktadır.

Gönüllüler harekete geçe dursunlar, her geçen gün kuledeki iskele yükselmeye devam eder ve balkona kadar ulaşır. Bu arada İnternet üzerinden bir kampanya başlatılır. Konunun muhatabı Turizm Bakanlığına ve ona bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğüdür. İstenen şey, restorasyon çalışmasının ertelenmesidir.

Konu ebabil kuşlarıdır. Kulede hem ebabil…

hem de ak karınlı ebabil…

yuvalıyor. Temmuz ayında hepsinin yavruları var. Kurulan iskele ve insan varlığı nedeniyle ebeveynler ürktükleri için yuvaya girmediler. Ya da yuva girişindeki görsel işaretleri tanıyamadılar ve yuvanın yerini kaybettiler. Ya da yuvanın önüne kulenin bir elemanı gelerek yuvayı kapadı. İskele kurma sırasındaki makine, gürültü ve insan sesleri de yavruları ürkütmüş olabilir. Hatta üç yavrunun korkuyla aşağıya atladığı haberi de geldi.

Açılan kampanya sayesinde 10.000’den fazla imza toplandı, 6 Temmuz günü Vakıflar Genel Müdür temsilcisi ve birçok yetkili ile toplantı yapıldı ve gönüllüler ve bir bilim kurulu toplandı. Kulenin ebabillere çok olumsuz etkilerinin olacağı, yavruların ölebilecekleri anlaşıldı. Bunun üzerine kendisi de kuleye çok yakın bir lisede okumuş olan Turizm Bakanı bu iskelenin kaldırılacağını ve çalışmanın kuşların üreme dönemi sonrasına ertelendiğini duyurdu.

Böylece Galata Kulesinin ebabil kuşları kurtuldular.

Yaz Gecelerinin Vokalistleri Baykuşlar

Türkiye’de yaz aylarında müthiş bir göç oluyor. Yaklaşık 10 milyon insan büyük şehirlerden, deniz kenarındaki yazlık evlere taşınıyor. Özellikle kadınlar, çocuklar ve gençler orada 2 ay geçiriyorlar. Uzun ve serin yaz geceleri, baykuşlarla tanışmak için müthiş bir fırsat.

Türkiye’deki en yaygın baykuşların başında kukumav gelir. İstanbul’da ve diğer şehirlerde de var. Ama asıl kalesi yazlıklar. Çatılara, su depolarının altına, gün ısısı sistemlerine bayılır. İri bir yumruk boyutunda küçük bir baykuş. Açık veya orta kahverengi üzerinde inci gibi beyaz benekli. Gözleri sarı ve belirgin. Diğer baykuşlar gibi değil, gündüz de aktif.

Biraz sesinden bahsedelim. Erkeklerin sesi uzun bir kuuuu. Kur dönemi çıkarıyor daha çok. Özellikle Mart ayı gibi.

Arada da “kuku-miyav” diye bağırıyor.

Bu yuvasına yaklaştığınızda duyacağınız uyarı sesi.

Bunun dışında Türkiye’de birçok baykuş türü var. Gene yazlıklarda 3 saniye de bir tekrarlanan ishakkuşundan bahsedelim.

3 saniyed ebir tekrarlanan bir “tyyu” ıslığı. Neredeyse insan çıkarıyor.

TEKRAR

Veya minyatür bir puhuya benzeyen kulaklı orman baykuşu. Güvercin boyunda ve çamlıklarda yuvalıyor. Yavrusunun sesi tam bir kapı gıcırtısı. 1 km uzaktan duyulabilir.

Bir de ormanların vazgeçilmesi sesi alaca baykuştan bahsetmeden olmaz. En standart baykuş seslerindendir.

Baykuş sesi duyduğunuzda tek yapmanız gereken cep telefonuyla sesi kaydetmek. Sonrası bir uzmana sormaya kalmış.

Boğazın Yaramaz Çocukları Yelkovanlar

İStanbul ve ÇAnakkale boğazları, şehirlerind eyaşayan milyonların nefes alabildikleri doğa parçaları. İster kıyısında yürüyün, ister bir tekne veya gemide olun, hem temiz hava alacaksınız, hem de garanti kuş göreceksiniz. Martılar, karabatakların dışında bir de yekovanlar vardır.

Yelkovanlar çok ilginç deniz kuşlarıdır. Martıdan oldukça küçüktür, üst tarafı siyahımsı, alt kısımları beyazdır. Tüm yıl 12 ay boyunca genellikle 25-35 kuştan oluşan sürüler bir kuzeye bir güneye uçara dururlar. Suya çok yakın kalırlar, nadiren sudan 5 metreye kadar yükselirler.

Yelkovanlar gerçek deniz kuşlarıdır. Açık deniz kuşları. Albatrosların da akrabalarıdır. Yuvalam adışında hiçbir zaman karaya çıkmazlar, gece gündüz denizde kalırlar. PEki İStanbul Boğazında bir kuzeye bir güneye hareket eden bu sürülerin hikayesi nedir? Açıkçası hala tam olarak anlaşılmış değil.

Yelkovanlar sadece ıssız adalarda yuvalar. TÜm üreme faaliyeti de gece saatlerinde olur, karada çok çelimsiz olan bu kuşlar, yoksa gümüş martılar tarafından parçalanır. Yuvalayabilecekleri yegane adalar Ege Adalarıdır, hepsi de Yunan karasularındaki adalar. Bugüne akdar bizim karasularda bir koloni bulunamadı. Gözlemler ve uydu vericisi takılan kuşlar, beslenme alanını ise Karaeniz’de mevsimine göre hamsi ve hamsi yavrularının bulunduğu yerde olduğunu gösteriyor.

Bu durumda bu kuşların hayatı devamlı hareket halinde geçer. Ege’deki adalardan yola çıkan erişkin, önce Çanakkale sonra İstanbul boğazından geçer, Karadeniz’e ulaşır, oradaki hamsi sürülerini bulur, önce kendisini besler sonra da kursağını doldurur. sonra o dolu kursakla Ege’ye geri uçarak yavrusunu besler. Yuvadan çıkışından dönüşüne kadar olan süre bir haftayı bulabilir.

Yelkovanların kaydedilen sesleri, hep geceleri üreme kolonilerinden gelir.

Onun dışında tamamen sessizdir.

Bundan sonra vapurdan yelkovan sürüsü görürseniz, bu bilgi üzerine bir şapka çıkarabilirsiniz. Çocuk yetiştirme hiç kolay değil.

Böcek Köftesi

Kulağa çok hoş gelmiyor. Ama çocuk yetiştirmek için kendisini paralayan başka bir kuş bundan başka bir çare bulamamış. Bu kuş, adını ana ana bitiremediğimiz ebabilden başkası değil.

Ebabiller muhteşem uçuculardır. Uçan böceklerle beslenirler. onları havada kaparlar. Ama o kısacık bacaklarıyla, sadece dik yüzeylere tutunabilirler, yere veya ağaca konamaz. Bu şu anlama gelir. Muhteşem bir sulak alan ve üzerinde milyonlarca böcek. Ebabil orada çok mutlu olabilir, ama yuvalamak için gene dağlara veya şehirdeki beton binalara dönmek zorundadır. O sulak alanda veya ormanda yuvalayamaz.

Ebabillere çok benzeyen kırlangıçlar hemen yuvanın yakın çevresinde beslenirler ve yavrularına böcekler teker teker verirler. Yuvadan kilometrelerce uzakt yuvalana bir ebabiln bu şansı yoktur. Aslında onun için İstanbul’da kırlangıç değil ebabil çk vardır. Kırlangıcın besleneceği alan yoktur. Siteril beton şehir, ebabil için başta yuva yeridir, beslenmesi için şehri merkezindekiler. Çatalca veya Ömerli çevresine kadar uzaüa giderler. Ebabil bizim gibi, sabah ve akşam trafiğinde evden işe işten eve giden bizlere benzer. Yuvası ve beslenme alanı bazen birbirinde 30-40 km uzak olabilir.

O da yuvaya bir böcekle değil, onlarca yüzlerce böcekler döner. Yakaladığı böcekler yutağında toplar, onları sıkıştırarak yoğurur ve bir köfteye dönüştürür. 100 gramlık ak karınlı ebabilin köftesi 2,5 gram ağırlığında olur. Yani bu bizim çocuklarımızı 400 gramlık bir hamburger ile beslememiz benzer. Bir ebabil günde 1-2 kere köfte yere. Anne baba yuvaya günde 10 kere gidip çıkarlar. Ağzında bu köfteyi taşıyan ebabillerin gıdıları kabarık bombeli olur, kuş fotoğraf sitesinde bunları rahatlıkla seçebilirsiniz.

Teşekkürler

  • Andrew Harrop
  • Aurélien AUDEVARD
  • Beatrix Saadi-Varchmin
  • Cedric Mroczko
  • James Lidster
  • Jerome Fischer
  • MERCIER Christophe
  • Stanislas Wroza
  • Yoann Blanchon

Şehir Kuşçusu 6 bölüm

Şehir Kuşçusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali Boyla. Haziran ayındaki kuş faaliyetleri genellikle üreme, yuvalama, çiftleşme, çoğalma üzerine. Bu programda sizlere

palazlanan martı yavrularını

tüy değiştiren kargaları,

ikinci baharında öten orman kuşlarını,

ve şehrin bozuk plağı ak mukalliti anlatacağım.

Şehrin Yırtıcıları

Ancak önce, şehrin yırtıcı kuşlarından bahsedelim.

Eskişehir’deki arkadaşım Murat, komşudan bir ihbar alır. Oturduğu yerin arkasındaki bir apartmanda, en üst katta, yağmur suyu borusunun üstünde bir güvercin yuvası varmış. “Bu işte bir gariplik var” diyerek oğlu Selim ile birlikte dürbünlerini alıp yuvayı incelemeye giderler. Güvercin diyenler utansın, karşılarına bir kerkenez çıkar.

(c) Emre Murat Ermiş, Haziran 2020 Eskişehir

Kimdir bu Kerkenez? Kerkenez doğangillerden bir yırtıcı kuştur. Yaklaşık güvercin boyunda, çok daha zarif, uzun kuyruklu ve kanatlı. Kahverengi ve kızıl renkli, göğsünde ve karnında damla şekilli desenler var. Sırtı ve kuyruğu ise şeritli. Erkeğinin kuyruğu ve başı mavimsi. Bacakları ve pençeleri sapsarı, gözü simsiyah. Güzel bir hayvan.

Kerkenezler uzman fare avcılarıdır. Açık arazide yaşarlar ve bir uçurtma gibi havada bir noktada sabit kalarak yerde dolaşan fareleri ararlar. Havada sabit kalma çok az kuşun yapabildiği bir özellik. Peki, kerkenezlerin şehirde ne işi var? Kerkenezler şehirlerde fare ile değil, serçelerle besleniyorlar. Gene o havada kalma özelliğini kullanarak apartmanların üstünden serçelerin toplandığı bölgeleri tespit ediyorlar ve sonra aniden dalarak serçe yakalıyorlar. Bazen de yuva deliklerine yaklaşarak pençeleriyle içerideki yavruları topluyorlar.

İstanbul’da çok sık olmasa da birçok yerde kerkenez var. Atatürk Havalimanı en sık gördüğüm alanlardan. Bu yıl Şişli’de karantina döneminde 2 balkondan uçan kuşlar ve bir kere yüksek bir otelin üstünde gördüm. Diğer şehirlerde ise kerkenez çok daha sık görebilirsiniz. Ankara’da TÜBİTAK Binasında, Balıkesir’de Merkez PTT’nin çatısında, Hürriyet’in bir haberine göre İzmir’de Cumhuriyet Savcısının makam odası dışında duran saksıda yuvalamıştır.

Diğer Yırtıcılar

(03:00)

İstanbul’da kerkenezin amcaoğlu diyebileceğimiz çok yakın akrabası delice doğan da yaşar. SES Aynı boylarda ve şekilde, sırtı koyu gri, başlığı siyah, paçaları ise kırmızı. Biz kuş gözlemcileri genellikle siluet farkıyla tanıyoruz. Daha uzun ve sivri kanatlı, kısa kuyruklu ve atik uçuşludur. Çünkü kendisi tam bir kuş avcısıdır. Uçan kuşları havada yakalar.

İstanbul’da 20-30 çift delice doğanın mezarlıklar ve boğaz boyundaki korularda yuvaladığını tahmin ediyorum. Küçük Çamlıca tepesi, Aşiyan Korusu, Büyükada, Boğaziçi Üniversitesi ve Zincirlikuyu Mezarlığında görebilirsiniz. Burada yuvalayan kuşlar, sıkça Zincirlikuyu plazalarının çevresinde uçuşur, ak karınlı ebabillerin peşinden koşar.

İstanbul’un en muhteşem yırtıcı kuşu ise gökdoğandır. Üçüncü bir doğan türü, ancak bir buçuk iki güvercin boyunda, iri ve cüsseli bir kuştur. Ününü duymuşsunuzdur, dalış yaptığında saatte 360 km’yi bulan hızlı kuş. Kayalık alanlarda yaşayan bu kuş, betonu, şehirleri ve güvercinlerini çok sever.

Kışın 20-30 gökdoğanın olduğunu biliyorum. Yazın ise birkaç tane yuvalama alanı var. Biri Sivriada, diğeri Taksim Gümüşsuyu, TEM üzerinde Tekstilkent, Bayrampaşa’da Venezia sitesinde, Maslak ve Beykoz Riva’da yuvalıyor.

Gümüş Martı

(05:00)

Gelelim biraz şehirdeki üreme çalışmalarına…

Her yıl uçan ilk martı yavrusunu görmeye çalışırım. 17 Haziran 2020 yılında Evin karşısında balkonda bu yılın ilk uçan yavru martısını gördüm. Muhtemelen 1 Nisan gibi koyulan yumurtadan 20 Nisan civarında çıktı ve 2 ayda palazlanarak anne babasının boyuna ulaştı.

Ancak genç martılar öyle gri kanatlı ve beyaz gövdeli değiller. Kahverengi, kırçıllı, oldukça koyu renkliler. Gagaları sarı yerine siyah, bacakları sarı yerine et rengi. Boya gelirsek, aynı boydalar. Kuşlarda böyledir, yuvadan ayrılan kuş anne babanın boyundadır. Yuvadan çıktıktan sonra büyümeye devam etmezler.

Yavru martıların ilk uçuşları çok ilginç bir hikayedir. Kanadı uzayan yavrular, çatıda sıçramayı, rüzgara karşı kanat açmayı filan severler… Ama bir türlü uçup gitmezler. Çatıdan neden ayrılsınlar ki, ekmek elden, su gölden… Bu yüzden anne babalar, çocukları zorla uçururlar… Tüm mahallenin erişkinleri toplanırlar ve o yavruları gagalayarak, azarlayarak, baskı oluşturarak onları uçurturlar. Bu oldukça gürültülü bir süreçtir.

Temmuz başında vapura binerseniz, boğazda onlarca kahverengi martının toplandığını görebilirsiniz. Adalara gittiğinizde ise yerlerde dolaşanları göreceksiniz. İşte bunlar bu yılın martıları. Bu tüyleri 4 yıl içinde 8 kere döktükten sonra anne babalarına benzeyecekler.

Tüy Değiştiren Kargalar

(07:00)

Tüyler çok hızlı bozulan ve devamlı bakım isteyen yapılardır. Üzeri tüylerle kaplı bir montunuz olduğunu düşünün, koltuğa otursanız dokusu bozulur, bir yere yaslansanız kirlenir, rüzgara çıksanız ters dönerler . Bu nedenle hem bakım gerekir, hem de yılda bir veya iki kere onları değiştirmek gerekir. Erişkin kargalar da yavrularını uçurur uçurmaz, artık solmuş yıpranmış ve bozulmaya başlamış tüylerini dökerler.

Bu dönem kargalarda çok ciddi değişiklikler olur. Uçan bir karga gördüğünüzde, kanat tüylerinde eksik bir bölge, veya kontür hattında normalın dışında bir girinti görürseniz, bilin ki tüy değişimindedir.

Bu dönemde kargalar bir de sürü oluştururlar. Bazıları tüy değişimde kel kalabilir, azılarının çıplak boyunları ortaya çıkar. İç ve Doğu Anadolu ve Edirne’de yaygın olan Ekin Kargaları ise bu dönem sürüler tüy değiştirme sürüleri oluşturur.

Üreme’de ikinci bahar

(08:00)

Bahar bitti, yaza girdik. Geçen gün Belgrad Ormanına gittiğime hala kuş ötüşleriyle karşılaştım. Her yerde öter ardıçlar

… ve kara başlı ötleğenler duyuluyordu.

Nisan mayıs bitti, yuvalar kuruldu, yavrular çıktı uçtu. Peki olay nedir? Hemen açıklayayım. Kuşların çoğu yılda bir kere yuva kurar, bir kere yavru yetiştirir, kaç yumurta koyduysa ve şansında yuvadan birisi yumurta veya yavru almadıysa, o kadar yavru yetiştirirler. Ancak bazı küçük kuşlar iki, üç hatta daha fazla kez kuluçkaya yatar. Amaç sayıları arttırmak, uzun üretken mevsimde en yüksek sayıda yavruyu yetiştirmek. Peki bu hangi kuşlardır?

  • Kırlangıç üç kere üreyebilir. Mart sonu gelir, ekim ortasına kadar kalır. Toplamda 7 ay kalır.
  • Bazılarının zamanı yoktur. Mesela Kara Başlı Çinte. Türkiye’ye mayıs başı gelen ve temmuz ortasında ülkeyi terk eden, topu topu 3 ay bulunan bir tür.
  • Kumrular ise şehirde olduğu için 6 kere üreyebilir. Zaten yerlidirler. Yavrularını güvercin sütü ile besler. Bu nedenle tek batında sadece 2 yavruya yetecek kadar süt üretebilir. Aradaki farkı kez yumurta koyarak kapatır.

Bozuk plak gibi öten kuş

İlk kuş gözlemine başladığımda Beşiktaş’taki evimizin arkasındaki yalanca akasyada saatlerce bir kuş ötüyordu. Ufak, gri renkli, ince uzun gagalı, ince bacaklı bir kuştu. Kütlece serçenin yarısı kadar belki. Mayıs ayında geldiğini hatırlıyorum. Ağzının içinin turuncu olduğunu bile görüyordum, ancak hiçbir deseni veya rengi yoktu. Elimdeki tek bilgi sesiydi.

O zaman arkadaşlık yapmaya başladığım usta kuşçu Hollandalı Gernant Magnin’e gittim. Uzun uzun anlattım. O da boş boş benin suratıma baktı. Sonra Gernant’tan kuş sesi kasetleri ödünç aldım. O kasetleri inlerken aylar yıllar sonra aynı sesle karşılaştım. Bozuk bir plak gibi akışı aniden kesilen ve defalarda tekrarlanan ve aniden ortadan kesilen ötüş.

Gördüğüm kuş ak mukallitmiş. Bir ötleğen, serçeden biraz kısa, ondan çok daha ince, tamamen gri ve beyaz, sarı uzun bacaklı, küçük siyah gözlü, kabarık saçlı ve biraz asabi bakışlı bir abimiz. Kıssadan hisse. Öyle türler var ki, seslerini bilmezseniz tanımanız hiç kolay olmuyor.

Kapanış

Bir programın daha sonuna geldik. Ses kayıtları için her zamanki gibi xeno-canto sitesinden faydalandım. Jerome Fischer, Marco Dragonetti, Lars Lachmann, Martin Bonte, Lars Edenius, Albert Lastukhin, Yoann Blanchon, Aivar Jaakson, Jordi Calvet, Franck Hidvegi, Mehmet Ünlü ve Manuel Grosselet isimli kuş gözlemcilerine teşekkür ederim.

Boş kuşlu günler dilerim!

Şehir Kuşçusu 5 notlar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali Boyla. Bu programı ayda bir kere yayımlıyorduk. Oysa doğanın ve kuşların takvimi çok daha hızlı değişiyor. Bundan sonra bu programı iki haftada bir yayımlayacağız.

Artık Haziran ayına girmiş bulunuyoruz. göç sonlandı göçmen kuşlar yuvalarını kurdular. üreme başladılar. Bu nedenle artık gökyüzüne baktığımızda leylek sürüleri veya Şahin sürülerini görmemiz çok olası değil. Ama gökyüzü boş değil İstanbul’da Gümüş Martılar ve ebabiller vızır vızır uçuyorlar

Ak Karınlı Ebabil

Geçen hafta fotoğrafçı Fatih Keleş muhteşem fotoğraf paylaşmış
Bakırköy’de bir şehir parkındaki havuzun üstünde
uçarak gelen 3 tane ak karınlı kanatlarını yukarı kaldırmışlar
suya paralel çok alçaktan uçuyorlar
gövdeleri neredeyse suya değecek.
ve havadayken su içmeye çalışıyorlardı.
bunun üzerine ebabiler hakkında daha fazla bahsetebileceğimi düşündüm.

Ebabil yaklaşık güvercinden biraz küçük Serçeden büyük kahverengi bir kuş
devamlı uçup durur…
kırlangıca benziyor, hatta ilk bakışta bilmeyenler kırlangıç zannediyor
hatta dağ kırlangıcı, kılıç kırlangıcı da deniyor
Adı üzerinde karnı beyaz
kanatları bir kılıç gibi uzun, sivri uçlu ve dar
o kadar uçmaya uyum sağlamış ki gövdesi küçük bir torpidoya benziyor
adeta bir su damlası
ipince bir Gaga kancası ile başlıyor, boyun neredeyse yok, başı ve gövdesi aynı bütünün parçası gibi.
derin bir çukurun içine yerleştirilmiş 2 adet göz ve
gövdesi bir sosis gibi, silindir formunda.
ve en sonunda sivri bir kuyruk ile sonlanıyor.
Böylece bir hava boşluğu oluşturmada havayı yarıyor ve içinde rahatlıkla kayıyor.

Dünyada yatay uçuştaki en hızlı kuş 180 km/s.
Ve bu rekortmen, İstanbul ve bazı diğer şehirlerin sokaklarında…

Su içmek için bile komaları ihtimal dışı o kadar havada
uçmaya o kadar uyum sağlamış ki zayıflamış bacakları sadece ve sadece dik yüzeylere tutunabilecek deri küçücük sivri tırnaklı ayacıkları var
yaralı bulunduğunda çok insan inceleme şansı buluyor.
çukurdaki gözleri ve kancalı parmakları bir atmacayı çağrıştırıyor

Gelelim su içme hikayesini
böyle bir kuş sadece duvarları dikey konumda tutunabiliyor.
yuvalama alanları olan çatı altları ve bina cephelerindeki kavitelere böyle ulaşıyor.
Akşam saatlerinde karşından hızla gelerek tutunuyorlar, bir yarasa gibi havalanmak için de kendini aşağıya bırakıyor
ne yere konabiliyor ne de bir ağaca tüneyebiliyor.
Peki nasıl su içecek.

Bunun çözümü kolay
önce fotoğraf çeken arkadaşımın havuz veya göle gidiyor
Örneğin şehrin ortasında Bakırköy Botanik Parkı. e-5’in yanındaki o küçücük yeşil alan.
içinde bulunan küçük havuz sonra buraya kestirdikten sonra alçalarak havuza doğru uçuyor. suya yaklaştı mı, suya yaklaşınca hızını kesiyor ve kanatlarını süzülen bir kelebek gibi yukarıya kalkık tutuyor
gagasını sonuna kadar açıyor ve alt çenesine Su yüzeyine hafifçe değdiriyor
o hızla ihtiyacı olan su, boğazına doluveriyor.
ilk denemesinde başaramıyorsa, tekrar tur atarak, ikici üçüncü denemelere girişiyor.
susuzluğunu giderene kadar

suyunu içen ebabile ebabil ağzını kapatıyor
kanatlarını kıvırarak tekrar yükseklik kazanıtor
ve onları tam kuvvet çırparak gölden uzaklaşıyor.

Su içen kuşlar

Aslında çok ilginç bir konu şehir kuşları nerede su içiyorlar
Bir de bu konuyu su içmeyerek çözen Daha doğrusu besininde ve içinde yüzdüğü denizdeki suyu içerek çözen hayvanlar var Örneğin Gümüş Martı veya karabataklar.

Deniz suyu içmek için suyu içindeki tuzu ayrıştırmak gerekiyor İşte bunun için tuz organları var Bu kuşların burunda bulunan bu organ Kanın içindeki fazla sodyumu çok enerji gerektiren metabolik bir süreçten geçiriyorlar ve sodyum pompaları ile ayırarak kandan ayırarak yoğun bir çözelti halinde burundan dışarı atıyorlar.

Bazen görürsünüz boynuna hızla sağa veya sola sağ sola sallayan kuşlar burunlarındaki yoğun tuz çözeltisi ne atarlar.

Bu nedenle deniz kenarında Bu kuşların çok başarılı olduğunu söyleyebiliriz bir deniz kuşunun tatlı su içmeye ihtiyacı olduğunu Hayal edebilir misiniz Hayat Onun için çok zor olurdu.

Üreyen martılar

Gümüş Martılar Çatılarda yuva diyor
fakat sanmayın ki bütün şehirlerde ve bütün dünyadaki Martılar çatıda yuvarlamayı biliyorlar
�stanbul’da ne kadar zamandır tadı duyu hatırladıklarını bilmiyoruz
ancak izmir’deki Gümüş Martılar hala binalarda yuvarlamak yerine
Gediz deltası’nda ki büyük uzun kum adalarında yuvarlamayı tercih ediyorlar.

Kuşların takviminden bahsedelim.
Gümüş Martılar Nisan başında 3 veya 4 yumurta koyarlar
23 Nisan civarında bir tavuk GİBİ 21 günlük kuluçka suresinden sonra yavrular çıkar
aziran İçinde bulunduğumuz Haziran ayında Gümüş Martı yavruları çoktan yumurtadan çıktılar ve piliç gibi yuva çevresinde barışa barışa dolaşıyorlar.

Yavruların palazlanması yani kanatlarının uzayarak uzamaları ve uçabilecek Hale gelmeleri Haziran sonu Temmuz başı yani İçinde bulunduğumuz ay Gümüş Martı yavrularının palazlanma ayı.

Şehir efsanelerinden biri denizlerin artık çok kirlendi ve
Martıların kahverengi olması çok ilginç bir gerçeğe parmak işaret ediyor
bazı Martıların kahverengi olmasını bu bahsettiğimiz bu yıl yumurtadan çıkan büyümüş olan ve palazlanmış olan artık uçmaya başlayan yavrular.

Kahverengi ve siyah rengi veren melanin çok daha sert bir yapı ve
güneş tuz su ve fiziki yıpranmaya dirençli olması gereken
dayanıklı olması gereken bu tüyler
Her yıl Haziran sonundan itibaren
boğazda o yılın ilk çıkan yavrularını görmeye çalışırım

yavru martının uçması
ekmek elgen su gölden martı yavrusunun keyfi yerindedir.
Ancak anne baba ve tüm mahallenin baskısı, çığlıkları hatta gerektiğinde kanat darbeleriye uçmaya zorlanırlar.
bir kere uçan martı ise kendisini boğazın serin sularına atar.

Yavru Martılar

Nisan Mayıs ve Haziran aylarında yavru Gümüş martılardan çok sayıda yaralı halde bulunanlar olur bazıları damdan düşer bazıları Martılar arasında veya parklar ve Kargalar ve Martılar arasındaki savaşlara kurban düşer kanatları kırılır boyunları incelenir veya uçamaz hale gelebilirler bu tip Martılar bir kısmı maalesef telefondur.

Ancak Gümüş martının üreme stratejisi budur bir şahin gibi bir kiloya yakın büyük gövdesini et yiyerek doyurur Bu şu anlama gelir ekolojik olarak besin zincirinin üstünde olan orta boylu Hatta iri bir kuş türüdür besin zincirinin en üstündeki türler çok uzun yaşayan ve üreme başarısı nispeten düşük olan türlerdir keza öbür türlü olması mümkün değildir dünyada ne milyonlarca kartalı besleyecek kadar tavşan vardır ne de vır vır vır dır dır dır

Gümüş martının karmaşık ekolojisinde adaptif bir tür olduğunu söyleyebiliriz adaptif ve Fırsatçı başka hayvanların düşünmediği imkanları keşfederek farklı besin kaynaklarına arayışı içinde bulunur Bu nedenle çöpte beslenmeyi en hızlı öğrenen türlerden dir.

Aynı nedenle yavruları da bu bilinmez dünyanın dikenli Yollarında ilerlerken Bir sürü kaza ile karşılaşabilir Örneğin çöp ile beslenen bir martının kendisine zarar veren bir nesne yutması veya bozulmuş bir besin alması veya Balıkçı teknesinin peşinden okyanusa açılan martının fırtınada kaybolması gibi.

Bu nedenle Gümüş Martıların yavrularında ölüm oranı çok yüksektir Uçan yavruların yarısından fazlası ilk yıllarına tamamlayamadan ölürler ancak 1 yılına Sağ Salim atlatan yavrular ortalama 6 ile 15 yıl yaşar.

O kahverengi tüylü martının beyaz tüylü Martı olmasına gelirsek bu da Yaklaşık 4 yıl süren bir süreçtir yılda 2 defa tüylerini değiştirir Sonbaharda Kanat ve gövde tüylerinin tamamı değişir ilkbaharda ise sadece gövde tüylerini değiştirir tüy değişimi yumurtadan yavruların çıkması ile başlar ve Kasım ayına kadar devam eder.

Yaz ayında temmuz ağustos eylül aylarında Martıların toplandığı çatıların altında deniz kenarlarında balıkçı barınaklarında ve benzer yerlerde yüzlerce binlerce tüy bulabiliriz.

Mayıs Ayı Konukları

Alasığırcıklardan bahsetmesek olmaz.

  • 18 Mayıs Beykoz
  • 19 Mayıs Etiler
  • 20 Mayıs Tepekent
  • 20 Mayıs Kamil Abduş
  • 20 Mayıs Riva – 6 Haziran
    Gözlemciler Sedat Asar, Salih Ağırcan, Haldun Savaş, EMine Nurhan Tekin ve Babür Hakarar’a selamlar.

Kukumav

Şehir Kuşçusu 4 – Notlar

Karantinada Balkondan Gözlem

Karantina süresinde kuş gözlemi adına gittiğim alan, balkonumla sınırlıydı. En son programda 28 türe ulaşmıştım, en son 5 tür daha ekleyerek 33 türle kapattım. En son türlerimin arasında muhteşem bir kuş var. Arıkuşu.

Arıkuşu sığırcık boyunda bir tür. Tüylerinde gökkuşağının 7 rengini görebilirsiniz, mavi bir karnı, kırmızı ve sarı bir sırtı, siya çizgisi ve yeşil ve kızıl kanatları var. Bir kırlangıçtan iri, ancak güvercinden de küçük. Afrika göçmeni, nisan-mayıs aylarında geliyorlar ve eylülde dönüyorlar. İstanbul Boğazı, Avrupa’ya giden kuşların sanki toplanma alanıdır.

  • Kara çaylak
  • Arıkuşu (ses çalmaca) – yerlerinden.
  • Yaz atmacası
  • Bülbül (ses çalmaca)
  • Kızıl Şahin
  • Saksağan

Bülbül her yerde var, ancak gündüz saatinde evden duymak çok memnun etti. Dışarı çıkmanın serbest olduğu, sokakların ana baba günü, yolların otobüslerce dolu olduğu bir güne tesadüf etmesi de ayrıca ilginçi.

Leş kargası yuvası

O leş kargası yuvasından önceki programda bahsetmiştim. Ağaçta yuvaladıklarını son anda farkettim.

Leş kargaları ağaca yuva yapıyorlar. Şehire tamamen adapte olsalar da ağaç dışında yuvalamaya henüz başlamadılar. Ne kadar beton olursa olsun, bir ağaç bulmak zorundalar. Mezarlıklardaki serviler ise ideal yuvalama mekanları. Her zaman yeşil, sık yapraklı ve güvenli.

Oysa Manhatten’deki kızıl kuyruklu şahinler çoktan ağaçları terketmişler, klima platformlarında yuvalamaya başlamışlar. Cornell Lab’ın canlı kamerası ile veya twitter’de urban hawks hesabından takip edebilirsiniz.

BU AŞAĞIDAKİ KAYITTA YOĞUN BİR CIRCIR SESİ VE TRAFİK VAR. ŞAHİNİN SESİ 7. SANİYEDEN SONRA.

Biz gene kargalara dönelim.

Kargaların servide yuvaladığını biliyordum, ancak yuvanın balkondan görülen dalların arasındaki o boşlukta olduğunu farkt etmem zaman aldı. Meğer yuvanın çıkışı, doğrudan benim balkon doğrultusunda imiş. Belki de yuvanın bir çıkışı demeliyim, keza yuvanın iki girişi var. Diğeri de yandan. Belki düşman gelirse, kaçış için tutuyorlar.

BU KARGALARIN AGRESİF SESİ.

Karga Gözlemlerim

  • 19 Nisan yuvayı ilk fark ettiğim tarih oldu. o zaman bir iki haftadır kuluçkada olmalıymışlar. Dişi ve erkeğin uzun uzun kuluçkaya yatışlarını izleyerek başladı bu iş.
  • 21 Nisan’da Yumurtaların kırılmak üzere olduğunu düşündüm. Hareket ve heyecan artmıştı.
  • 26 Nisan’da yumurtadan çıktmış olduklarına arar verdim. Yuva çukur ve yumurtaları ve yumurtadan yeni çıkmış küçük yavruları görmem mümkün değil.
  • 28 Nisan’da ilk kez yavruları gördüm.
  • 3 Mayıs’ta yavru sayısının 3 veya 4 olduğuna karar verdim. Zaten literatürde de 3-6 arasındaymış.
  • 13 Mayıs’ta toplam 3 yavru olduğuna karar verdim. Bu arada erişkinlerin yuvayı temiz tutmak için yavruların dışkılarını nasıl yediklerine şahit oldum.
  • 16 Mayıs’ta büyük yavru ortanca kardeşiyle yuva kenarına tünemeye başladı.
İlk karga sesi

17 Mayıs’ta yavrular esrarengiz bir şekilde kayboldu. Ya yavrular aşağıya düştü. Öyle ise çok sorun değil, anne baba beslemeye devam edebilir. Ya başka bir kuş onları öldürdü. Tek kalan yuvanın çıkışındaki bir dala takılmış bir tüy oldu.

Erişkinler birkaç gün daha yuvaya gidip geldikten sonra o yuvayı tamamen terk ettiler, ancak sokağa delmeye devam ettiler. Bende karantina kuş gözlemlerine ara verdim. Kargalar ise birkaç gün sonra tekrar normal hayatlarına geri döndüler.

İLk karga sesi

Şehir Kuşları

Ancak sonra o kadar da üzülmemem gerektiğini anladım. McGilL’de bir araştırma yapmışlar… Şehirde yaşamak kolay değil. Geçenlerde McGill üniversitesinde bir makale çıktı.

GÜVERCİNİN SESİ. ŞEHİR KUŞLARINA ÖRNEK.

Birds living in urban environments are smarter than birds from rural environments. But, why do city birds have the edge over their country friends? They adapted to their urban environments enabling them to exploit new resources more favorably then their rural counterparts.

Jean-Nicolas Audet, a Ph.D student in the Department of Biology and first author of the study published in the journal Behavioral Ecology.

.Jean-Nicolas Audet, Simon Ducatez, Louis Lefebvre. The town bird and the country bird: problem solving and immunocompetence vary with urbanization. Behavioral Ecology, 2016; 27 (2): 637 DOI: 10.1093/beheco/arv201

Yavru bulmalar

Baştankara Yavrusunun Sesi

Cama çarpma konusu bu konuda en çok yapılması gereken,

  • bir karton kurunun içerisine havluyu simit şeklinde yapıp ortasına koymak olabilir.
  • çarpışmanın ilk anlarında akut strest sendromu görülür,
  • bu süreç içerisinde bir şey yedirip içermeye çalışmadan sakinleşmesini beklemeliyiz,
  • kendine geldiğinde uçacaktır.

SES tekrar

Saksağan

Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı, diye bir atasözümüz var.

Saksağan çok ilginç bir kuş. İlk gözdüğünüzde şu şekilde sorular gelebilir:

  • Bahçede uzun kuyruklu siyah beyaz bir kuş var, nedir acaba.
  • Çok ilginç bir kuş zıplayarak ilerliyor.
  • Kargaya benziyor ancak daha renkli.
  • Bu ala karga olmasın?
  • Siyah beyaz bir kuş çatıya kondu.
  • Beyaz kanatlı siyah bir kuş uçuyor nedir?

Tüm bunların yanıtı otomatik olarak saksağan. Saksağan kargagillerden, leş kargası gibi gagadan kuyruğa 46 santim, ancak kuyruğu gövdesinin yarısı kadar. çok geveze, dır dır, vır vır’ı çok. Genellikle çiftler halinde dolaşıyor. Bir özelliği de damlı bir yuva yapması. Bu şekilde yuvasını tanımak çok kolay.

Ses

Değişik illerde kargagillerin farklı üyeleri hakim. Örneğin İstanbul’un hakimi leş kargası.

Oysa Ayvalık veya İzmir’de hakim küçük karga.

Ankara’da ise hakim saksağan.

Erzurum’a veya Edirne’ye gittiğinizde hakim ekin kargasıdır.

Saksağanı da tanımış olalım…

Kumru mu küçük kumru mu?

Güvercinler dünya çapında çok uyumlu türlerdir. Dünyanın her şehrinde bir güvercin veya kumru görebilesiniz. Güvercinlerin daha pastel renkli, sempatik ve küçük türlerine kumru deriz. Oysa genetik olarak hepsi güvercin, ya da hepsi kumru.

Küçük kumru İstanbuL’a saraya getirilmiş. Tunus rtaragından olacak. Sonra bu saray kumruları üremişler, çoğalmışlar ve şehre yayılmışlar. Son yangınlarla İstanbuL’un ahşap binaları yokolunca, önce cumhuriyet imarisinin taş binaları, sonra da KAradenizli Müteahit mimarisinin beton binaları oluşmuş, şehir her geçen gün küçük kumrulara kol kanat germiş. Bugün küçük kumru şehrin hakimi…

SES tekrar

GD dışında ülkemizin yerli türü kumru, yani halkalı kmru. Yusufçuk veya gugukçuk denen bir tür. İzmir’de hala onlar hakim. Ankara’da da.

Gugukçuk deyince Guguktan da bahsedelim. Bu çok ilginç hayvan, ilkbaharın habercisi. çoğunlukla ormanlık alanlarda bu sesi duyabilirsiniz. Bakın ne kadar da benziyor.

Bu çok ilginç hayvan, ilkbaharın habercisi. çoğunlukla ormanlık alanlarda bu sesi duyabilirsiniz. Bakın ne kadar da benziyor.

TEKRAR SES

İç Anadolu’daki şehir kasaba ve köylerde ise ayrı birkuş var. Hüt hüt. Dİğer adıyla çavuşkuşu. Bu ötüşte arkada kumruyu da duyabilirsiniz.

Çavuşkuşu veya ibibik şu boyda şu şekilde bir tür. Afrika’dan geliyor. Ancak taşların ve çatılarda üreme kapasitesi çok yüksek. Ben Ankara’da okurken mahalleinin ilkokulunun çatısında ürerdi.

TEKRAR SES

19 Mayıs kuşu! Alasığırcık

İStanbuL’da gözlemnen türlerden biri çok ilgin. Sadece bir hafta görülüyor. Ve o hafta da 19 Mayıs’ı takip eden 7 gün! Bu kuşun adı alasığırcık!

Alasığırcık

Sığırcık

Göçmen Guguk

27 May 2020 – Birding Beijing

ONON is home! As of 1530 local time on 27 May 2020 he is in the vicinity of Khurkh Bird Ringing Station, where he was fitted with his tag in June 2019, after a round trip of c26,000km, including 27 border crossings involving 16 countries.  Remarkable navigation and endurance.  And now he has no time to waste as he needs to set up his territory, defend it from competing males and mate with as many females as possible!  

Border crossings by ONON: Mongolia – China – Myanmar – India – Bhutan – India – Nepal – India – Pakistan – Oman – Saudi Arabia – Yemen – Saudi Arabia – Eritrea – Ethiopia – Kenya – Tanzania – Zambia – Tanzania – Kenya – Somalia – India – Bangladesh – India – Bangladesh – Myanmar – China – Mongolia (27 involving 16 countries)

Guguğun hikayesi

Şehir Kuşçusu 3 – Notlar

Sesi Gelen Ağaçkakan

Korona salgını nedeniyle karantina günlerimiz devam ediyor. Bu nedenle Şişli’deki beton blokların arasındaki balkonumda hiç olmadığı kadar kuş seyrediyorum. Yoğun trafiği taşıyan işlek cadde şimdi çok sakin. Bu sayede ilk kez, mezarlıktaki ağaçkakanın sesi eve kadar geldi. Duyduğum ses, yaklaşın böyle bir şeydi.

Alaca ağaçkakan bir sığırcık boyundadır, güvercinden küçük, serçeden büyük, siyah beyazlı bir kuştur. Diğer akrabaları gibi bir orman kuşu değildir, yeşil olan her yerde görülebilir. İstanbul’da tüm mezarlıklar, parklar, geniş bahçeli alanlarda ve korularda görülür.

Ağaçkakanların taklamasının üç nedeni vardır.

  • Birincisi, beslenmek için ağaç gövdesinin içinde yaşayan böcekleri ararlar, gagalarıyla bu böceklerin açıkları tünelleri keşfeder, sonra da uzun ve yapışkan dilleri bu dehlizlere sokarak böceklere ulaşırlar.
  • ikinci nedeni, yuvalama. Ağaçkakanlar, ağaçların içine, kendilerinin girebilecekleri kadar geniş, karga gibi düşmanların giremeyecekleri kadar dar bir delik açar, iç kısımda ise dört beş yavruyu yetiştirecek kadar geniş bir salon kazarlar.
  • Bir de bu üçüncü neden var. O da burası benim demek. Ötücü kuşların öterek yerine getirdikleri bu işlevi, çoğu ağaçkakan türü taklayarak gerçekleştiriyor. “Burası benim.” veya “benim çok güzel bir evim var, benimle evlenmek ister misin?” veya “Oğlum bak hayatta kalmak için böyle savunacaksın alanını”. demek.

40 günde 17 tür

Şu aralar Şişli’de dar bir sokaktaki balkonum kuş gözleyebileceğim tek mekan oldu. Karantina’nın 40’ıncı gününü bitireli biraz oldu. Burada gördüğüm kuş listesi 28 oldu!

  1. Leş kargası (yerli)
  2. Serçe (Yerli)
  3. Küçük kumru (yerli)
  4. Şehir güvercini (Yerli)
  5. Gümüş martı (yerli)
  6. Ak karınlı ebabil (yerli)
  7. Büyük baştankara (Yerli)
  8. Küçük karga (yakında yerli)
  9. Yeşil papağan (yerli)
  10. Atmaca
  11. Şahin
  12. Küçük orman kartalı
  13. Gökçe delice
  14. Saz delicesi
  15. Leylek
  16. Ak kuyruksallayan
  17. Küçük kartal
  18. Kerkenez
  19. Kara sırtlı martı
  20. Alaca ağaçkakan (yerli)
  21. Kır kırlangıcı
  22. Karabatak (yerli)
  23. Kaşıkçı
  24. Sığırcık (yerli)
  25. Ebabil (yakında? yerli)
  26. İskender papağanı (yerli)
  27. Kum kırlangıcı

Bu türlerin yaklaşık yarısı 14 tür yerli. Diğer 14 tür ise gökyüzünde denk geldiğim göçmen kuşlar. Bunların arasında ilginç türler de var. Mesela kara sırtlı martı.

Bizim gümüş martının yakın akrabası. Ama siz hiç sırtı simsiyah bir gümüş martı gördünüz mü? Bu tür İstanbul’da ne yuvalıyor, ne de kışı geçirmeye geliyor. Göçmen bir martı. Bu tür Finlandiya ve Baltık Denizi’nde yuvalıyor. Kışı ise Afrika’nın Boynuzu denilen Somali ve Kızıldeniz kıyılarında geçiriyor. Özellikle Nisan ayında göç sırasında Boğaz’da diğer martıların arasında uçarken çok şık duruyor. Bu iki alan arasındaki göçü sırasında Şişli selamlarında bunu görmem, beni heyecanlandırdı. Yolun açık olsun…

Mucize kuş ebabil

Şehir kuşları arasında çoğumuzu fark etmediği bir gruptur ebabiller. Ancak bu grubun doğa tarihine, yani biyolojik ve ekolojik özelliklerine bakınca insana “o kadar da olmaz” dedirten özellikler vardır. Mesela ne mi? Uçarken uyuması, desem?

Önce ebabili tanıyalım. Kırlangıca çok benzerler. Çoğu zamanda kırlangıç zannediliyor.

Ebabiller iridirler, kanatları bir bir kılıç gibi uzun ve düzdür. Genellikle yüksekten ve hızlı uçarlar. İstanbul’daki en yaygın tür ak karınlı ebabildir. Peki bunlar neredeler? Her yerde… İstiklal Caddesi, Beşiktaş, Bakırköy Çarşı, Büyükçekmece, Maltepe, Maslak, Kadıköy Rıhtım, hemen hemen her yer…

Gelelim uyuma hikayesine. Ebabiller gerçekten uçmak üzerine master, doktora, yapılacak tüm uzmanlıkları yapmışlar, son noktaya gelmişler. Besinleri olan böcekleri tamamen uçarken yakalıyorlar. Su içmek için bile karaya inmelerine gerek yok, bir göl veya nehirde suya alçalarak gagalarını suya dokundurarak su içiyorlar. Havada çiftleşiyorlar. Ve göçleri sırasında havada uyuyorlar. Bu kadar iyi uçabilmek ve kesintisiz havada kalabilmek için birçok adaptasyon geçirmişler.

  • Gözleri çok iri, ancak kafatasında bir çukurda. Tüm gövde son derece aerodinamik, hiçbir çıkıntı yok.
  • Kanatlar çok uzun, sivri uçlu ve dar.
  • Bacaklar ağırlık yapmamak için küçülmüş, kısacık olmuş, sivri tırnakları ile sadece dikey yüzeylere konabiliyor.
  • Ve en önemlisi uçmasını sağlayan göğüs kasları, neredeyse bizim kalp kasına benzemiş. Yorulmadan çalışıyor. Gece bile….

Şehirdeki ebabillerin günlük bir ritmi var. Sabahleyin yuvaları çevresinde gruplar halinde uçuyorlar ve sıkça bağırıyorlar. Sabat 8 gibi şehirden ayrılıp kıra gidiyorlar. Gün boyunca besleniyorlar. Öğle saati İstanbul’da tek ebabil görülmediği olabiliyor. Akşam saatlerinde tekrar üreme kolonisine (grup halinde yuvalama alanı) geri dönüyorlar. Bu yüzden ebabil görmek için ya sabah saatleri ya da akşam saatleri göklere bakın.

İstanbul’da en çok ak karınlı ebabil var. İstanbul dışında Zonguldak, Samsun, Elazığ ve Kapadokya’da da ak karınlı ebabil var.

Ebabil (yani adi ebabil) ise hem Türkiye’nin hem de Avrupa’nın en yaygın türü. Ankara, İzmir tüm İç Anadolu, Doğu Anadolu’da en yaygın tür. Şehirler, kasabalar ve köylerde yuvalıyor.

Çok farklı bir sesi var. Trilsiz uzun bir sirrrr sesi… ” Galata kulesinde yapılmış Stuart’ın bu kaydında arkada da ak karınlı ebabil duyuluyor.

Bir de boz ebabil var. Genelde bir Akdeniz iklimi türü. Ebabile çok benziyor, bir tık açık renklisi gibi. çoğunlukla sadece sesi ile ayırt edilebiliyor.

Trilsiz Sirr sesi ilk dinleyişte ebabilinki gibi, ancak dalga oluşturuyor. “Çiiğ-nedi, çiğnedi” gibi.

Bu üç tür İstanbul’da nasıl bir arada yaşıyor? Alan paylaşımı yaparak. Baskın tür ak karınlı ebabil, eski binalar, çatılar, izolasyon için bina yüzlerine monte edilen onduleler, bina arası boşlukları, kullanılmayan su boruları. Her türlü mekanı kullanabiliyor. tek şartı, serbest düşüş için yeterince yüksek ve manevra yapabilmek için önünün açık olması.

Ebabil ise daha küçük. Ak karınlının giremediği dar veya alçak mekanları veya manevra yapamadığı dar sokakları kullanıyor. Örneğin, Galatasaray Lisesi’nin taş duvarlar. En sevdiği alanlar, eski taş duvarlar, tarihi yapılar ve camiler. Örneğin, Bozdoğan Kemeri.

Boz ebabil ise 1980’lerde yaygın olan panjurları çok seviyor. Çoğunlukla Marmara Denizi kıyılarını tercih ediyor. Kadıköy’de yoklar, ancak Göztepe’de varlar. Topkapı’da yoklar, ancak Sefaköy’de varlar. Karadeniz kıyısındaki Rumelifeneri, Şile gibi köylerde de var.

Sosyal Medya Önerileri

Yeşil papağan Türkiye kuşları listesinde erini çoktan aldı. Kafesten kaçanlar, gümrükten bırakılanlar ve kamyon kazalarında serbest kalanlar, yerleştiler, onlarca nesil yetiştirdiler, artık doğma büyüme İstanbullu papağanlar var. Yıllardır papağanlarla ilgili çalışan biliminsanı Dr. Esra Per, bir twitter hesabıyla vatandaş bilimi projesi yürütüyor. https://twitter.com/PapaganSay

Uzun zamandır, şehirde çektiğim kuş fotoğraflarını Instagram hesabımda paylaşıyorum. Son olarak balkondan çektiğim küçük bir belgeseli paylaştım. https://www.instagram.com/kerem.ali.boyla/

Kapanış Konseri

Nisan ayıyla beraber bülbüller de İstanbul’a geldiler.

Artık korularda, büyük bahçelerde ve şehirde kalmış diğer yeşil alanlarda bu sesi duyabilirsiniz.

Bir de bülbülün hemen amcaoğlu diyebileceğimiz en yakın akrabası var. Benekli bülbül. Bu kuzey ülkelerinde bülbülün yerini alıyor. O da göç sırasında, bazen kötü havaya yakalandığında şehre iniyor ve olmadık yerlerden görülüyor. Özellikle 1 Mayıs civarını not alın. Bir de ötüşünü dinleyelim. Vurmalı ve üflemeli tonlar değişimli duyuluyor ve sonunda bandodaki bir trampet geçişini andırıyor “Kayseri-Gelibolu-Giresun-van”.

Koronavirüs sırasında evde kalmaya devam edelim. Kuş gözlemini ya balkondan veya yürüyerek gidebileceğimiz yakın parklarda yapalım, sosyal mesafeyi koruyalım.