Şehir Kuşçusu 18 – Şehrin Marangozları Ağaçkakan

Şehir Kuşçusu programına hoş geldiniz. Yeni yılın bu ilk programında size ağaçkakanlardan bahsedeceğim. 

Şehirdeki Gözlem Anı

Yanılmıyorsam 2018 yılıydı. Evimin bulunduğu sokağı başında bir mezarlık var. Burada ilk ağaçkakanımı duyduğumda hem şaşırmış hem de sevinmiştim. Düzenli olmasa da yılda 5-10 kere sesini duyuyordum. 2020 Baharındaki karantina döneminde günlük balkon gözlemlerinde de ağaçkakanı en sonunda görmüş, hatta çok kötü de olsa fotoğrafını çekmiştim.

Geçen haftanın başında sesini ofise yürüdüğüm caddeye çok yakın bir noktada duydum. Ah dedim nerede, nasıl görürüm ben onu… Ertesi gün aynı saatte sabah oradan geçerken gene sesin duyunca, duvara yaklaştım ve bir umut bakınmaya başladım. Kuşçuluğun birinci kuralı, bir kuşun bir yerde olduğunu bilsen de, onun ortaya çıkma ve kendini gösterme ihtimali çok düşük olabilir. Ama kuşu hiç aramadığında, o kuşu görme ihtimalin sıfırdır!

Ben de bir ihtimal diye ağaçlara bakınmaya başladım. Yaklaşık 2 dakika boyunca yanımdan geçen yayaların garip bakışları altında, bakındım.  Ve hemen duvarın arkasındaki ikinci büyük ağaçta kendisini gördüm. Cep telefonuyla çok kötü de olsa bir videosunu çektim. 10 saniyelik bulanık videonun ortasında 1 saniye boyunca ağaç gövdesine yapışık duran kuş görülebiliyordu. İşte o ağaçkakanla günü kurtardım!

[Yukarıdaki ses kaldığı yerden devam edebilir]

Alaca ağaçkakan, yaklaşık bir sığırcık büyüklüğünde, serçeden iri, güvercinden küçük bir tür. Karnı beyaz, sırtı siyah üzerine beyaz lekeli. En çarpıcı lekeleri omuzundaki beyazlar ve yanağındaki beyaz kısım. Siyah ve beyazı tamamlayan şey başındaki ve kuyruk altındaki kırmızı leke. İsmini biraz açıklamak gerekebilir. Alaca sıfatı kuşlarda çok kullanılıyor. İçinde siyah ve beyazın olduğu birkaç renkten oluşan iri parçaların birleşince oluşturduğu desen anlamına geliyor. Yani Al (kırmızı) ile alakası yok aslında.

Ağaçkakanlar aykırı kuşlardır, diğer kuşlardan çok farklı şeyler yapabilirler. Ne dala tünerler, ne de yere konarlar. Ama ağaç gövdelerine tırmanma konusunda uzmandırlar. Parmaklarının, bacak kaslarının ne kadar güçlü olduğunu siz hayal edin. Ağaçkakanların diğer özellikleri taklamaları. Bir de başlarını ağaç ve hatta betona vura vura delik açma yetenekleri vardır. Birçok dilde adı, marangoz kuşu… Ağacı istediğiniz şekle oyabilir, özellikle de bir yuva kazabilir. Müthiş sivri bir gaga, saniyede 10 ila 20 kez gagalama kapasitesi.

Ülkemizde 9 tür ağaçkakan var. Bunların arasında alaca ağaçkakan en yaygın olanı. Yakın akrabası birçok tür orman kuşu iken, bizimki orman dışındaki alanlarda hayatta kalmayı öğrenmiş. Konya Ovası’nda bozkırın ortasındaki köylerde de var, meyve bahçelerinde de, şehir parklarında da. Yeter ki üç beş tane ağaç olsun.

KÜÇÜK AĞAÇKAKAN

Şehirlerde başka tür ağaçkakanlar da var. Küçük ağaçkakan, daha orman niteliği olan şehir parklarında özellikle kış aylarında olabilir. Neredeyse bir serçe boyunda çizgi film karakterli bir kuş. Onun ayrıca çok güzel bir sesi var.

Bir de yeşil ağaçkakan var. O ise bir güvercin boyunda, yemyeşil renkli bir kuş. Yeşil papağan kadar yeşil. Suratındaki siyah maske erkeği tanınıyor. Diğer ağaçkakanlardan farklı bir özelliği var. Yerde beslenmeyi seviyor ve yerde karıncalarıyla beslenebiliyor. Bir şekilde karıncanın formik asit, yeşil ağaçkakanı etkilemiyor. Bu nedenle orman dışında şehir parklarında ve

Görüldüğü gibi ağaçkakan türleri boy boy olabiliyor. Serçe boyundaki küçük ağaçkakan, sığırcık boyundaki alaca ağaçkakan ve güvercin boyundaki yeşil ağaçkakan. Tüm bunların yanında Karadeniz ormanlarında yaşayan karga boyunda bir tür var ki o da kara ağaçkakan. Türkiye’de birçok kuş gözlemcisinin hayalindeki türü görmek için şehirden çıkmak ve ormanlarda aramak gerekiyor onu. Ama İsviçre’de durum farklı. Hemen Zürih’in periferinde, yürüyüş yapılan, bisiklet parkurlarının olduğu bir koruda, kara ağaçkakanın muhteşem ıslığını duymuştum.

Şehir içindeki yeşil alanlarda “üretim amaçlı ormancılığı” terkeder, ağaçların yaşlanmasına izin verirsek ve bu çevresine yaşam verdiği bilinen ölü ağaçları kaldırmazsak birkaç on yıl içinde Kara Ağaçkakan görmeye başlarız. Neden olmasın?

Ada Biyocoğrafyası

Bir ekolog olduğum için, küçük bir mezarlıkta bir ağaçkakanı görünce, aklıma birçok soru geliyor. Birinci soru şu? Bu ağaçkakan için o küçük mezarlık yeterli mi? Buradaki imkanlar (ağaç sayısı, yuva yağabileceği uygun kuru ağaç gövdeleri, iri ve etli ağaç kurtlarının miktarı) bu kuşu 365 gün burada tutar mı? İkinci sorum şu: Eğer kuş kalıcı değilse, buraya yakındaki hangi parktan geliyor?

Bu soruları anlamak için biraz ekoloji teorilerine dalalım ve Endonezya’ya yolculuk yapalım.

Endonezya 17.000 adadan oluşan bir ülke.  Buradaki adaların barındırdığı kuş türlerine, adaların yüzölçümüne ve en yakın büyük adaya olan mesafesine bakmışlar. Buna göre büyük adalarda çok daha fazla tür görmüşler. Örneğin Borneo adasında 673 tür varken, daha küçük yüzölçümü Java adasına 450 tür varmış. İkinci gözlem de adaların ne kadar ücra veya ulaşılabilir olması. Java adasına 450 tür Buna göre az ulaşılabilir adalarda, mesela Lombak adasında 180 türe varken benzer bulmuşlar. Bu teoriye de Ada Biyocoğrafyası demişler.

Ada Biyocoğrafyası teorisini iki olguyla açıklamışlar. Birincisi yerleşme kapasitesi…  Adalar birbirine yakın olunca, kuşlar yeni adalara yerleşebiliyorlar. İkinci oldu ise yokolma olasılığı. Ada küçük ise, yeni yerleşen kuşlar büyük ihtimalle barınamıyor.

Aynı teoriyi şehirlerdeki yeşil alanlara da uygulayabiliriz. Büyük park ve korularda çok fazla kuş nüfusu ve çeşitliliğini görebiliriz. Alanlar küçüldükçe tür sayısı azalıyor. Bu bağlamda Ağaçkakan da her yeşil alanda düzenli olan bir tür değil.

İkinci konu da parkların aslında bir şebeke olarak işlev görmesi. Bir park küçük de olsa, eğer yakın çevresinde büyük park varsa, o parkın kuşlarından nemalanıyor. Çeşit çeşit kuşlar, bir parktan diğerine dolaşarak, hayatlarına devam ediyorlar. Yeni parklara yerleşmek için uğraşıyorlar, tutunan yeni kaleler keşfediyor, tutunamayanlar yok oluyorlar.

Bakalım bu mezarlıkta daha kaç yıl ağaçkakan sesi duymaya devam edeceğim.

Bu programda z değil x harfi ile başlayan “xenocanto” sitesinden faydalandım. alaca ağaçkakanı Ding Li Yong İran’da, alaca ve yeşil ağaçkakanı Albert Lastukhin Azerbaycan’da, küçük ağaçkakanı Peter Boesman Belçika’da, Kara Ağaçkakanı Marco Dragonetti Romanya’da, Orman seslerini Paulo Alves Endonezya’da ve Fernando del Valle Romanya’da kaydetmiş. Hepsine teşekkürlerimi sunarım.

Yeni yılda hepinize bol kuşlu günler dilerim.

Şehir Kuşçusu 17. Bölüm – Köyden şehre göç eden kuşlar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz! Bu programda size kırdan şehre göç eden kuşlardan bahsedeceğim.

1950’de sanayileşme hareketi ile kırsal nüfusun büyük şehirlere göçü birçok filme konu olmuş tanıdık bir olgu. İstanbullu olarak, çeşitli memleketlerden binler insan şehre gelmiş. Önce Marmara ve Trakya çevresinden, onsra Kastamonu ve Sivas bölgesinden, bol sayıda Rize ve Trabzon’dan, 80’den sonra ise yoğun olarak Güneydoğu illerinden yüz binlerce insan gelmiş yerleşmiş. Hatta şimdi Afrikalılar, Ruslar, İranlılar ve Suriyeliler de İstanbul’a göç etmişler.

Kuşlarda durum farklı mı zannediyorsunuz?

Şehir devamlı olarak değişen bir yapı. İstanbul’un tarihine baktığınızda, karşınıza çıkan büyük felaketler bugünkü gibi deprem değil, yangın felaketleriydi. Çünkü cumhuriyet dönemine kadar evlerin çoğu ahşap evlerde yaşardı. Herhalde o zamanlar ahşap binalarda yaşayan kuşların, bugünün beton binalarına yaşamadığını düşünsek, çok yanlış olmayabilir. Mesela kır kırlangıcı…

kırlangıçlar ahşap binalarda da yuvalayabilen kuşlardır. Oysa ebabiller taş veya kerpiç yapıları tercih ederler. Ve İstanbul’da bugün kırlangıçlar yok denecek kadar az, ebabiller ise göklerin asıl hakimi. Acaba bu oyuncu değişikliği ne zaman oldu? Dağdan gelen ebabiller, yerli kırlangıçların yerini ne zaman aldı?

Taş binalar sadece Bizans ve Osmanlı saraylarıyla ve devlet binalarıyla sınırlıryen de ebabiller var mıydı?O zaman ise ebabil (yani adi ebabil veya kara ebabil) snaırım vardı. Bugün de ebabili Sultanahmet Camii, Bozdoğan (Valens) Kemeri ve galata kulesi gibi antik yapılarda görüyoruz.

Ama gelelim ak karınlı ebabile..

TÜrkiye şehirlerinde İStanbul özel şehirlerden… Ankara’da İzmir’de KAyseri’de hakim tür ebabil iken, hatta Moskova ve Berlin’e kadar listeyi uzatabiliriz, neden İstanbuL’da neredeyse iki katı boyundaki ak karınlı ebabili var? Ve nereden ve ne zaman göçtüler. İStanbuL’a en yakın yuvalama alanı, Marmara adasının mermer ocaklarıyla dolu güney yarısındaki deniz yarları. Bence buradan ara sıra istanbul’a gelen bazı kuşlar, uzaktan gri beton cepheleri görünce, ya bir bakalım buradan bir ekmek çıkar mı bize, demiş olmalılar. Sonra burada yuvalamaya başlayınca da diğerlerinin de dikaktini çekmiş olmalılar. Bugün İstanbuLda 10binlerce, hatta 100binlerce ak karınlı ebabil yuvalıyor.

İStanbuL’a ne zaman ve tam olarak nereden yerleştirğini bilmiyoruz. Ancak bazı diğer sahil şehirlerinde yeni gelişmeler var. Zonguldak, Samsun ve Tekirdağ’a geçmesi, veya oradaki kadrolu şehir kuşu mertebesine ulaşması, son 20-30 yılın hikayesi olduğunu düşünüyorum. Anlaşılan biz betonları diktikçe, gökyüzüne doğru uzanan o sentetik gri kayaçlar, bazı köy kuşlarının dikkatini çekmeyi başarıyor!

Ankara’ ya ilk yerleşen kargalar

1950’Li yılların sonunda Ankara’da yaşayan babam ve amcalarım, bana Ankara’da daha çok o siyah karganın olduğunu, siyah beyaz renkli uzun kuyruklu kuşun ise sonradan arttığını anlatmışlardı. O siyah karga, Afyon, Ankara, Sivas ve Erzurum gibi illerde, bozkır köy ve kasabalarında bol bulunan ekin kargasıydı. Sİyah beyza renkli uzun kuyruklu kuş ise, adı karga olmayan, ancak aynı familyaya mensup olan saksağandır. Demek ki, gecekondular ve kavaklarla bir köy havasından, yavaş yavaş caddeler, bulvarları ve ona göre düzenli dikili peyzaj ağaçlarıyla şehre dönüşen Ankara’da kargagilelrde de oyundu değişikliği olmuş, şehre yerleşen saksağan, yerli ekin kargalarını kovmuş.

Benim Ankara’da okuduğum 1990’lı yıllarda ise saksağan hakimiyeti devam ediyordu. Hiç İstanbul’da görmediğim kadar saksağan vardı çevremde. İstanbul’dan aşina olan leş kargasını gözüm arardı. Ankara’da ona sadece şehrin dışında, gölbaşı’nın güneyindeki sulak alanın üzerinden geçen yüksek gerilim hattında rastlardım.

1998’de Ankara’da ayrıldım, ama 2005’te geri döndüm. Bu süre içinde Ankara’ya yeni bir göç yaşanmıştı. Sağda solda leş kargaları görüyor, heyecanımı diğer kuşçularla paylaşıyordum. Bu ilginç olayın nasıl olduğunu, en sonunda bir kuş gözlemci arkadaşta duydum. O da bugün birddetective lakaplı bir instagram fenomeni olan Emin Yoğurtcuoğlu idi.

Ankara’da yeni ve iddialı bir park kurulmuştu. Buraya envai çeit ağaçlar ve çok özenli bir peysaj çalışması yapmışlar. Burası Emin’in de kuş gözlemee başladığı Altınpark. Buraya bir çift leş kargası gelmiş, yerleşmiş ve burada öremeye başlamış. Sonra leş kargaları mnce tüm Altınpark’a hakimiyeti kurmuşlar ve saksağanları da kovmuşlar. Ardından da Altınpark’ı baz alarak şehrin diğer yeşil ağaçlı alanlarını fethe çıkmışlar. Bugün 2020 yılında leş kargası Ankara’nın kadrolu şehir kuşları arasında yerini alıyor.

Bu hikayenin özeti de şu. Ankara’nın hakimi önce Ekin Kargası, sonra saksağan, bugün ise leş kargası olabilir. Şehir değiştikçe, dışarıdan gelen yeni kuşlar da eski kuşların yerini alabiliyor.

Kuş Evleri

Serçeler aslen tarımsal alanların kuşları. ŞEhre neden geldiklerini tam bilmiyoruz, muthemelern şehirdeki ticaret kolonilerinden gelen buğday siloları büyük rol oynamış olabilir.

Dİğer yandan bu kuş evleri konusu var. Küçüklen kuş gözleme başladığımda, kütüphaneci bir aile dostumuz, bana kuşlarla ilgili gazete küpürleri verirdi. İlk bu sayede kuş evleriyle tanıştım. Ancak zaman içinde bu konunun her zaman güncelliğini ve popülerliğini koruduğunu farkettim. Ancak son yazılardan birinde, çok dikkat çekici bir şey okudum. Meğersem bu kuş evleri, serçeler yok olduktan sonra ortaya çıkmış. Ne yaptıysek istanbul kabak gibi bir şehre dönüşmüş, hiç ağaç bahçe ve çalı kalmamış. Serçe nüfusunu tekrar eski haline getirmek için geliştirilmiş bir proje imiş. 17. yüzyıl civarı olmalı, yanlış hatırlamıyorsam. Yani romantik fikrileri bırakalım, o zamanlar da gene yok etmeyi bulmuşuz. Ama sonra da değerinin farkına varmış, geri gelmesi için uğraşmışız. Anlaşılan insan soyu olaarak kaybetmeden anlamıyoruz doğanın değerini.

Papağan

İstanbul ve diğer büyük şehirlerde papağanların yaşadığını bilmeyen kişi ğek kalamdı. En başlarda bu olayı, mitolojik hikayelerle papağan taşıyan o kamyonun devrilmesine bağlama eğilimi olsa da, artık papağanların tekrar eden birçok olayın sonucunda yayıldıklarını sanırım biliyoruz. En ilginci, aslında papağanların, tüm dünyada görülen yabancı türler fenomenlerinden biri olması.

Bugün İstanbuL’da 5 ila 10 bin papağan yaşıyor, Ayrıca en az 20 büyükşehirlerde papağanlar varlar. Başta yeşil papağan 1990’dan beri serbest olarak şehirlerimizde ürüyor. Son zamanlarda sayıları artan diğer tür ise İskender Papağanı. Bugün bazı semtlerde yeşil papağanı sayıca geçmiş durumdalar.

Yabancı türlerin sayılarının bu kadar artması, yerli türler için endişe kaynağı olsa da, bu konunun aslında başka bir boyutu var. YAbancı türler, genellikle insanın yarttığı kentsel ekosistemlerde varlık gösterebiliyorlar. Çoğumuz çok farkında değil, ancak şehire dikilen her ağaç, kurulan her park, doğanın replikası filan değil… Kışın gözümüz yeşilde uzak kalmasın diye serviler, sedierler dikmişiz. Güzel çiçekler görmek için manolyalar, bozkırı unutmak için kara çamlar ve bulvarlarımız yemyeşil olsun diye Londra Çınarları dikmişiz.

Çok da haklı. İzmir sokaklarına maki çalıları dikmek, İstabul’da boğaz boyuna ne gölgesi yeten, ne de piknik yaptıran bodur mejeler dikmek, Ankara’da koca çamlar yerine 1-2 metrelik alıç ve bademler dikmeyi kimse belediyelerden beklemesin. Dİğer yandan ortaya çıkan bu alanlar da, yerli kuşlar değil de şans eseri hasbelkdarer şehre ulaşmış bazı türlerin çoğalmasına çanak tutmuş.

Kısaca biz şehri kendi doğamızdan daha farklı hale getirdikten sonra, yabancı türlerin yeni varoluş hikayelerine şaşırmamamız gerek.

Hayko Bağdat’ın çok güzel bir hikayesi var. Kurtuluş Çok Bozuldu… Bu hikayede, göçmen halkalrın, son yerleşen göçmen halkı nasıl tüm belalardan sorumlu tuttuğunu anlatır. Ancak bir de devamlı yeni toplumların Kurtuluşa yerleşmesinden bahseder. “…Cenevizliler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Süryaniler, Türkler, Kürtler, Iraklılar, Siyahlar ve Translar… Hatta ben de ekleyeyim, Romanlar, İranlılar, Araplar, Nijeryalılar. İşte kuşlar da aynen böyle.

Bu boktada belki bizim gelecekte hangi kuşlarla beraber yaşacağımızı planlamamız, ve sıkıntı çeken kuşlara Şehirde yeni varoluşlar yatarmamız gerekebilir. Benim fantazim, bir alış verişi merkezinde su içindeki eski söğüt ağaçlarında food court seciysinde yuvalarında yuvalayan bir balıkçıl kolonisi yaratmak.

Kuşlarla kalın…

Şehir Kuşçusu 16 – Kuş Atlası

Şehir Kuşçusu programına hoş geldiniz. Bu programda size üreyen kuş atlasından bahsedeceğim. 3 Aralık 2020 günü, Avrupanın ikinci üreyen kuş atlası envanteri yayımlandı. Bu çalışma, dünyada bugüne kadar yapılmış en kapsamlı biyoçeşitlilik envanterlerinden biri.

Üreyen kuşlar deyince, bu programlar ne ilgisi var diyebilirsiniz. Sonuçta bu programda şehirde yaşayan, kentsel bölgelerin kuşlarıyla ilgili. Ama bir radyo programı olduğu için, dolaylı olarak, aslında öten kuşlarla ilgili bir program olduğunu da söyleyebilirim.

KIZILGERDAN

Bir kızılgerdanın ötüşünü dinledik. Kuşların ötüşünün üç anlamı var. Bir burası benim bölgem, kadastrolu yani sınırları çekilmiş ve tapulu yani sahibi belli. İkinci anlamı, eşi kendisine çekmek. Yok mu benimle evlenmek isteyen biri? Ve üçüncü anlam, yeni nesile türün dilini, iletişim yöntemlerini ve yöresel özelliklerini öğretmek, ki bu sayede yavrular büyüyünce kendi soyları ile beraber kalsınlar.

Gelelim üreyen kuşlar. Üreyen kuşların çok büyük bir kısmı, varlıklarını ötüşleriyle belirlerler. Bir ormanda dolaşırken birçok kuşun sesini duyabilirsiniz. Ancak bahar geldiğinde ve kuşlar ötmeye başladıklarında, bilin ki, aslında çok daha detaylı bir faaliyet var. Farklı mevsimlerde farklı alanlar ve kıtalarda yaşayabilen ve beslenebilen birçok tür, üreme dönemi geldiğinde, çok özel ekolojik koşulları arayabiliyor. Dolayısıyla bu güzel ötüşleri duymak, aynı zamanda hassas bir alan seçiminin teyidi. Aynen bu büyük baştankaranın sesi gibi. Büyük baştankara tüm şehirlerdeki bahçelerde bol bulunan, ağaçlarda ve dallarda dolaşan, sarı karınlı, siyah başlı ve özgün beyaz yanaklı serçe boyunda bir kuştur.

BÜYÜK BAŞTANKARA

Atlas çalışması nedir? Atlas bir biyoçeşitlilik envanter çalışması. Bİr harita çalışması. Türkiyeyi ele alalım ve onu tepsi börek gibi küçük kare dilimlere keselim. Sonra her bir karede yapılan gözlemler toplanarak, gözlemlerin hangi karelerde yapıldığını kaydedelim. SOn eonunda da her bir türe özel atlas haritasını hazırlayalım. Atlas en temelde böyle bir çalışma.

Atlas’ın en güzel özelliği, ülkeler arasında birbiriyle uyumlu çalışma yapılabilmesi. Örneğin Avrupa atlasında her ülke aynı standart 50×50 km’Lik karelerde çalıştı. Bunlar UTM referans sisteminde belirlendi. Böylece puzzle’nin parçaları kusursuz bir uyumla birleşince ortaya Avrupa atlası çıktı.

Bu vesile ile Türkiye atlasını da anlatayım. Türkiye’de bizzat başında olduğum bir ekiple 2013-2018 yılları arasında Türkiye Üreyen Kuş Atlası çalışması yapıldı ve 2019 yılında WWF-Türkiye’nin bir rapor olarak yayımlanmıştı. Bu çalışmada 4 yıl boyunca benim liderliğimde 5 kişilik bir ekip WWF Türkiye’nin çatısı altında yoğun olarak çalıştı. Türkiye’den 150 gönüllü doğrudan katıldı. Milli Parkların birçok görevlisi araç ve personel desteği ile yanımızda idi. Ayrıca 450 kuş gözlemcisinin kayıtları da derlenerek atlasa dahil edildi. Türkiye’deki en kapsamlı biyoçeşitlilik envanteri oluştur.

En başta dediğim gibi, Avrupa Üreyen Kuş Atlası 3 Aralık 2020 gününde yayımlandı. İlk defa, Türkiye’nin de dahil olduğu 48 Avrupa ülkelerinde, üreyen 596 kuş türünün hepsinin haritaları oluşturulmuş oldu. Atlas, İspanya, İSviçre ve Çekya’da bulunan üç farklı kurum tarafından koordine edildi. Toplam 120.000 kuş gözlemcisinin 10 yıl boyunca topladıkları kayıtları kullanıldı. Muazzam bir vatandaş bilimi çalışması.

KARA BAŞLI ÖTLEĞEN

Örneğin kara başlı ötleğeni alalım. Serçe boyunda, ince gagalı, çok hareketl, genellikle nemli ormanlarda yaşayan bir tür. Erkeğinin başı siyah, dişisininki ise kızıl kahverengi. Tam bir nemli kuşu SES Onun Kırklarelinden Artvine kadar tüm Karadeniz bölgesinde yuvaladığın biliyoruz. Ama tam olarak nerelerde olduğunu atlas ile belirleyebiliriz. Diyelim bugün 64 karede ürediğini, yuvaladığını biliyoruz. Sonra bu çalışmayı tekrarladığımızda 60 karede yuvaladığı ortaya çıkarsa, bir kırmızı bayrak kaldırmak gerekir. Ormanlara ne oluyor? Yanlış kesim politikaları mı var? Yoksa orman içindeki canlılar arasında bu türün ihtiyaç duyduğu bir bitki veya böcek grubu mu ortadan kalktı. Veya 75 kareye çıkarsa da bir yeşil bayrak kaldırırız. Belki boş bırakılan veya rehabilite edilen bazı alanlar sağlıklı ormanlara dönüştü ve kuşlara yeni üreme alanları açıldı.

ARIKUŞU

TÜrkiye’Nin en yaygın kuşlarından Arıkuşu, güvercinden küçük, serçeden iri, uzun sivri kanatlı ve çok renkli bir yaz göçmeni. iri böcekler ve arılarla beslendikleri için adı arıkuşu.

Bu çalışmada sadece varlık veya yoğunluk haritaları yok, aynı zamanda, gidilemeyen yerlerdeki durumu da ortaya koymak için kapsamlı modelleme haritaları var. Bir atlas zaten durumu ortaya koyduğunda, türlerin ne kadar geniş veya dar alanlarda olduğu, hattta nüfuslarının ne seviyelerde olduğu ortaya çıkıyor. Örneğin Toy kuşu türkiye’de sadece 31 karede bulunuyor ve soyu ciddi tehlike altında.

TOY

Ancak en önemlisi bu atlasın 2. avrupa atlası olması. Gelelim atlasın en değerli kısmına. belirli bir zaman aralığı ile tekrarlandığında türlerin artış ve azalışları, yerleşme ve yokolma yörüntüleri ve genel dgidişatları ortaya çıkıyor. 20 yıl önce vardı, şimdi yok. Ve bu kapsamlı haritalarla ortyaa konulduğunda, durum hiçbir şüpheye gerek kalmadan dökülüyor.

Twitter’de EBBA2 #i ile arattığınızda çıkan sonuçlara bakalım. EBBA European Breeding Bİrd Atlas 2 anlamında.

MASKELİ ÖTLEĞEN. Ortalama her yıl 1 km kuzeye yayılmış.

KARA İSKETE AVrupa’da sadece türkkiyede yuvalıyor. EN batıda Uludağ ve Kartalkaya’da, yaygın olarak toroslarda, kuzey anadolu dağları ve Van gölü çeversinde var. Türkiye dışında da kafkaslar ve batı himalayalarda

AK Kuyruksallayan

AZOR ŞAKRAĞI

Peki, gelelim atlasa nasıl katılabilinir. Atlas katılmak için, kuş gözlemcisi olmanın dışında hiçbir şey yapmaya gerek yok. gözlem kayıtlarını tercihen Kuşbank yani eBird platformuna veya Trakuş, Doğal Hayat veya benzeri herhangi bir platformda yerleştirmek yeterli. Emin olun, tüm kayıtlar değerlendiriliyor. Hiç önemsemediğiniz bir yerdeki hiç dikkatinizi çekmeyen bir kuşun kaydı, o bölgedeki varlığının tek kanıtı olabilir.

HEpinize boş kuşlı günler…

Şehir Kuşçusu 15. Şehrin balıklarını yiyenler

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz. Mevsimler değişirken balıkçıların tezgahlarını ışıl ışıl, çeşit çeşit balıklar kaplar. O zaman biliriz ki balık sezonu başlamıştır. Bu programda sizlere şehrin balıklarını yiyen kuşlardan bahsedeceğim.

SES gümüş martı

Sahil kentlerinde gökyüzünün hakimi, ikonik bir türü olan martılar. Balık yiyen bir kuş olarak martıyı biliriz . Doğrudur, martı balığa bayılır. Ancak aslında martı, balık yakalamada o kadar uzman değildir, doğal ortamında, balıkların yanında ölü hayvanlar, yavru kuşlar, yumurtalar, kabuklular ve leş ile beslenir Günümüzde ise martının ana besini çöptür. Sabah şahirde uyanır, kalkar ilk kafile ile çöplüğe gider, bir iki saat beslenir, ardından bir yıkanır ve akşam üstü şehre geri döner. Ha bazılarının balık yüzdesi gene çok yüksek olabilir, onlar ise balıkçı teknelerini takip edenlerdir. Balıkçı teknelerini bir yana bırakalım, gelelim asıl balıkçılara.

Şimdi size bir kuş ismi söyleyeceğim balık yediğinden şüphe bile etmeyeceksiniz. Balıkçıl!

Bu ani Krak sesini şehirde de duyabilirsiniz. Gri balıkçıl leyleğe benzeyen, yakın boyda, beyaz gövdeli, gri kanatlı ve başında siyah bir teli olan güzel bir kuştur. Leylekten farkı uçarken boynunu s şeklinde kıvırması ve başını gövdesine yakın tutmasıdır. Uzun çıta bacakları geriye uzar ve yavaş kanat çırparak ileri doğru ilerler.

Evet gri balıkçıl, sadece Manyas Kuş Cenneti gibi koruma alanlarında yaşamaz. Birçok şehrin yerli kuşudur. İstanbul’da Gülhane Parkı’ndaki çınar ağaçlarında, Edirne’de Meriç’te, Iğdır’da da Aras Boyunda yuvaları vardır. Bu çok eski bir Koloni nedir şehrin ortasında böyle büyük bir kuş cenneti olduğunu birçok insan fark etmez gülhanenin gri gri balıkçıları bütün boğaza halice ve Marmara Denizi’nde yayılarak beslenirler bazıları kilometrelerce uçarak favori baraj göllerinde göletlere sdrive16d ki diğer besin bulabilecekleri yerlerde beslenirler. Gri balıkçıl arada fare gibi diğer canlılarla beslense de, ana besini balıktır.

Gri balıkçıl balık ve yaşam alanı pek seçmez. Sazlıklar, göller ve nehirlerde de yaşar, deniz kıyısı, kayalıklar, insan yapısı rıhtım, kanal veya sahillerde de. Tek ihtiyacı, dinlemek içn yüksek bir ağaçtır. O da İstanbul korularındaki serviler ve atlas sedirledir. Bebek, kanlıca, üsküdar, emirgan’da her bir koruda birkaç gri balıkçılın uyuma alanladırı.

Gri balıkçıl tam bir sabır makinesidir. Suya girmez, ama uzun bacaklarıyla sığ ve derin sularda saatlerce avını bekler gördüğü anda kıvrık gagasını bir ok gibi fırlatarak balığı yakalar.

Ama balığın çoğu suyun altında yüzeden uzakta dolaşır. O da başka bir balık ustası olan karabatağın uzmanlık alanıdır.

SES karabatak

Balıkçıların dışında tam balıkçı başka bir kuş karabatak. tam balıkla beslenir karabatakların balıkla beslenmeleri. Suda yaşayan birçok kuş grubu arasında, ördekler, kuğular, batağanlar, karabataklar gerçek balık avcılarıdır. Ve bu kadar uzman olmalarının ardında teknik bri avantaj vardır. Anlatayım.

SES Yeşilbaş

Ördekler, kuğular ve kazların tüyleri su geçirmez. Bir ördeğin üzerine bir bardak su dökerseniz, suyun damla damla gövdesinin üzerinden kaydığını ve tüylerinin hiç ıslanmadığını görebilirsiniz. Bu şekilde ördekler, buz gibi sularda saatlerce kalabilirler, çünkü ıslanmazlar ve üşümezler. Bu özellik suya dalınca biraz dezavantaja dönüşür. Suya batırılan bir top gibi, ördekler her an yüzeye geri dönebilirler. bu nedenle su altında devamlı aşağıya inmek ve aşağıda kalmak için pedal çırpıp dururlar. Çoğu zaman da suya dik dalmak zorunda kalırlar.

Oysa gerçek bri balık avcısının, balıklar gibi yatay düzlemde yüzmesi ve en az balık kadar iyi yüzmesi gerekir. Karabatakların tüyleri suya daldıkarında tamamen ıslanır, bu nedenle suda yatay yüzebilir. Daldıktan sonra bir balık gibi yukarı aşağı, ileri geri gidebilir. Uzun kuyruğu ve iri paletleri ile de çok ani manevralar yapabilir.

Karabatak Sesi

Ancak tüyleri ıslanan karabatak bir müddet sonra üşümeye başlar, bu zaman karaya veya bir dubaya çıkarak ısınmak zorundadır. Üstelik tüyler kurumadan da uçamaz. ONun için de kanatlarını açarak kurumak zorundadır. Sanırım şu an şehirlerde mendirekler, kayıklar, direkler veya şamandıralarda kanatlarını kurutarak bekleyen karabataklar gözünüzün önüne gelmiştir. Tüyler de tırnak gibi keratinden yapılmıştır. Banyodan çıkan insanın nasıl tırnağı yumuşak oluyorsa, denizden çıkan karabatağın da tüyleri yumuşak olur. Kanatlarını kuruttuğunda, tüyler gene sertleşir ve uçuşa geçer. Aynı insan saçında olduğu gibi, en sert tüyler melanin içeren siyah tüyler olduğundan bütün karabataklar siyah tüylüdür. Bu nedenle de adı Kara-bataktır. Latincesi de Corvus marinus’tan yani deniz kargasından türemiş, kormoran’dır.

Karabataklar neden şehirleri sever? Bir, şehirlerde çok balık vardır. Çoğu şehir bir nehir veya deniz kenarına kuruludur ve aşırı kirlenmediği sürece her sudan balık çıkar. İkincisi de tüyleri su geçirdiği için, karabataklar avdan sonra karaya çıkmak zorundadırlar. Avı biten karabataklar, şehir veya çevresindeki liman duvarları, deniz yarları, mendirekler veya su kenarındaki kuru ağaçlarda toplanırlar, geceyi beraber geçirirler.

Şehirlerimizde üç tür karabatak da görülür. Küçük karabatak 400 gr ağırlığındadır ve lagünler, göl ağızları ve şehir parklarında balık yakalar. Atatürk Kent Ormanı ve Yıldız Parkı’nda bile görebilirsiniz. Bütük Karabatak 3500 kg ağırlığındadır, sabahın erken saatlerinde binlerce kuşlardan oluşan sürüler açık denize veya göllere ava çıkarlar, öğleden sonra ise yoplanma yerlerine giderler. İstanbuL’da normalde 3-5000, soğuk dönemlerde ise 10.000’den fazla karabatak Kadıköy Mendireklerde toplanır. Bİr de orta boyu yalaşık 1,5 kioo ağırlığındaki karabatak vardır, o da tepeli karabataktır. O da mendireklerde toplanır, ama orada ayn ı zamanda yuvalar. En çok olduğu yerler karadeniz kıyısı, marmara ve ege adalarıdır. Bu üç türü de başta istanbul’da ve diğer çeşitli şehirlerde bazen yanyana görebilirsiniz.

Son olarak aslında şehirlere bağımlılığı en olmasına rağmen, şehrin başka bir ikonik balıkla beslenen türünden bahsedeceğim. Yelkovanlar..

SES yelkovan

Bu bebek ağlaması gibi sesi duydunuz mu? Evet, bu yelkovanın ta kendisi… Bu kayıt bir ege adasında gece saatlerinde çekilmiş. Yelkovanlar günyanın en gizemli kuşlarındandır. Sadece gece saatlerinde bazı adalara çıkarlar ve orada yuvalarlar. Gündüz saatlerinde de balık avlamak için açık denizde yaşarlar. Albatroslar gibi günlerce dolaşarak balık sürülerini ararlar. Üreme dışında hiçbir zaman karaya çıkmazlar. Gerçek bir okyanus kuşudur. O zaman bu kuşun şehirlerle ne alaksı var, diyeceksiniz?

İstanbul ve Çanakkale, yelkovanun en kolay görüldüğü iki şehridir desek yalan olmaz. o kadar düzenli hareket ederler ki boğazlarda bir şekilde kültüre ve Edebiyatı girmişlerdir Ege Denizi ile KAradeniz arasında hareket eden yelkovanlar, mecbur, İstanbul ve Çanakkale boğazlareından geçerler. Boğazlarda bir yukarı bir aşağıyauçan, kanadının üstü siyah, altı beyaz olan ve genellikle 25-30 kuşlul kjüçük sürüler yapan kuşlar yelkovandır. Bir aceleleri varmışcasında, peşisıra hızlı hızlı uçar dururlar. Kuzeye gidenler kuzeye, gneye gidenler güneye… Ne bir mola, ne bir manevra, hedefe kitlenmiş, geçiş yaparlar.

Bunlar ta deniz kuşlarıdır. Birçok kuşun aksine, hiçbir koşulda karaların üzerinden uçmazlar. Belki Saroz Körfezinden çıktılar, Romanya’ya gidecekler, kalksınlar Trakya’dan uçsunlar. Olmaz. Mutlaka denizden geçecekler ve bir gemi gibi İstanbul Boğazı’ndan geçiş yapacaklar.

Dertleri de balık. Ama bu sefer şehrin değil, açık denizin balığı. Ege Denizindeki kayalık adacılarda yuvalayan yelkovan, besin bulmak için Karadeniz’e gider. Martılar ve karabataklar gibi karaya bağlı değildir, en açık denizde bile balığı bulurlar. Martı kadar mobil olabilen bu tür, balığı bulduğunda, bir karaatak kadar da usta dalıcıdır. En fırtınalı günlerde bile rahatlıkla uçar, ama suya daldığında ise bir balık gibi çevik hareket edebilir. Tam bir amfibik türdür. Bu nedenle de hareket eden balık sürülerini takip edebilir.

 ancak hangi şehirde olursak buradan bizim yediğimiz balıkları havlayan tekneler asıl kuşların toplandığı yerlerdir bütün dünyada artan Balıkçılık demek artan ıskarta balık anlamına gelir ağızdan çıkan ekonomik değeri olmayan binlerce balık denize geri atılır İşte bu neden ve birçok deniz kuşunun sayıları yükselmektedir artmaktadır tekneleri takip eden binlerce çeşit Martı vardır ne bir de korsan vardı Biraz da onlardan bahsedeyim

Şehir Kuşçusu 14 Serçeler

Şehir koşusu programına hoş geldiniz!Bu programda hepinizin çok iyi bildiği bir grubu ele alacağım. Şehrin küçük kuşları serçeler.

Dilimizde ve kültürümüzde küçük kuşlara genel olarak serçe denir. Kuşlarla haşır neşir olmayanlar, ispinoz, iskete, kuyruksallayan, toygar, özellikle çevremizde yerde dolaşan ne varsa serçe der. Aslında serçe, kendisine has bir grup kuşun adıdır. Bu grupta Türkiye’de 8 tür bulunur. En bilineni ise serçe veya ev serçesidir.

Ev serçesi insana, hem kır hem de kente uyum sağlamış türlerin başında gelir. Öyle ki, latince adı da Passer domesticus adını almıştır. Domesticus ismini alan tek kuş türüdür.

Serçeyi herkes bilir ve tanır, ama çoğumuz erkeğinin ve dişisinin farklı görünüşlü olduğunu farketmemiştir. Erkeğin gagası, gaga kökü, sürmesi, gıdısı ve gerdanı siyah, kaşı ve kanatları kızıl, tepesi kahverengidir. Dişisi ise tamamen kahverengi ve bej tonlarındadır, siyah ve kızıl renkler eksiktir. Sanırım şehirdeki serçelerin, hava kirliliği, toz ve egzos gazları gibi nedenlerle nispeten kirli olması, dişi ve erkek arasındaki görünüş ayrılığının fark edilmesine engel olur. Hayvanlarda dişi ve erkeğin farklı renk, boy veya şekilde olmasına eşeysel dimorfizm denir. Oysa karga, güvercin, martı veya kumruda böyle bir ayrılık yoktur, olsa da çok azdır.

Şehirde binalar sokaklar ve caddeler birçok ötücü için uygun olmasa da serçelerin en sevdiği alanlardır. Serçelerin bir özelliği, küçük gruplar halinde bir arada gezmesidir. Bu şekilde güvenli bir ağaç veya çalıda toplanırlar, teker teker sıra sıra yere iner, yerde zıplayarak ilerler ve kırıntılarla beslenir, ve en küçük bir tehlike şüphesinde tekrar ağaç veya çalıya geri dönerler.

Serçelerin şehirlere adaptasyonu aslında medeniyetin gelişmesiyle paralel bir süreç olmuş. Dünya üzerindeki 43 tür serçe arasında ev serçesi, muhtemelen Mezopotamya ve Hindistan kökenli olup, tarımın gelişmesiyle tüm Akdeniz havzası, Kuzey Avrupa ve Kuzey Asyaya yayılmıştır. Zaman zaman tarım zararlısı olarak da ilan edilmiştir.

Ancak asıl daha sonra insan eliyle farklı kıtalara taşınmasıyla tüm dünyaya yayılmıştır. 1851 Sonbaharı ve 1852 Baharında Nicolas Pike tarafından 200 olarak İngiltere’den getirilen ve New York’a salınmasıyla, Amerika serçe populasyonunun temeli atılır. Bugün Kuzey Amerika’da Alaska’dan Panama’Ya kadar her yerde serçeyi görebilirsiniz. Ayrıca gene benzer şekillerde Arjantin’den Güney Amerika’Nın birçok yerine, Güney Afrika’ya, Avustralya’ya, Yeni Zelanda’ya ve hatta Havai’ye kadar ulaşmış, bugün dünyanın en yaygın türü olmayı başarmıştır. Serçenin bu kadar başarılı olmasının bir nedeni ise adaptif olması, sadece tohum değil, bulduğu zaman karınca, sinek böcek ve diğer hayvanlarla beslenebilmesidir.

Son yıllarda Avrupa’daki bazı ülkelerde ev serçesinin sayıları azalmış ve bu bir endişe konusu olmuştur. Acaba insan olarak çok steril mi şehirler yaptık da serçeleri kaybetmeye başladık? İngilterede yapılan araştırmalarda ise çok farklı sonuçlar bulunmuştur. Durum şudur. Şehirde yaşayan ev serçeleri, çok fazla yavru yetiştiremedikleri için zaman içinde azalırlarmış. Oysa köylerde yuvalayan serçeler, daha fazla böcek bulabildikleri için yavrularını daha iyi beslerler ve daha fazla sayıda yavru yetiştireblirlemiş. Bu nedenle kırdaki fazla üretim, göçle şehre gelerek ehir nüfusuna destek olurmuş. Son on yıllarda tarımdaki uygulamalar sonucu böcek sayıları azalınca, kır nüfusu da azalmış ve dolayısıyla göç gelmeyen şehir nüfusları da…

bizde henüz bir azalma yok gibi.


<p>Şehir kuşlarına geri dönersek ikinci bir tür tertemiz şehirlerde Yaşar oda ağaç serçesi dir ağaç serçesi ev serçesi Veysel’i tersinden farklı olarak tek tivitir yani dişileri ve erkekleri aynı görünüşüdür sadece 14,5 santim ertesi 12 santim boyundadır renkleri erkek serçeye benzer fakat yanağının ortasında çevresi beyaz olan siyah bir benek vardır.

İstanbul’da aç ertesi bulmak çok kolay değil ama Küçük Çamlıca Tepesi’ne Tuzla bölgesinde Büyükçekmece’de Fuar alanına veya Validebağ Korusu’na giderseniz aselsis ile karşılaşabilirsiniz Oysa Ankara’da ağaç serçesi Ankara Orman Çiftliği’nde veya Gençlik Parkı’nda veya otdü kampüsünde rahatlıkla görebileceğiniz bir türdür. Gene Edirne’de her tarafta Aser sesine rastlayabilirsiniz.

Şehir Kuşçusu 13 Bilinmeyen Güvercinler

Şehir koşusu programına hoş geldiniz bu programda sizlere bilinmeyen güvercinlerden bahsedeceğim.

Güvercin insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvan derler. Mağaralarda yaşadığımız dönemlerde mağaraları paylaşmışız, bir yandan gübre toplamış ve diğer yandan acil et ihtiyacını karşılamışız. Bu güvercin Kaya güvercini…

Bu türü sonra evcilleştirmiş, kasabalara ve şehirlere taşımış, ama sonra onun tekrar yabanileşmesine de izin vermişiz. Bugün Türkiye’de gördüğünüz şehir güvercini, evcilleşmiş kaya güvercininin yabanileşmiş soyu. Yani bir kısmı bir dönem evcil hayvan döngüsünden geçmiş.

Kaya güvercini yabani olarak Akdeniz ülkelerinde Ortadoğu’da ve Orta Asya ülkelerinde yaşıyor. Ancaş şehir güvercini olarak tüm Kuzey Avrupa şehir ve kasabalarını, hatta Kuzey Amerika, Güney Amerika, Asya, Güney Afrika ve Avustralyanın birçok şehrini fethetmiş durumda. Hatta Amerikayı fethedenlerin bir kısmı tekrar yabanileşmiş, Kolorado ve Kaliforniya’nın kayalık kurak bölgelerine yerleşmiş. Kaya ile şehrin ne alakası var demeyin, bizim şirken beton şehirlerimiz, kayalık kanyonların ideal replikaları. Köprü altları, apartman boşlukları, aparman aralarında yuvamaları için istemedikleri kadar girinti var. Bir de üzerine zemine saçılan çeşitli ekmek simit vs kırıntılarını da düşünürsek, dağ yerine şehirde olmak daha avantajlı sanki.

Güvercinle beraber kumrular da yerleşimlerde sayılarını arttırmış türlerden. Kumru büyük şehirlerden çok daha kırsal alanlarda bulunuyor. Hepinizin tanıdığı kumru gri renkli güvercinden bir tık küçük, boynunda siyah kesik bir halka var. Sesi de yu-suuf-çuk x6.

Afrika’ya giderseniz çeşit çeşit kumruyla karşılaşırsınız.

  • Afrika kumrusu roseogrisea SES
  • gözlüklü kumru decipiens SES
  • kırmızı gözlü kumru semitorquata SES
  • halkalı kap kumrusu capicola SES

Duyuyor musunuz? Yusufçuk sesinin on farklı varyasyonu burada var. Bu türler Afrika’da türlerşe dursunlar, bizimki bizimki ise Hindistan kökenli bir tür decaocto. Kumrunun Eskiden Hindistan’da olduğu ve zamanla tarımın gelişmesi ile Anadolu’ya geldi.

Çok ilginç bir konu ise şehirleşmenin armasıyla Avrupa’Ya geçmesi… 1838 Bulgaristan, Baklanlara 1900 1920, Almanya 1945i İngiltere 1953, Florda 1974, Amerika 1989, bugün Kuzey Amerika’nın her tarafında bizim Kumru’ya rastlayabilirsiniz bizim konunun adı da Türk kumrusu birçok dilde.

Dinsizin hakkından imansız gelirmiş… Biraz kaba bir benzetme olsa da, başka bir tür de kumrunun yerini almaya başladı. O da küçük kumru. Gri yerine kızıl, boyunda halkası olmayan, ama göğsü kabarınca siyah çilleri görülen daha küçük tür.

İddiaya göre Tunus’tan Topkapı Sarayı’na getirilen küçük kumru beton ve taş binaların arasında İstanbul’da hayat bulmuş. bugün tamamen şehirde kumrunun yerini almış durumda. Kumru sadece geniş parkların çevresinde hayat buluyor. Ama bugün kumruyu artıp tamamen perifere atmış durumda.

Küçük kumru sadece Kuzey Afrika türü değil bütün Afrika’da ve Ortadoğu’da da var doğal olarak. Keza adı senegalensis. Türkiye’de aslında Güneydoğu Anadolu’da yaygın yerli tür. Oradakiler de ilk önce Adana ve Gaziantep gibi büyük şehirlere Oradan da aksaray-ankara Göller Bölgesi izmir-samsun gibi değişik bütün büyük illere yayılmış durumda. İstanbul merkezinden yayılanlar ve güneydoğuda onlar çok buluştular bugün Türkiye’nin bütün şehirlerinde var.

Şehirlerde hiç göremeyeceğiniz güvercinler de var. Kumruların arasında üveyik güvercinlerin arasında da Tahtalı güvercin ve Gökçe güvercin. Tahtalı güvercin en irisi, şehir güvercinin 1,5 katı ağırlıkta. Mavimsi renkli, ancak boyunun iki yanında beyaz bir leke var. Gözü ise sapsarı. Tahtalının sesi ise, boynuna bir şey kaçmış boğulan bir kumruyu andırıyor.

Ancak bu Tahtalı Türkiye için orman veda ormana türü bu tarlada veya şehir parklarında Almanya’daki şehir parklarında dolaşan tahta diye tanıyan birisi için ya da Almanya’da tahtalıya bir şehir parkı kuşu olarak tanıyan birisi için bu türün Türkiye’de bir daha ormanı türü olduğunu öğrenmesi çok şaşırtıcı. Tahtalı üstelik göçmen bir tür. Yüzlece kuştan oluşan sürüler oluşturuyor.

Gökçe güvercin ise pastel renkli, bir şehir güvercinine benziyor. Görmesi en zor tür. Bu kadar az olmasının nedeni, kara ağaçkakanın açtığı ağaç kovuklarında yuvalaması ve boyda kovuğu açabilen tek kuşun sadece Karadeniz Ormanlarında bol bulunan kara ağaçkakan olması.

Son olarak çok tanıdık bir kuşa gelelim. Üveyik…

turtur. Belki sen tam bir ağaçlık Maki ve fundalıkları açık arazilerde acil açık arazilerde özellikle Türkiye’de Trakya’da bol sayıda var. En ilginç güvercin, çünkü Afrika’ya göç ediyorlar.

Ancak türü dünya çapında azalma eğiliminde ve hatta bunun için kırmızı listeye bile alınmış. nedense sayılarında müthiş düşüşler belgeler SD Türkiye’de hala avına izin veriliyor yetkililer. Merkez Av Komisyonu tamamen silah üreticilerinin baskısı altında karar almaya devam ediyorlar.

Neden şimdi önlem almak gerektiği konusunda tarihten bir ders anlaarak programı kapatalım. 1914 yılında Utah’ta son gökçen güvericn öhayvanbat bahçesinde hayatını kaybeder. Bu tür 1900 yüzyılda o kadar çok bulunuyormuş ki, yarım milyonluk sürüler oluşturabiliyormuş. Ancak avcılar bu kuşların dere boylarında toplandığı yerlerde çok sayıda avlayınca, yavaş yavaş sayıları azalmış, eski bulunduğu alanlardan çekilmiş, sayıları bir eşiğin altına düşünce de demografik etkenlerle beraber bir anda tepetaklak olmuş. 1914 yılında son türünün son örneği ne ölmesi ile soyu tükenmiş.

Bol güvercinli günler dilerim…

Şehir Kuşçusu 12 – Minik Göçmenler

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz

Bu programda göçmen kuşların en miniklerinden, Afrika göçmeni ötücülerden bahsedeceğim.

O kadar minikler ki, birçoğu cebinizdeki bir TL kadar hafif.

İnsanları en çok büyüleyen şeylerden biri, kuşların göçleridir.

Yoann Blanchon Romanya’da Kasım ayında gelen bir ötücü kuğu grubun kaydetmiş.

Turnalar, kuğular ve kazların binlerce kilometre uçarak Sibiryalardan buralara gelmesi muhteşem bir yolculuktur. Bİrkaç kilo ağırlığında ve kanat açıklığı 2 metreyi bulan bu büyük kuşlar, 8-10 saat durmadan kanat çırpınca Karadeniz’i aşıverirler. Ancak bu iri kuşları hayal etmek daha kolay sanki. Ancak ağırlığı bir bozuk para kadar olan küçük ötücü kuşların Afrika’ya girmesine ne dersiniz?

Tecrübeliler hemen çıkarmıştır, duyduğunuz ses bülbüle ait. Mehmet Ali Demiral, Isparta’da 14 Nisan 2018’de kaydetmiş bunu.

Bülbül Serçe boyunda Ama hiçbir renk ve desen özelliği olmayan, son derece sıkıcı görüştü kahverengi boz renkli küçük bir kuş. Boyu yaklaşık 16 santim, ağrılığı da ortalama 25 gram. Nisan ayında Türkiye’ye geliyor, Eylül’e kadar kalıyor. Genellikle ormanlar, nemli dere boyları ve böğürtlenlerin altında dolaşıyor. Yuvalama yeri hep Akdeniz enlemleri…

Sonra kışı geçirmek için Afrika’ya gidiyor. Gittiği yer Sahra Çölü’nün Güney kıyılarındaki ormanlık ve açık araziler. Ortalama uçuş mesafesi 3500-4000 kilometre ve bu göçü 25 gramlık Birgül gayet rahat bir şekilde halledebilir yor.

Bu da sonbahar duyacağınız sesi. Kısa ve tiz bir “hit”. Antalya’da Tero Linjama kaydetmiş.

Bülbülün bir de çok yakın bir akrabası var, benekli bülbül.

Kaydı dinlediniz mi? Sadece melodik sesler yok, ayrıca vurmalı seslerle melodik sesler birbirine girmiş durumda. Bu sesi 27 Nisan 2007’de kaydeden Stuart Fisher, Kapadokya’da Zemi vadisinde kuşun ara sıra çakıl patikaya da çıkıp kendisini gösterdiğini not etmiş.

Bu iki tür birbirine çok yakın akraba, ama üreme döneminde coğrafi dağılımları bıçak gibi bölünüyor. Benekli bülbül daha kuzeyde, Baltık denizi enlemlerinde yaşıyor. Yani Rusya’da bir bülbül duyarsanız, bu benekli bülbül.

İlkbaharda nisan ayında göç sırasında bülbül duyanların bazıları, benekli bülbülü dinliyor olabilir. Sosyal medyada Şehir parklarından ve yeşil alanlarda kaydedilmiş pek çok bülbül kaydı paylaşılıyor. hangitür ve bülbül hashtag’lerini deneyin. Dikkatli bir uzman, şehirden gelen bu seslerin birçoğunun benekli bülbül olduğunu fark etti.

Daha kuzeyde üreyen benekli bülbül, Afrika’da daha da güneyde kışı geçiriyor. Neredeyse Güney Afrika’ya kadar uzanıyor. Dolayısıyla uçuş mesafesi 3500 kilometre değil 7500 kilometre. Şöyle de diyebiliriz, bülbül bir Airbus 320 ise, Benekli bülbül bir Boing 747! Oysa görünüşlerinde pek bir fark yok.

Bu dinlediniz sesi ise Söğütbülbülü. Kayıt Belçika’dan Bram Vogels kaydetmiş. Çok ince topda bir ispinozu andırıyor, ancak tatlı ve melanolik bir sonu var. Türkiye üremesi için fazla güneyde kalıyor. Buna rağmen ilkbahar göçünde milyonlarcası geçiş yapıyor ve birçoğu ısınma turlarında ötebiliyor da.

Söğütbülübülü aslında bir bülvül değil. Ayrı bir familyadan bir çıvgın türü. Serçenin yarısı ebatlarında, küçük, dalların ve yaprakların arasında dolaşarak yaprak bitleriyle beslenen böcekçil bir ötücü grubu. Kuzey Avrupa’daki sayıca en bol bulunan kuş türü olabilir. Ağırlığı gerçekten bir bozuk para kadar. Darphane verilerine göre bir yeni TL 8,3 gr ağırlığında Söğütbülbülü ise 6,5 ile 15 gram arasında oynuyor.

Bu küçücük hayvanın yazın bulunduğu alan ile kışın bulunduğu alan arası 12000 km’yi bulabiliyor. İnanılmaz bir performans. Bu göçün çok büyük bir kısmı gece karanlığında oluyor. Ağustos sonunda Finlandiya’da halkalanan bir kuş 47 gün sonra Güney Afrika’ya dolaşıyor. Bu ortalama 218 km demek. Yani gün aşırı beslendiğini varsayarsak, günde 400 km uçuyor. Bu 10 saat kesintisiz uçuş demek.

Bu dinlediğiniz ses ise onun iletişim sesi. Alain Malengreau Belçikada kaydetmiş. Ben buradaym, yok bu başka arkadaş. Gel yolu beraber yapalım, ya da beraber beslenelim gibi bir ses.

Şehir Parkları bu küçük ötücüler için gerçekten bir vaha oluyor. İstanbul’da Ömer ve Fatih isimli arkadaşlar, Topkapı Parkı ve Bakırköy Botanik parkında onlarca farklı göçmen ötücüyü tespit ettiler. Parktaki ağaçlar, kuşların göçleri için gereken enerjiyi alacakları besinleri sunuyorlar. Çeşitli sinekler, böğürtlenler ve diğer böcek ve meyveler…

Ah bir de parkta dolaşan sahipsiz kediler olmasa… En son kedinin ağzından nadir Afrika göçmen Bıldırcınkılavuzunu görünce, sahipsiz kedileri parklarda kesinlikle beslememek gerektiğini düşündüm. Bir yandan iyilik yapıyoruz, diğer yandan da diğer canlılara müthiş bir kötülük! Neyse, biz dene kendimize bakalım…

Börekler ve çörekler yiyerek aldığımız kilo fazlalarını yakmak için her gün kilometrelerce yürüyoruz. Oysa bu 10-20 gramlık canlılar, 5-10 kilometreyi her yıl iki kere uçuyor! Biz artık işimizden evimize giderken GPS açmadan yapamazken, onlar kuş beyinleriyle Afrika’dan aynı yuvaya geri dönmeyi başarıyorlar…

Gözünüzü açın, şehir parkında her an bu mucize hayvanlarla karşılaşabilirsiniz… Benekli sinekkapan, küçük sinekkapan, kır kırlangıcı, ak karınlı ebabil, arıkuşu, kızıl sırtlı örümcekkuşu, kara başlı ötleğen… Hepsi kah otobüs durağının yanındaki ağaçta, kah fillerin dolaştığı koruların tepesinde… Programı İstanbul şehil alanlarının minik göçmeni Hindistan yolcusu küçük sinekkapan ile kapatıyorum. Kayıt Franck Hidvegi tarafından Gürcistan Azerbaycan sınırınca çekilmiş.

Esen kalın…

Şehir Kuşçusu 11 – Kartallar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz
bu programda konumuz kartallar yani yüksek uçan kuşlar

0:30-1:27 arası çıkarılabilir.

yırtıcı Kuşların en irileri şahinlerden Atmaca lardan da büyükler ve daha büyük.
genellikle çok yabani bölgeler ve dağlarla ilişkilendirilen
Yeri geliyor Kaya kartalı kendi ağırlığındaki bir kutuyu havaya kaldırabiliyor
Bu nedenle de birçok ülkenin sembolü Kartal

Kartallar İstanbul’da olur mu?

SES KARTAL

İstanbul kıtalar arası göç yolu üzerinde
göçmen kuşlardan bahsederken de aklımıza daha çok Leylekler Kırlangıçlar ve diğer Turnalar geliyor

SES TURNA

tek Kartallar göçmen kuş olarak aklımıza gelmiyor Oysa binlerce Kartal Hey yaz sonunda Avrupa’daki yuvalama alanlarını terk ederek Afrika’ya doğru yola çıkarlar
leyleklerde gibi Rotası İstanbul üzerinden ve Türkiye üzerinden
iki tane göç Rotası biri Karadeniz’in batısından dolaşan ve İstanbul üzerinden geçen Daha doğrusu daha doğra sonra adı ne ya Veya Antakya
inen Bir göç Rotası ikinci bir götür atası ise Gürcistan sınırından Çoruh Nehri boyunca ilerleyen ve bütün kıyı Doğu Karadeniz illerini kapsayan daha sonra Erzurum Malatya ve Fırat boyunca devam eden

karalar üzerinden oluşan termal hava akımları
İKi şey lazım güneş ve tüzgar.
Bu ikili ile süzülen göçmen kuşlar.
Termalde tırman sonra bir sonraki yer eilerler.
Bu nedenle şehirde de dailere çizerken görebilirsinzi.

En fazla geçen kuş küçük orman kartalı isimli bir tür
şahinden sonra istanbul boğazından en çok geçen tür.
dünya popülasyonu toplam 80000 ila 90000 arasında &95’i geçiyor.
yaklaşık 20-30000 tanesi çoğunlukla 2 gün boyunca geçiyorlar
Bunlar Eylül’ün son günleri q5Eylül ila 30 Eylül arasında bir iki gün.
Genelikle bulutlu

Biraz da küçük orman kartalı antepinden bahsedelim
yaklaşık 2 kiloya yakın boyu ve kanat açıklığı 1 51-60
iki martı kadar Martı
devasa bir kargaya benzediğini söyleyebiliriz
özellikle Doğu Avrupa’da Polonya Çek Cumhuriyeti Romanya gibi ve Ukrayna gibi ülkelerde yuvalar
kışı geçirmek üzere ise Batı razı olsun Güney Afrika’ya kadar iner böyle

bir kartalın göçmen olduğunu duyduğumuzda ilk başında şaşırırız ancak göçmen olmasının nedeni Aslında çok ilginç bir kolaylıkta beslenmesi yerde dolaşarak kurbağa veya böcekler solucanlar gibi küçük hayvanlarla beslenir küçük orman kartalı son derece mütevazi dir.

Yılan kartalı çok özel bir tır
neredeyse tamamen yılanlar ir kertenkeleler ve diğer sürüngenlerle besleniyor
yani dalında uzmanlaşmış
yaklaşık kanat açıklığı 60 ila 1 80 arasında en büyük özelliği
alt tarafının son derece açık renkte olması hatta bazı gençler neredeyse bembeyaz

SES YILAN KARTALI

Yılan kartalının yılan ağlaması için geliştirdiği bir al tekniği var
O da bir uçurtma gibi havada asılı kalmak
büyük bir Kartal olmasına rağmen
Aslında son derece Zarif , gözlerini Taşıyan büyük kafatası ve başı gövdesinin geri kalanı ile karşılaştırıldığında Orantısız derecede büyük
kanatları ise son derece uzun ve geniş ve
bir uçurtma gibi havada asılı kalabilmesi
tek bir noktada rüzgara karşı durabilmesi
Böylelikle sabit bir noktadan çok daha etkili gözlem yapıyor
ve yüzlerce metre aşağıdaki yerde kayaların arasında çalıların kenarından geçen bir yılanı rahatlıkla görebiliyor

Yılan kartalı ndan toplam yaklaşık 5000 ila 10000 yılan kartalı her yıl Sonbaharda ve ilkbaharda İstanbul Boğazı’nın üzerinden geçiyor
tek başlarına sürü oluşturmuyor
Genellikle dörtgen kanatlı küçük orman kartalları arasında kıvrık ve daha uzun kanatları ve açık renkli olmalarıyla seçilir.

Ondan sonra gelen tür ise küçük kartal
küçük Kartal’da çok daha az sayıda o İstanbul Boğazı’nda geçtiğini söyleyebiliriz sayıları yaklaşık 500 tane
Havanın çok rüzgarlı olduğu zamanlarda da ciddi sayılarda geçiyor
Şahin boyunda bir hayvan
kargadan 1,5 kat daha büyük yaklaşık 1 kilo ağırlığında kanat açıklığı da bir 31 40 civarında
Şahin ile karıştırılabilir ama kartalların yaygın özelliği olan ayak bileklerine kadar tüylü olmasıyla

SES KÜÇÜK KARTAL

Evet küçük kartalın eski adı Almanca adı ötücü kartalmış
Çünkü küçük kartalın son derece dikkat çeken hoş veya melodik bir ötüşü var
diğer kuşlara nazaran daha küçük ve daha uzun kuyruklu olduğu için
sert rüzgarlarda iyi yol alabiliyor
Bu nedenle oyraz’ın güçlü olduğu Eylül günlerinde bol sayıda
küçük kartalın tanımlayıcı diğer özelliği bir leylek veya Ak Pelikan veya küçük Akbaba gibi siyah beyaz kanatlı olmasıdır
kanat teleklerinin tamamı simsiyah içeride kalan kanat börtü tüyleri ise Beyaz

Doğada Bazı hayvanlar sadece tek renk olmaz
Örneğin kurtlar kutup bölgelerinde beyaz veya Türkiye gibi bazı ülkelerde kum açık kahverengiye yakın bir Boz başka bölgelerde ise koyu gri olabilir
Aynı bunun gibi küçük kartalın da iki farklı renkte olabileceğini hatırlatalım
bu farklı renklere kuş terminolojisinde at üstünde olduğu gibi don diyoruz
don bildiğiniz külot anlamında değil eski Türkçede giysi anlamına geliyor
küçük kartalın açık o anlattığım siyah beyaz desenli olan don 1’de koyu donu var orada ise koyu kahverengi çok desensiz bir kuştan bahsediyoruz

Küçük orman kartalı yılan kartalı ve küçük Kartal’dan bahsettikten sonra
bir de İstanbul’dan göç eden daha ilginç bir türden bahsedelim
O da balık kartalı
Adı üzerinde balıkla beslenen bir tür
Sana da cacıklı bir 60’a yakın ağırlığı 2 kiloya yakın çok uzun kanatlı
Çok zarif gövdeli ilk görüldüğünde Marti anımsatan ve Martı Gibi uçarken kanatlarının M formunda tutan bir kuş
Göller nehirler haliçler ve deniz kenarında

İstanbul civarından her yıl 10 Nisan ve 10 eylül civarında sıkça balık kartalı görülür
daha çok İstanbul çevresinde Terkos Gölü Riva Ömer’le Gölü veya Büyükçekmece Küçükçekmece göllerinde
onu çoğunlukla Martılar tarafından alandan kovulurken görebilirsiniz
özellikle Sabahın ilk saatlerinde ve akşamın geç saatlerinde balık yakalar
çok büyük bir kısmı Finlandiya ve doğusunda yuvalı’ya ve
daha sonra kışı Afrika’da geçiren göçmen hayvanlar
göç Rotası halkalının kuşların Türkiye’de bulunmasıyla tespit edilmiş
bir kısmı bunların Doğu Hatta Güney Afrika’ya kadar iniyor
Çok uzun zamandır ülkemizde yürüyen türler arasında çıkmış
yani Üryan popülasyonu yok olmuş bir tür
en son ödediği yer ise İstanbul’un su Dağı’nın kaynağı olan Terkos Gölü
1964 yılında orada bir yuvası tespit edilmiş
Ondan sonra tekrar hiç bir yuva görülmemi

Bu Kartalları İstanbul’da ne zaman görebiliriz
biraz da ondan bahsedelim çok uzun bir program Atiba
İlkbaharda 15 Mart 31 Mayıs arasında 2,5 ay
Sonbaharda da 15 Ağustos 31 Ekim arasında geçiyorlar. 2,5
Ama her türün yoğun olduğu dönemler var.


Kartalları nerede görebiliriz biraz da ondan bahsedelim
İstanbul’da Kartalları görmek için herhangi bir yerde olmanız gerekmiyor
şehrin ortasında bile olsanız Topkapı Eminönü Beşiktaş veya Sessize de olsanız Kartalları göreceksiniz
fakat biraz yüksekte olabilirler ve tanımlamak o kadar kolay olmayabilir
daha yakından görmek veya fotoğraflarını çekmek istiyorsanız
150 ila 200 metre rakımlı Tepelerden birine çıkmanız çok büyük bir fark oluşturur.

B ÇAmlca, K Çamlıca, 2. köprünün ayağında Orağtepe, TOyrartepe, Yoros kalesi.
Avrupa’da ise Eski Yarımada, Tepebaşı, Ulus Parkı, Maslak, Tarabya, Büyükdere, Kocataş ve Sarıyer Feneryolu kuş gözlem kulesi özlelikle İLkbaharda çok iyi.

Hazır oraya gittiğinizde neler görebilirsiniz. Sadece kartallar değil, şahin, atmaca doğan ve akbabaları da görebilirsiniz. Onun dışında balıkçıllar da göç sırasında görülebiliyor. Ötücülerin bir kısmı inebilir, ancak arada kuyruksallayanlar, kırlangıçlar ebabiller arıkuşları da görülebilir. Ekim ayında ise Florya, Saka, İskete ve diğer ispinoz türleri geçiyor. Gene yabani güvercinlerden tahralı ve göjçe güvercin de geçiyor.

İStanbul dışında Adana ve Antakya da batıda artal göçün çok iyi görülebilidği illelrde. Aynı rota üzerinde eskişehir, Afyon, KOnya’da hep görülüyor.
Ne yazık ki İzmir, Antalya ve Ankara’da biraz daha az. Doğuda ise artvin, rize, trabzon, erzurumda hep göç görülebiliyor. Ayrıca Malatya ve Diyarbakır’dan da geçiyor.

Şehir Kuşçusu 10. Kargalar Notlar

Şehir kuşcusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali boyla. bu programda size bir kuş ailesinden bahsedeceğim: kargalar.

Karga insanoğlunun en iyi bildiği kuş guruplarından.

  1. Birincisi büyükler, siyahlar.
  2. İkincisi cesurlar ve ortalıktalar, bulundukları yerde öne çıkıyorlar.
  3. Üçüncüsü bet ve kalın sesleri çok sık duyuluyor.
  4. Ve sonuncusu gerek kırda gerek şehirde faaliyetlerimizi ve çalışmalarımızı yakından takip ediyorlar ve kendilerine yeni besin ve yol yuvalama ve çoğalma fırsatları yaratabilecek kadar zekiler.

Karga deyince tek bir türden bahsetmiyoruz, karşımızda kalabalık bir kuş ailesi var. Ancak çok ilginçtir yakın çevremizde bile en azından üç dört değişik karganın bulunduğunu çoğumuz fark etmiyor.  Karga deyip geçtiğimiz tür İstanbul’da ise çoğunlukla leş kargası,

İzmir veya Bursa’da küçük karga,

Erzurum’da ise Ekin kargası

olabilir.

Leş kargası

Bir karga deyip geçildiği için çoğu insan dikkat etmez, ancak leş kargası simsiyah bir kuş hiç değildir. Başı ve boynu simsiyah kanatları ve kuyruk tüyleri simsiyah ama gövdesi gridir. Neredeyse kuşun bir gömlek giydiğini söyleyebiliriz. Bunu sonra fark edenler, ben yıllarca kargaları sadece kara olur diye biliyordum, der. Tek başına yuva yapar. Genellikle de çiftler halinde bulunur.Sesine gelirsek, en standart bildiğiniz bet gak gak karga sesi, işte leş kargasının sesidir.

kozmopolit yaşam ha en iyi uyum sağlamış Kargı türümüz. Leş kargası betona Müthiş derecede uyum sağlamıştır, her ne kadar yuvarlamak için yaşlı ve büyük bir ağaca ihtiyaç duysa da, geri kalan mekanın tamamen beton olması sıkıntı doğurmaz.

İstanbul’da şöyle bir denklem var. Hayvan sevenler sokaklara bol bol kedi ve köpek maması koyar, bu sayede kargaların nüfusları muazzam seviyelere çıkar, ardından geriye hiçbir kumru serçe ve ispinoz gibi hayvanları baskı altına alırlar. Kumrular tükenir, ancak insana daha fazla sokulan küçük kumru, balkon içleri ve bina girişlerindeki elektrik kutuları üstleri gibi kapalı mekanlarda yuvalayabildiği için sayılarını arttırır. Parklarda da aynı sahne var. Yıldız parkında her gün kilolarca ekmeklerle beslenen köpekler aynı zamanda 100’den gazla leş kargası ve 40’tan fazla küçük karga nüfusunu besler. Bu da parktaki diğer tüm türleri baskılar.

Belgrad ormanında da son 10 yıldır karga sayılarının müthiş sayıda arttığını ve kargaların diğer türlere nefes aldırmadığını görebiliyorum. Sığırcıklar ve serçeler de. Burada tek yapılması gereken, her piknikçinin kendi çöpünü toplamasını, fazla ekmek vs’yi ormana atmamasını sağlamak ve gerekirse ceza kesmek. Her şeye rağmen son derece hayvan olduğum ve izlemekten keyif aldığım bu türün sayılarını bazı önlemler alarak artmamasını sağlamalıyız.

Küçük Karga

Küçük karga Adı üzerinde küçük boylu bir kargadır. Yaklaşık güvercin ebatlarında olduğunu söyleyebiliriz, Hatta uçarken de güvercinle karıştırılabilir. İlk bakışta simsiyah gözükse de aslında gövdesinde ve kanatlarında koyu grinin farklı tonlarını ne olduğu değişik ışıklarda kanatlarındaki siyah tüylerin More çaldığını ve ensesinin açık gri olduğunu da zamanla fark edebilirsiniz. Ve tanırken en büyük farkı kik kuk sesini anımsatan sert ve tatlı ötüşleri.

Küçük kargının diğer kargalardan oldukça farklı bir tür olduğu için yıllarca bilim adamları tarafından fark edilmiş. En büyük farkı doğada kaya ve ağaç kovukları na şekilde ise bacalara ve çatılara yuva yapması. Küçük kargayı hiçbir zaman bir ağaca yuvarlarken görmezsiniz. Diğer özelliği ise hep gruplar ve sürü halinde bulunması, üreme döneminde 20-40 çiftin bir arada yuvalaması üreme dönemi bittikten sonra ise bazen binlere kadar çoğalan sayıda kalabalık sürüler oluşturması.

Nerede leş kargası var nerede küçük karga var ve şehirleri neden paylaşıyorlar, Bunun tam cevabını bilemiyorum. Ma at gübresi veya tarımsal arazilerde hayvan gübrelerinin toprağa yayılması gibi bazı çekici unsurların küçük karga tarafından sevildiğini biliyoruz. Örneğin Bu nedenle İstanbul’da Büyükada’da çok sayıda küçük karga var. Şimdi faytonlar elektrikli araçlarla değiştirildikten sonra Acaba küçük Kargalar aynı yoğunlukta yaşamaya devam edecek mi? Bunu hepimiz göreceğiz.

İstanbul dışında ise Ayvalık ve İzmir’in ana hakimleri Küçük Karga’lar…

Ekin Kargası

Gelelim ya abin olarak görülen 3 karga türüne, Ekin kargası. Son derece farklı bir türdür Ekin kargası Erzurum hakkında bir söz vardır Erzurum’un bir kavağı vardır bir de kargası. İşte burada bahsedilen kuş kavak ağaçlarında koloniler halinde yuvalayan ekin kargasıdır. Kavak gibi uzun ağaçların içine kat kat yuvalardan oluşan apartman daireleri ne anımsatan yapılar oluşturur buna koloni denir.

Yeni bant kaydı

Ekin kargası kapkara bir kuştur. Ekin kargasının diğer özelliği yumuşak Toprak sevmesidir u nedenle ve Trakya’da İç Anadolu ve Doğu Anadolu’da Bozkır tarım arazilerinde Yaşar. Ekin gagasını diğer kargalardan ayıran bir özelliği de gıdasıdır toprağa sokup çıkararak böcek aramak için kullandığı gagası kambur ve kavisli değil düz veya komiktir Ayrıca bütün kargalarda bulunan gagadaki burun deliğini kapatan kıllar Ekin kargasının da bulunmaz zaten bulunsaydı bu kadar çok toprağa girip çıkan Gaga’nın tüyler devamlı olarak kirlenir çamur lanır ve kuşun nefes almasına engel olurdu.

Tüm Kargalar yerli Kuşlar Ekin kargasının başka ilginç bir özelliği göçmen olması. Bazı bölgelerde yıl boyu bulunabilir, Ancak bütün bölgelerde göç aldığını veya göç verdiğini söyleyebiliriz u konudaki en ilginç alan İstanbul’un ta kendisidir. Ekin kargası kesinlikle ve kesinlikle üreme döneminde bulunmaz, Eylül ortasında gelmeye başlar ve Martın ortasına kadar kalır Yani İstanbul’a sadece kışın gelen bir göçmendir.

Son küçük notum da şu olabilir. Atatürk’ün yaşamını okurken, liseye girmeden önce bir dönem dayısının çiftliğinde karga kovduğunu öğrenmiştim. Küçük Mustafa Kemal’in tarlada kovduğu karga muhtemelen ekin kargasıydı.

Saksağan

Kargaların üç ana türünü söyledikten sonra en yaygın 3 karikatürünü söyledikten sonra bir de küçük kardeşten bahsetmemek olmaz. Bu tür sözkonusu olduğunda, aklıma yıllarca anlam veremediğim o deyiş gelir: Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı.

Saksağan küçükçe bir karga türüdür. Boyu yaklaşık leş kargası kadar olsa da, bu boyun yarısı uzun bir kuyruktan oluşur. Renkleri çok güzel siyah ve beyazın alacalı bir dağılışı var gövde üzerinde nokta Üstelik saksağanın siyahı yakından bakıldığında yer yer More çalıyor Gerger yeşile çalıyor nokta tüylerin üzerindeki ışığı değişik açılarla kıran yağ taksana yanar dönerli bir renk veriyor.

Saksağan da müthiş adaptif bir tür yani uyum yeteneği son derece gelişmiş. Doğal olarak orman açıklarında bulunan, Kışın kar olan bölgelerde evrimleşmiş bir tür olduğunu düşünüyorum Ancak skiden bulunmadı birçok alana girmeyi başarmış nokta Örneğin İç Anadolu’nun Boz kuru son yıllarda arayolları boyunca yapılan yalancı Akasya ve dış Budak ağaçlandırmaları sayesinde daha önce bulunmadı İç Anadolu’nun en kurak bozkırın abi ile yerleşmiş durumda.

Saksağan bulunduğu yerde kendisini hemen belli eder. Ya uçarken görürsünüz, ya zıplarken dolaşırken farkedersiniz, ya da kendisini görmeseniz bile kendi türüne Has yuvasını fark edersiniz. Hiçbir kuşta bulunmayan bir çatı vardır saksağanın yuvasında. Bu çatı bir kubbe gibi yuvayı Örter ve yavruları güneşten korur kışın bile saksağan yuvalarına Kargo yuvalarından kolaylıkla ayırırsınız. Saksağanın sesi devamlı tekrarlanan bir kaka kaka ve çaçaça sesinden oluşuyor. Hatta bu nedenle İngilizce gevezelik anlamına gelen bir kelime kullanırlar nokta çatır

Kuzgun

Yaygın karga türlerinden bahsettikten sonra 1’de de kargaların kralından bahsetmemek olmaz. Kuzgun kaygıların en karası en büyüğü ve en gü süsüdür insanı ve Medeniyeti yakından takip eder, ama hiçbir zaman insanla içli dışlı olmaz. Boyu bir Şahin kadardır, ağırlıkça bir leş kargasının 2 katı kadardır. Müthiş kalın bir sesi vardır. En çok dağlarda ve ormanlarda ormanlarda ve çoğunlukla da insandan uzak yaşayan kuzgun yeni açılan taş ocaklarında yuvarlamayı fırsat bilerek şehirlere sokulmuş ve şehrin getirdiği besin fırsatlarına değerlendirmeyi öğrenmiştir. Örneğin sivri ve yassıada’da kayalıklarda Yuvalı iyi bağlamaktadır Birgül veya Çeşme’de kalabalık insanlardan uzakta Sarp Deniz yerlerinde bir yuvası bulunmuştur Bozkır alanlarında ise yuval uyacakları yer olmasa da yuvalama dönemi sonrasında gözükebilir.

Alakarga

Kargaya en çok benzeyen bir karga türü var ki, aslında Park ve bahçelerin ve ormanların türü. Hatta sık ormanlarda karda deyince sadece ondan bahsedebiliriz. Alakarga Diğer adıyla alakabak alacakarga kestane kargası meşe kargası.

Yakından saksağanın akrabası veya Alaca renkli Kargalar grubunda. Buradan da anlayacağınız gibi dünya üzerindeki Kargalar iki gruba ayrılıyor. Siyah olan Kargalar, ve Alaca veya renkli olan kargalar. �şte bu alakarga iki grubun temsilcisi.

Alakarga nispeten Kumru boyunda olması gri gövdesi mavili kanatları Kızıl turuncu sırtı ile hiç de kargaya benzemez. Sesi ise sert bir çığlığı andırır. Ama en ilginci sık sık Şahin’in sesini taklit edebilmesi ormanda gerçekten karga gibi davranır, diğer kuşların yavru ve yumurtalarını yer leşleri dedikler ama meşe palamutlarını toprağa gömmesi ile de gerçek bir orman seferdir çoğu zaman kışın soğuk günleri için oluşturduğu bu erzak beynindeki haritada kusursuz saklana madı için onlarca yeni filinin hayata gelmesinin de nedenidir.

Dağ Kargaları

Kargagiller ailesinin en az bilinen üyeleri şehirleri hiç gelmeyen 2 ufaktır. Bunlar Toroslar’da Cula ismi ile anılan dağ kargaları biri kırmızı gagalı

Diğeri sarı gagalı olan iki tür yaşıyor.

Kırmızı gagalının sesi bir küçük kargayı anımasatabilir, ancak sarı gagalının sesi son derece yumuşaktır. KArga ile alakası yoktur.

Genellikle dağlık bölgelerde Toroslar’da Güneydoğu Anadolu’da Doğu Karadeniz dağlarında ve Doğu Anadolu’da bulunuyorlar. Aslında alplerden başlayarak himalayalara kadar bütün daha sinsilerin de sıkça görülürler. Hatta Himalaya Dağlarında en üst de en yüksek uçan kuşlardan kuşların başında gelir.

Son olarak bir şehir efsanesini daha yalanlayım… Kargalar 100 yıl filan yaşamazlar, ortalama 5-10 yıl yaşarlar. Doğada 20 yıl yaşayanları olabiliyor. Esarette ise belki 80 yıl yaşamış bir kuzgun olabilir. Sanırım efsane de buradan türemiş.

Bu programda kargaları ele almış olduk. Umarım siz de çevrenizdeki kargaları daha iyi tanımış olursunuz. Xeno-canto sitesine yükledikleri ses kayıtlarıyla programa destek olan ….. teşekkür ederim. Bol kuşlu günler…

Şehir Kuşçusu 9. Bölüm Notlar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali Boyla. Ağustos ayına girdiğimiz bu günlerde yeni konuyu da tahmin edebilirsiniz, sonbahar göçü. Bu programda size sonbahar göçmenlerinden,

leyleklerden

yeni çıkan Beykoz Kuşları kitabından bahsedeceğim.

ses guguk

Ama önce son havadisleri vereyim.

Boz çıvgın

27 Temmuz günü Bakırköy Botanik Bahçesinde ilginç bir tür gözlendi. Fatih Keleş bir boz çıvgın fotoğrafladı. Bu kayıt iki açıdan da ilginç, hem boz çıvgın olması, hem de E-5’in hemen yanındaki bu küçük yeşil alanda olması. Önce boz çıvgından bahsedelim.

Çıvgınlar, serçenin üçte biri ağırlığında, 11 santim civarında, böcekle beslenen ve yaprakların arasında dolaşan bir ötücü grubu. Çoğunlukla sırtı yeşil, gri ve kahverengi tonlarında, alt kısımları ise açık renkli. En yaygın türleri çıvgın

ve söğütbülbülü

Boz çıvgın ise, bu türler arasında Doğu Akdeniz havzasında yoğunlaşmış bir tür. Bizde Ege ve Akdeniz’in dağlık meşe ormanlarında yaşıyor. Belki de Balkanlar’daki üreme alanlarından Afrika’ya giden bireyler İstanbul parklarına uğruyorlar.

Bakırköy Botanik parkında görülmesinin tek nedeni Fatih Keleş’in boş zamanlarında bu parkta kuş gözlem ile ve fotoğraf çekmeye çıkması. Bu alana, bir parça inatla düzenli aralıklarla gitmesi sayesinde inanılmaz bir türlü istese ortaya çıkmış durumda. Bugüne kadar 58 tür görülmüş parkta.

Son çıkan bir araştırmada New York’taki bütün yeşil alanlar ve kuş çeşitliliği incelenmiş. Burada en fazla tür barındıran farkların büyük olan parklar olduğu ortaya çıkmış. Ayrıca yeşil dokusunun yoğunluğu da tür sayısını etkileyen ikinci bir faktör olarak öne çıkmış. Diğer yandan kedilerin, kuş çeşitliliğini çok etkilediği görülmüş.

Bizde de birçok şey yapılabilir. Fatih’İn de yetkililere iki önerisi var. 1. parkta kedi beslemenin durdurulması ve kedi nüfusunun kontrol altına alınması, 2. göletin kıyısında kuşların barınabileceği toprak bir alanın oluşturulması.

Leyleklerin göçü

Kuş gözlemcisi Nalan Özdemir Erem tarafından 3 Ağustos günü Heybeliada’da görülen 250 leylek, sonbahar göçünün başlangıcını verdi. Leylek sürüleri artık İstanbul göklerinde. Özellikle Adalar ve Marmara Denizi’ne yakın bölgelerde. İlkbahar göçünde en kalabalık sürüler istanbulun kuzey yarısında, Karadeniz kıyısı boyunca gözlenirken, sonbaharda sürüler güney yarısından, hatta kısmen Marmara Denizi üzerinden geçer. Leylek göçü 14 Ağustos ve 28 Ağustos civarında en yüksek yoğunluğa ulaşacak, sonra 5 Eylül gibi ana geçiş sonlaşacak.

3 Büyükşehir’e baktığımızda bu hareketi sadece İstanbul’da görebiliyoruz. Ankara özellikle sonbahar göçü açısından kısır bir noktada, İzmir’de ise Leylek ve yırtıcı göçü göç neredeyse yok denecek kadar az gözleniyor. Ancak Edirne, Kırklareli, Bursa, Eskişehir leylek geçinin Göçü’nün görülebildiği yerler. Güneyde ise devamında Kütahya Afyon Konya Mersin Adana ve Antakya hep göçün görüldüğü yerler. Doğu’da ise yoğun bir leylek göçü görülmez, ancak şahinler ve çaylaklar yoğun geçiyorlar.

Tüm Doğu Karadeniz illerinde ve Erzurum Malatya Urfa Diyarbakır yırtıcı kuşların yoğun göçünü görebiliyoruz.

Süzülen göçmen kuşların göçünü isterseniz kısaca tekrarlayın, Afrika’ya gitmek üzere yola çıkan bu iri gövdeli türlerin göçleri tamamen ekonomiye yani kanat çırpmadan ilerlemeye dayanır. Sadece karaların üzerinden oluşan Termal hava akımlarını kullanarak planör uçuşu yaparlar. Sıcak hava akımlarına kullanarak döne döne yukarı yükselir ve irtifa kazanırlar, ve bir sonraki tamamen hava akımına kadar süzülerek yol kat ederler. Bu şekilde hiç kanat çırpmadan Bir gün de rahatlıkla 300 400 kilometre yol alabilirler. Denizlerin üzerinden uçamazlar.

Leylek Doğu Avrupa’dan çıkıp Türkiye’ye girdiğinde artık karşısına yiyebileceği fazla besin çıkmayacaktır, Ekini alınmış içanadolu bozkırlarından başlayalım Akdeniz kıyıları, daha sonra Ortadoğu ülkeleri, ve Sahra Çölü boyunca yiyebileceği ne bir balık ne de bir kurbağa olmayacaktır. Kurak topraklar, kurumuş gölet ve dereler ve sararmış otlar. Bu nedenle Türkiye’ye giren bir kuş sonbahar göçünde güneye doğru hareket eden Leylekler Türkiye’ye girdikten sonra Afrika’ya ulaşana kadar 15 gün boyunca hiçbir şey yemeden durabilirler. Durabilir, çünkü az önce anlattığım gibi kanat çırpmadan göç ederler…

Beykoz’un kuşları

Beykoz Kuşlar açısından çok değerli bir ilçemiz. Bir tarafta toygartepe isimli kıtalararası kuş Göçünde atmaca gibi türlerin keyifle izlenebileceği müthiş bir gözlem noktası,

Diğer yandan sık ormanları bulunan ve çütre gibi nemli orman türlerinin uyvaladığı Polonezköy tabiat koruma alanı

ve sonunda tüm şehirleşmeye rağmen doğal değerlerini korumaya direnen, çıkrıkçın gibi ördeklerin bulunduğu Riva çayırları ve sulak alanı.

İstanbullu kuş gözlemcilerinin tercih ettiği bu 3 alan da Beykoz’da bulunuyor.

Bu nedenle Beykoz Belediyesi kuş gözlemcileri ile beraber çalışarak müthiş bir kitap hazırladı.Beykozun Kuşları ve Tabiat Alanları isimli kitabın yazarları:

  • Berat Akkaş
  • Arda Dönerkayalı
  • Umut Güngör
  • Ergün Bacak
  • Vedat Beşkardeş

Ayrıca Beykoz’un kuşları ile ilgili seslerin eve görüntülerini içeren görselli Beykoz Belediyesinin İnternet sitesinde görebilirsiniz. Hemen haritayı açalım ve hemen yukarıda uçan Poyrazköy Sahilindeki Küçük gümüş martıyı tıklayalım. Bildiğimiz vapur martısının yarı boyunda bir kış göçmeni, özellikle Aralık ve Mart arasındaki soğuk dönemlerde bulunuyor.

Veya en aşağıda bir çit direğine tünemiş, kanatlarını düşürmüş ve kuyruğunu kaldırmış halde öten guguk kuşuna tıklayalım. Güvercin boyunca, çok daha zarif, ve atmaca desenli gri bir kuş. Riva’nın Çayırlık Alanları

Son olarak da haritada Beykoz Belediyesinin logosunun sağında kalan baykuşa, ishakkuşuna tıklayalım. Türkiyenin en küçük baykuşu, birbuçuk yumruk boyunda gri ve kamuflaj desenli. Riva’nın Üst Çayırlık Alanları

Siteye girmek isteyenler, beykoz kuşları diye aratabilir veya kuslar.beykoz.bel.tr adresinden bulabilir.

İstanbul’da kaç papağan var

İstanbul’da sizce kaç tane papağan vardır? 100? 1000? 10000? 1.000.000? Bu sorunun cevabı artık kabaca biliniyor. Samsun’daki kuş halkalama istasyonunun yöneticileri uzman ornitologlar Kiraz Erciyes Yavuz ve Nizamettin Yavuz çifti Türkiye’nin tüm şehirlerinde papağan sayımları yapıyorlar. Temmuz ayında 2 hafta boyunca İstanbul’daki bütün yeşil alanları ziyaret ederek papağan sayımları gerçekleştirdiler.

Şöyle bir metodoloji kullandılar, sabah ve akşam saatlerinde tünek alanlarından ayrılan veya tünek alanlarına gelen kuşları saydılar. İlk sonuçlara göre İstanbul’da en azından 5000 tane papağanın (hem yeşil hem de İskender) yabani ortamda yaşadığı tespit edildi. En kalabalık sürüler 700’den fazla bireyden oluşan Dolmabahçe Sarayı ve Fenerbahçe Parkı tüneklerinde gözlendi.

Papağan sayımı yapmak isteyenler için öneriler de şu şekilde:

  • Tünek alanlarında sabah erken saatlerde veya akşam saatlerinde bulunun. Yanınıza not defteri alın.
  • Gelen giden kuşları görebileceğiniz hakim bir noktada en azından 2 saat geçirin.
  • Sadece uçan kuşları sayın, bir kere ağacın içine girip yeşilin arasında kaybolan papağanları ağacını tünemiş papağanları sonradan saymak pek kolay değil.
  • Kayıtlarınızı tarih, başlangıç saati, bitiş saati ile birlikte Kuşbank’a girin.

Türkiye’nin çoğu ilinde, iki tür papağanın arasından en yaygını daha küçük olan yeşil papağandı, Ancak İstanbul’da yapılan bu çalışmada İskender papağanın son zamanlarda sayılarının arttığı ve birçok yerde yeşil papağandan bol olduğu gözlendi. Kim bilir belki küçük kuzeni yeşil papağanı eriyecek ve İstanbul’un gerçek papağan hakimi İskender papağanı mı olacak, Bunu sadece zaman gösterecek.