Şehir Kuşçusu 13 Bilinmeyen Güvercinler

Şehir koşusu programına hoş geldiniz bu programda sizlere bilinmeyen güvercinlerden bahsedeceğim.

Güvercin insanoğlunun ilk evcilleştirdiği hayvan derler. Mağaralarda yaşadığımız dönemlerde mağaraları paylaşmışız, bir yandan gübre toplamış ve diğer yandan acil et ihtiyacını karşılamışız. Bu güvercin Kaya güvercini…

Bu türü sonra evcilleştirmiş, kasabalara ve şehirlere taşımış, ama sonra onun tekrar yabanileşmesine de izin vermişiz. Bugün Türkiye’de gördüğünüz şehir güvercini, evcilleşmiş kaya güvercininin yabanileşmiş soyu. Yani bir kısmı bir dönem evcil hayvan döngüsünden geçmiş.

Kaya güvercini yabani olarak Akdeniz ülkelerinde Ortadoğu’da ve Orta Asya ülkelerinde yaşıyor. Ancaş şehir güvercini olarak tüm Kuzey Avrupa şehir ve kasabalarını, hatta Kuzey Amerika, Güney Amerika, Asya, Güney Afrika ve Avustralyanın birçok şehrini fethetmiş durumda. Hatta Amerikayı fethedenlerin bir kısmı tekrar yabanileşmiş, Kolorado ve Kaliforniya’nın kayalık kurak bölgelerine yerleşmiş. Kaya ile şehrin ne alakası var demeyin, bizim şirken beton şehirlerimiz, kayalık kanyonların ideal replikaları. Köprü altları, apartman boşlukları, aparman aralarında yuvamaları için istemedikleri kadar girinti var. Bir de üzerine zemine saçılan çeşitli ekmek simit vs kırıntılarını da düşünürsek, dağ yerine şehirde olmak daha avantajlı sanki.

Güvercinle beraber kumrular da yerleşimlerde sayılarını arttırmış türlerden. Kumru büyük şehirlerden çok daha kırsal alanlarda bulunuyor. Hepinizin tanıdığı kumru gri renkli güvercinden bir tık küçük, boynunda siyah kesik bir halka var. Sesi de yu-suuf-çuk x6.

Afrika’ya giderseniz çeşit çeşit kumruyla karşılaşırsınız.

  • Afrika kumrusu roseogrisea SES
  • gözlüklü kumru decipiens SES
  • kırmızı gözlü kumru semitorquata SES
  • halkalı kap kumrusu capicola SES

Duyuyor musunuz? Yusufçuk sesinin on farklı varyasyonu burada var. Bu türler Afrika’da türlerşe dursunlar, bizimki bizimki ise Hindistan kökenli bir tür decaocto. Kumrunun Eskiden Hindistan’da olduğu ve zamanla tarımın gelişmesi ile Anadolu’ya geldi.

Çok ilginç bir konu ise şehirleşmenin armasıyla Avrupa’Ya geçmesi… 1838 Bulgaristan, Baklanlara 1900 1920, Almanya 1945i İngiltere 1953, Florda 1974, Amerika 1989, bugün Kuzey Amerika’nın her tarafında bizim Kumru’ya rastlayabilirsiniz bizim konunun adı da Türk kumrusu birçok dilde.

Dinsizin hakkından imansız gelirmiş… Biraz kaba bir benzetme olsa da, başka bir tür de kumrunun yerini almaya başladı. O da küçük kumru. Gri yerine kızıl, boyunda halkası olmayan, ama göğsü kabarınca siyah çilleri görülen daha küçük tür.

İddiaya göre Tunus’tan Topkapı Sarayı’na getirilen küçük kumru beton ve taş binaların arasında İstanbul’da hayat bulmuş. bugün tamamen şehirde kumrunun yerini almış durumda. Kumru sadece geniş parkların çevresinde hayat buluyor. Ama bugün kumruyu artıp tamamen perifere atmış durumda.

Küçük kumru sadece Kuzey Afrika türü değil bütün Afrika’da ve Ortadoğu’da da var doğal olarak. Keza adı senegalensis. Türkiye’de aslında Güneydoğu Anadolu’da yaygın yerli tür. Oradakiler de ilk önce Adana ve Gaziantep gibi büyük şehirlere Oradan da aksaray-ankara Göller Bölgesi izmir-samsun gibi değişik bütün büyük illere yayılmış durumda. İstanbul merkezinden yayılanlar ve güneydoğuda onlar çok buluştular bugün Türkiye’nin bütün şehirlerinde var.

Şehirlerde hiç göremeyeceğiniz güvercinler de var. Kumruların arasında üveyik güvercinlerin arasında da Tahtalı güvercin ve Gökçe güvercin. Tahtalı güvercin en irisi, şehir güvercinin 1,5 katı ağırlıkta. Mavimsi renkli, ancak boyunun iki yanında beyaz bir leke var. Gözü ise sapsarı. Tahtalının sesi ise, boynuna bir şey kaçmış boğulan bir kumruyu andırıyor.

Ancak bu Tahtalı Türkiye için orman veda ormana türü bu tarlada veya şehir parklarında Almanya’daki şehir parklarında dolaşan tahta diye tanıyan birisi için ya da Almanya’da tahtalıya bir şehir parkı kuşu olarak tanıyan birisi için bu türün Türkiye’de bir daha ormanı türü olduğunu öğrenmesi çok şaşırtıcı. Tahtalı üstelik göçmen bir tür. Yüzlece kuştan oluşan sürüler oluşturuyor.

Gökçe güvercin ise pastel renkli, bir şehir güvercinine benziyor. Görmesi en zor tür. Bu kadar az olmasının nedeni, kara ağaçkakanın açtığı ağaç kovuklarında yuvalaması ve boyda kovuğu açabilen tek kuşun sadece Karadeniz Ormanlarında bol bulunan kara ağaçkakan olması.

Son olarak çok tanıdık bir kuşa gelelim. Üveyik…

turtur. Belki sen tam bir ağaçlık Maki ve fundalıkları açık arazilerde acil açık arazilerde özellikle Türkiye’de Trakya’da bol sayıda var. En ilginç güvercin, çünkü Afrika’ya göç ediyorlar.

Ancak türü dünya çapında azalma eğiliminde ve hatta bunun için kırmızı listeye bile alınmış. nedense sayılarında müthiş düşüşler belgeler SD Türkiye’de hala avına izin veriliyor yetkililer. Merkez Av Komisyonu tamamen silah üreticilerinin baskısı altında karar almaya devam ediyorlar.

Neden şimdi önlem almak gerektiği konusunda tarihten bir ders anlaarak programı kapatalım. 1914 yılında Utah’ta son gökçen güvericn öhayvanbat bahçesinde hayatını kaybeder. Bu tür 1900 yüzyılda o kadar çok bulunuyormuş ki, yarım milyonluk sürüler oluşturabiliyormuş. Ancak avcılar bu kuşların dere boylarında toplandığı yerlerde çok sayıda avlayınca, yavaş yavaş sayıları azalmış, eski bulunduğu alanlardan çekilmiş, sayıları bir eşiğin altına düşünce de demografik etkenlerle beraber bir anda tepetaklak olmuş. 1914 yılında son türünün son örneği ne ölmesi ile soyu tükenmiş.

Bol güvercinli günler dilerim…

Şehir Kuşçusu 12 – Minik Göçmenler

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz

Bu programda göçmen kuşların en miniklerinden, Afrika göçmeni ötücülerden bahsedeceğim.

O kadar minikler ki, birçoğu cebinizdeki bir TL kadar hafif.

İnsanları en çok büyüleyen şeylerden biri, kuşların göçleridir.

Yoann Blanchon Romanya’da Kasım ayında gelen bir ötücü kuğu grubun kaydetmiş.

Turnalar, kuğular ve kazların binlerce kilometre uçarak Sibiryalardan buralara gelmesi muhteşem bir yolculuktur. Bİrkaç kilo ağırlığında ve kanat açıklığı 2 metreyi bulan bu büyük kuşlar, 8-10 saat durmadan kanat çırpınca Karadeniz’i aşıverirler. Ancak bu iri kuşları hayal etmek daha kolay sanki. Ancak ağırlığı bir bozuk para kadar olan küçük ötücü kuşların Afrika’ya girmesine ne dersiniz?

Tecrübeliler hemen çıkarmıştır, duyduğunuz ses bülbüle ait. Mehmet Ali Demiral, Isparta’da 14 Nisan 2018’de kaydetmiş bunu.

Bülbül Serçe boyunda Ama hiçbir renk ve desen özelliği olmayan, son derece sıkıcı görüştü kahverengi boz renkli küçük bir kuş. Boyu yaklaşık 16 santim, ağrılığı da ortalama 25 gram. Nisan ayında Türkiye’ye geliyor, Eylül’e kadar kalıyor. Genellikle ormanlar, nemli dere boyları ve böğürtlenlerin altında dolaşıyor. Yuvalama yeri hep Akdeniz enlemleri…

Sonra kışı geçirmek için Afrika’ya gidiyor. Gittiği yer Sahra Çölü’nün Güney kıyılarındaki ormanlık ve açık araziler. Ortalama uçuş mesafesi 3500-4000 kilometre ve bu göçü 25 gramlık Birgül gayet rahat bir şekilde halledebilir yor.

Bu da sonbahar duyacağınız sesi. Kısa ve tiz bir “hit”. Antalya’da Tero Linjama kaydetmiş.

Bülbülün bir de çok yakın bir akrabası var, benekli bülbül.

Kaydı dinlediniz mi? Sadece melodik sesler yok, ayrıca vurmalı seslerle melodik sesler birbirine girmiş durumda. Bu sesi 27 Nisan 2007’de kaydeden Stuart Fisher, Kapadokya’da Zemi vadisinde kuşun ara sıra çakıl patikaya da çıkıp kendisini gösterdiğini not etmiş.

Bu iki tür birbirine çok yakın akraba, ama üreme döneminde coğrafi dağılımları bıçak gibi bölünüyor. Benekli bülbül daha kuzeyde, Baltık denizi enlemlerinde yaşıyor. Yani Rusya’da bir bülbül duyarsanız, bu benekli bülbül.

İlkbaharda nisan ayında göç sırasında bülbül duyanların bazıları, benekli bülbülü dinliyor olabilir. Sosyal medyada Şehir parklarından ve yeşil alanlarda kaydedilmiş pek çok bülbül kaydı paylaşılıyor. hangitür ve bülbül hashtag’lerini deneyin. Dikkatli bir uzman, şehirden gelen bu seslerin birçoğunun benekli bülbül olduğunu fark etti.

Daha kuzeyde üreyen benekli bülbül, Afrika’da daha da güneyde kışı geçiriyor. Neredeyse Güney Afrika’ya kadar uzanıyor. Dolayısıyla uçuş mesafesi 3500 kilometre değil 7500 kilometre. Şöyle de diyebiliriz, bülbül bir Airbus 320 ise, Benekli bülbül bir Boing 747! Oysa görünüşlerinde pek bir fark yok.

Bu dinlediniz sesi ise Söğütbülbülü. Kayıt Belçika’dan Bram Vogels kaydetmiş. Çok ince topda bir ispinozu andırıyor, ancak tatlı ve melanolik bir sonu var. Türkiye üremesi için fazla güneyde kalıyor. Buna rağmen ilkbahar göçünde milyonlarcası geçiş yapıyor ve birçoğu ısınma turlarında ötebiliyor da.

Söğütbülübülü aslında bir bülvül değil. Ayrı bir familyadan bir çıvgın türü. Serçenin yarısı ebatlarında, küçük, dalların ve yaprakların arasında dolaşarak yaprak bitleriyle beslenen böcekçil bir ötücü grubu. Kuzey Avrupa’daki sayıca en bol bulunan kuş türü olabilir. Ağırlığı gerçekten bir bozuk para kadar. Darphane verilerine göre bir yeni TL 8,3 gr ağırlığında Söğütbülbülü ise 6,5 ile 15 gram arasında oynuyor.

Bu küçücük hayvanın yazın bulunduğu alan ile kışın bulunduğu alan arası 12000 km’yi bulabiliyor. İnanılmaz bir performans. Bu göçün çok büyük bir kısmı gece karanlığında oluyor. Ağustos sonunda Finlandiya’da halkalanan bir kuş 47 gün sonra Güney Afrika’ya dolaşıyor. Bu ortalama 218 km demek. Yani gün aşırı beslendiğini varsayarsak, günde 400 km uçuyor. Bu 10 saat kesintisiz uçuş demek.

Bu dinlediğiniz ses ise onun iletişim sesi. Alain Malengreau Belçikada kaydetmiş. Ben buradaym, yok bu başka arkadaş. Gel yolu beraber yapalım, ya da beraber beslenelim gibi bir ses.

Şehir Parkları bu küçük ötücüler için gerçekten bir vaha oluyor. İstanbul’da Ömer ve Fatih isimli arkadaşlar, Topkapı Parkı ve Bakırköy Botanik parkında onlarca farklı göçmen ötücüyü tespit ettiler. Parktaki ağaçlar, kuşların göçleri için gereken enerjiyi alacakları besinleri sunuyorlar. Çeşitli sinekler, böğürtlenler ve diğer böcek ve meyveler…

Ah bir de parkta dolaşan sahipsiz kediler olmasa… En son kedinin ağzından nadir Afrika göçmen Bıldırcınkılavuzunu görünce, sahipsiz kedileri parklarda kesinlikle beslememek gerektiğini düşündüm. Bir yandan iyilik yapıyoruz, diğer yandan da diğer canlılara müthiş bir kötülük! Neyse, biz dene kendimize bakalım…

Börekler ve çörekler yiyerek aldığımız kilo fazlalarını yakmak için her gün kilometrelerce yürüyoruz. Oysa bu 10-20 gramlık canlılar, 5-10 kilometreyi her yıl iki kere uçuyor! Biz artık işimizden evimize giderken GPS açmadan yapamazken, onlar kuş beyinleriyle Afrika’dan aynı yuvaya geri dönmeyi başarıyorlar…

Gözünüzü açın, şehir parkında her an bu mucize hayvanlarla karşılaşabilirsiniz… Benekli sinekkapan, küçük sinekkapan, kır kırlangıcı, ak karınlı ebabil, arıkuşu, kızıl sırtlı örümcekkuşu, kara başlı ötleğen… Hepsi kah otobüs durağının yanındaki ağaçta, kah fillerin dolaştığı koruların tepesinde… Programı İstanbul şehil alanlarının minik göçmeni Hindistan yolcusu küçük sinekkapan ile kapatıyorum. Kayıt Franck Hidvegi tarafından Gürcistan Azerbaycan sınırınca çekilmiş.

Esen kalın…

Şehir Kuşçusu 11 – Kartallar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz
bu programda konumuz kartallar yani yüksek uçan kuşlar

0:30-1:27 arası çıkarılabilir.

yırtıcı Kuşların en irileri şahinlerden Atmaca lardan da büyükler ve daha büyük.
genellikle çok yabani bölgeler ve dağlarla ilişkilendirilen
Yeri geliyor Kaya kartalı kendi ağırlığındaki bir kutuyu havaya kaldırabiliyor
Bu nedenle de birçok ülkenin sembolü Kartal

Kartallar İstanbul’da olur mu?

SES KARTAL

İstanbul kıtalar arası göç yolu üzerinde
göçmen kuşlardan bahsederken de aklımıza daha çok Leylekler Kırlangıçlar ve diğer Turnalar geliyor

SES TURNA

tek Kartallar göçmen kuş olarak aklımıza gelmiyor Oysa binlerce Kartal Hey yaz sonunda Avrupa’daki yuvalama alanlarını terk ederek Afrika’ya doğru yola çıkarlar
leyleklerde gibi Rotası İstanbul üzerinden ve Türkiye üzerinden
iki tane göç Rotası biri Karadeniz’in batısından dolaşan ve İstanbul üzerinden geçen Daha doğrusu daha doğra sonra adı ne ya Veya Antakya
inen Bir göç Rotası ikinci bir götür atası ise Gürcistan sınırından Çoruh Nehri boyunca ilerleyen ve bütün kıyı Doğu Karadeniz illerini kapsayan daha sonra Erzurum Malatya ve Fırat boyunca devam eden

karalar üzerinden oluşan termal hava akımları
İKi şey lazım güneş ve tüzgar.
Bu ikili ile süzülen göçmen kuşlar.
Termalde tırman sonra bir sonraki yer eilerler.
Bu nedenle şehirde de dailere çizerken görebilirsinzi.

En fazla geçen kuş küçük orman kartalı isimli bir tür
şahinden sonra istanbul boğazından en çok geçen tür.
dünya popülasyonu toplam 80000 ila 90000 arasında &95’i geçiyor.
yaklaşık 20-30000 tanesi çoğunlukla 2 gün boyunca geçiyorlar
Bunlar Eylül’ün son günleri q5Eylül ila 30 Eylül arasında bir iki gün.
Genelikle bulutlu

Biraz da küçük orman kartalı antepinden bahsedelim
yaklaşık 2 kiloya yakın boyu ve kanat açıklığı 1 51-60
iki martı kadar Martı
devasa bir kargaya benzediğini söyleyebiliriz
özellikle Doğu Avrupa’da Polonya Çek Cumhuriyeti Romanya gibi ve Ukrayna gibi ülkelerde yuvalar
kışı geçirmek üzere ise Batı razı olsun Güney Afrika’ya kadar iner böyle

bir kartalın göçmen olduğunu duyduğumuzda ilk başında şaşırırız ancak göçmen olmasının nedeni Aslında çok ilginç bir kolaylıkta beslenmesi yerde dolaşarak kurbağa veya böcekler solucanlar gibi küçük hayvanlarla beslenir küçük orman kartalı son derece mütevazi dir.

Yılan kartalı çok özel bir tır
neredeyse tamamen yılanlar ir kertenkeleler ve diğer sürüngenlerle besleniyor
yani dalında uzmanlaşmış
yaklaşık kanat açıklığı 60 ila 1 80 arasında en büyük özelliği
alt tarafının son derece açık renkte olması hatta bazı gençler neredeyse bembeyaz

SES YILAN KARTALI

Yılan kartalının yılan ağlaması için geliştirdiği bir al tekniği var
O da bir uçurtma gibi havada asılı kalmak
büyük bir Kartal olmasına rağmen
Aslında son derece Zarif , gözlerini Taşıyan büyük kafatası ve başı gövdesinin geri kalanı ile karşılaştırıldığında Orantısız derecede büyük
kanatları ise son derece uzun ve geniş ve
bir uçurtma gibi havada asılı kalabilmesi
tek bir noktada rüzgara karşı durabilmesi
Böylelikle sabit bir noktadan çok daha etkili gözlem yapıyor
ve yüzlerce metre aşağıdaki yerde kayaların arasında çalıların kenarından geçen bir yılanı rahatlıkla görebiliyor

Yılan kartalı ndan toplam yaklaşık 5000 ila 10000 yılan kartalı her yıl Sonbaharda ve ilkbaharda İstanbul Boğazı’nın üzerinden geçiyor
tek başlarına sürü oluşturmuyor
Genellikle dörtgen kanatlı küçük orman kartalları arasında kıvrık ve daha uzun kanatları ve açık renkli olmalarıyla seçilir.

Ondan sonra gelen tür ise küçük kartal
küçük Kartal’da çok daha az sayıda o İstanbul Boğazı’nda geçtiğini söyleyebiliriz sayıları yaklaşık 500 tane
Havanın çok rüzgarlı olduğu zamanlarda da ciddi sayılarda geçiyor
Şahin boyunda bir hayvan
kargadan 1,5 kat daha büyük yaklaşık 1 kilo ağırlığında kanat açıklığı da bir 31 40 civarında
Şahin ile karıştırılabilir ama kartalların yaygın özelliği olan ayak bileklerine kadar tüylü olmasıyla

SES KÜÇÜK KARTAL

Evet küçük kartalın eski adı Almanca adı ötücü kartalmış
Çünkü küçük kartalın son derece dikkat çeken hoş veya melodik bir ötüşü var
diğer kuşlara nazaran daha küçük ve daha uzun kuyruklu olduğu için
sert rüzgarlarda iyi yol alabiliyor
Bu nedenle oyraz’ın güçlü olduğu Eylül günlerinde bol sayıda
küçük kartalın tanımlayıcı diğer özelliği bir leylek veya Ak Pelikan veya küçük Akbaba gibi siyah beyaz kanatlı olmasıdır
kanat teleklerinin tamamı simsiyah içeride kalan kanat börtü tüyleri ise Beyaz

Doğada Bazı hayvanlar sadece tek renk olmaz
Örneğin kurtlar kutup bölgelerinde beyaz veya Türkiye gibi bazı ülkelerde kum açık kahverengiye yakın bir Boz başka bölgelerde ise koyu gri olabilir
Aynı bunun gibi küçük kartalın da iki farklı renkte olabileceğini hatırlatalım
bu farklı renklere kuş terminolojisinde at üstünde olduğu gibi don diyoruz
don bildiğiniz külot anlamında değil eski Türkçede giysi anlamına geliyor
küçük kartalın açık o anlattığım siyah beyaz desenli olan don 1’de koyu donu var orada ise koyu kahverengi çok desensiz bir kuştan bahsediyoruz

Küçük orman kartalı yılan kartalı ve küçük Kartal’dan bahsettikten sonra
bir de İstanbul’dan göç eden daha ilginç bir türden bahsedelim
O da balık kartalı
Adı üzerinde balıkla beslenen bir tür
Sana da cacıklı bir 60’a yakın ağırlığı 2 kiloya yakın çok uzun kanatlı
Çok zarif gövdeli ilk görüldüğünde Marti anımsatan ve Martı Gibi uçarken kanatlarının M formunda tutan bir kuş
Göller nehirler haliçler ve deniz kenarında

İstanbul civarından her yıl 10 Nisan ve 10 eylül civarında sıkça balık kartalı görülür
daha çok İstanbul çevresinde Terkos Gölü Riva Ömer’le Gölü veya Büyükçekmece Küçükçekmece göllerinde
onu çoğunlukla Martılar tarafından alandan kovulurken görebilirsiniz
özellikle Sabahın ilk saatlerinde ve akşamın geç saatlerinde balık yakalar
çok büyük bir kısmı Finlandiya ve doğusunda yuvalı’ya ve
daha sonra kışı Afrika’da geçiren göçmen hayvanlar
göç Rotası halkalının kuşların Türkiye’de bulunmasıyla tespit edilmiş
bir kısmı bunların Doğu Hatta Güney Afrika’ya kadar iniyor
Çok uzun zamandır ülkemizde yürüyen türler arasında çıkmış
yani Üryan popülasyonu yok olmuş bir tür
en son ödediği yer ise İstanbul’un su Dağı’nın kaynağı olan Terkos Gölü
1964 yılında orada bir yuvası tespit edilmiş
Ondan sonra tekrar hiç bir yuva görülmemi

Bu Kartalları İstanbul’da ne zaman görebiliriz
biraz da ondan bahsedelim çok uzun bir program Atiba
İlkbaharda 15 Mart 31 Mayıs arasında 2,5 ay
Sonbaharda da 15 Ağustos 31 Ekim arasında geçiyorlar. 2,5
Ama her türün yoğun olduğu dönemler var.


Kartalları nerede görebiliriz biraz da ondan bahsedelim
İstanbul’da Kartalları görmek için herhangi bir yerde olmanız gerekmiyor
şehrin ortasında bile olsanız Topkapı Eminönü Beşiktaş veya Sessize de olsanız Kartalları göreceksiniz
fakat biraz yüksekte olabilirler ve tanımlamak o kadar kolay olmayabilir
daha yakından görmek veya fotoğraflarını çekmek istiyorsanız
150 ila 200 metre rakımlı Tepelerden birine çıkmanız çok büyük bir fark oluşturur.

B ÇAmlca, K Çamlıca, 2. köprünün ayağında Orağtepe, TOyrartepe, Yoros kalesi.
Avrupa’da ise Eski Yarımada, Tepebaşı, Ulus Parkı, Maslak, Tarabya, Büyükdere, Kocataş ve Sarıyer Feneryolu kuş gözlem kulesi özlelikle İLkbaharda çok iyi.

Hazır oraya gittiğinizde neler görebilirsiniz. Sadece kartallar değil, şahin, atmaca doğan ve akbabaları da görebilirsiniz. Onun dışında balıkçıllar da göç sırasında görülebiliyor. Ötücülerin bir kısmı inebilir, ancak arada kuyruksallayanlar, kırlangıçlar ebabiller arıkuşları da görülebilir. Ekim ayında ise Florya, Saka, İskete ve diğer ispinoz türleri geçiyor. Gene yabani güvercinlerden tahralı ve göjçe güvercin de geçiyor.

İStanbul dışında Adana ve Antakya da batıda artal göçün çok iyi görülebilidği illelrde. Aynı rota üzerinde eskişehir, Afyon, KOnya’da hep görülüyor.
Ne yazık ki İzmir, Antalya ve Ankara’da biraz daha az. Doğuda ise artvin, rize, trabzon, erzurumda hep göç görülebiliyor. Ayrıca Malatya ve Diyarbakır’dan da geçiyor.

Şehir Kuşçusu 10. Kargalar Notlar

Şehir kuşcusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali boyla. bu programda size bir kuş ailesinden bahsedeceğim: kargalar.

Karga insanoğlunun en iyi bildiği kuş guruplarından.

  1. Birincisi büyükler, siyahlar.
  2. İkincisi cesurlar ve ortalıktalar, bulundukları yerde öne çıkıyorlar.
  3. Üçüncüsü bet ve kalın sesleri çok sık duyuluyor.
  4. Ve sonuncusu gerek kırda gerek şehirde faaliyetlerimizi ve çalışmalarımızı yakından takip ediyorlar ve kendilerine yeni besin ve yol yuvalama ve çoğalma fırsatları yaratabilecek kadar zekiler.

Karga deyince tek bir türden bahsetmiyoruz, karşımızda kalabalık bir kuş ailesi var. Ancak çok ilginçtir yakın çevremizde bile en azından üç dört değişik karganın bulunduğunu çoğumuz fark etmiyor.  Karga deyip geçtiğimiz tür İstanbul’da ise çoğunlukla leş kargası,

İzmir veya Bursa’da küçük karga,

Erzurum’da ise Ekin kargası

olabilir.

Leş kargası

Bir karga deyip geçildiği için çoğu insan dikkat etmez, ancak leş kargası simsiyah bir kuş hiç değildir. Başı ve boynu simsiyah kanatları ve kuyruk tüyleri simsiyah ama gövdesi gridir. Neredeyse kuşun bir gömlek giydiğini söyleyebiliriz. Bunu sonra fark edenler, ben yıllarca kargaları sadece kara olur diye biliyordum, der. Tek başına yuva yapar. Genellikle de çiftler halinde bulunur.Sesine gelirsek, en standart bildiğiniz bet gak gak karga sesi, işte leş kargasının sesidir.

kozmopolit yaşam ha en iyi uyum sağlamış Kargı türümüz. Leş kargası betona Müthiş derecede uyum sağlamıştır, her ne kadar yuvarlamak için yaşlı ve büyük bir ağaca ihtiyaç duysa da, geri kalan mekanın tamamen beton olması sıkıntı doğurmaz.

İstanbul’da şöyle bir denklem var. Hayvan sevenler sokaklara bol bol kedi ve köpek maması koyar, bu sayede kargaların nüfusları muazzam seviyelere çıkar, ardından geriye hiçbir kumru serçe ve ispinoz gibi hayvanları baskı altına alırlar. Kumrular tükenir, ancak insana daha fazla sokulan küçük kumru, balkon içleri ve bina girişlerindeki elektrik kutuları üstleri gibi kapalı mekanlarda yuvalayabildiği için sayılarını arttırır. Parklarda da aynı sahne var. Yıldız parkında her gün kilolarca ekmeklerle beslenen köpekler aynı zamanda 100’den gazla leş kargası ve 40’tan fazla küçük karga nüfusunu besler. Bu da parktaki diğer tüm türleri baskılar.

Belgrad ormanında da son 10 yıldır karga sayılarının müthiş sayıda arttığını ve kargaların diğer türlere nefes aldırmadığını görebiliyorum. Sığırcıklar ve serçeler de. Burada tek yapılması gereken, her piknikçinin kendi çöpünü toplamasını, fazla ekmek vs’yi ormana atmamasını sağlamak ve gerekirse ceza kesmek. Her şeye rağmen son derece hayvan olduğum ve izlemekten keyif aldığım bu türün sayılarını bazı önlemler alarak artmamasını sağlamalıyız.

Küçük Karga

Küçük karga Adı üzerinde küçük boylu bir kargadır. Yaklaşık güvercin ebatlarında olduğunu söyleyebiliriz, Hatta uçarken de güvercinle karıştırılabilir. İlk bakışta simsiyah gözükse de aslında gövdesinde ve kanatlarında koyu grinin farklı tonlarını ne olduğu değişik ışıklarda kanatlarındaki siyah tüylerin More çaldığını ve ensesinin açık gri olduğunu da zamanla fark edebilirsiniz. Ve tanırken en büyük farkı kik kuk sesini anımsatan sert ve tatlı ötüşleri.

Küçük kargının diğer kargalardan oldukça farklı bir tür olduğu için yıllarca bilim adamları tarafından fark edilmiş. En büyük farkı doğada kaya ve ağaç kovukları na şekilde ise bacalara ve çatılara yuva yapması. Küçük kargayı hiçbir zaman bir ağaca yuvarlarken görmezsiniz. Diğer özelliği ise hep gruplar ve sürü halinde bulunması, üreme döneminde 20-40 çiftin bir arada yuvalaması üreme dönemi bittikten sonra ise bazen binlere kadar çoğalan sayıda kalabalık sürüler oluşturması.

Nerede leş kargası var nerede küçük karga var ve şehirleri neden paylaşıyorlar, Bunun tam cevabını bilemiyorum. Ma at gübresi veya tarımsal arazilerde hayvan gübrelerinin toprağa yayılması gibi bazı çekici unsurların küçük karga tarafından sevildiğini biliyoruz. Örneğin Bu nedenle İstanbul’da Büyükada’da çok sayıda küçük karga var. Şimdi faytonlar elektrikli araçlarla değiştirildikten sonra Acaba küçük Kargalar aynı yoğunlukta yaşamaya devam edecek mi? Bunu hepimiz göreceğiz.

İstanbul dışında ise Ayvalık ve İzmir’in ana hakimleri Küçük Karga’lar…

Ekin Kargası

Gelelim ya abin olarak görülen 3 karga türüne, Ekin kargası. Son derece farklı bir türdür Ekin kargası Erzurum hakkında bir söz vardır Erzurum’un bir kavağı vardır bir de kargası. İşte burada bahsedilen kuş kavak ağaçlarında koloniler halinde yuvalayan ekin kargasıdır. Kavak gibi uzun ağaçların içine kat kat yuvalardan oluşan apartman daireleri ne anımsatan yapılar oluşturur buna koloni denir.

Yeni bant kaydı

Ekin kargası kapkara bir kuştur. Ekin kargasının diğer özelliği yumuşak Toprak sevmesidir u nedenle ve Trakya’da İç Anadolu ve Doğu Anadolu’da Bozkır tarım arazilerinde Yaşar. Ekin gagasını diğer kargalardan ayıran bir özelliği de gıdasıdır toprağa sokup çıkararak böcek aramak için kullandığı gagası kambur ve kavisli değil düz veya komiktir Ayrıca bütün kargalarda bulunan gagadaki burun deliğini kapatan kıllar Ekin kargasının da bulunmaz zaten bulunsaydı bu kadar çok toprağa girip çıkan Gaga’nın tüyler devamlı olarak kirlenir çamur lanır ve kuşun nefes almasına engel olurdu.

Tüm Kargalar yerli Kuşlar Ekin kargasının başka ilginç bir özelliği göçmen olması. Bazı bölgelerde yıl boyu bulunabilir, Ancak bütün bölgelerde göç aldığını veya göç verdiğini söyleyebiliriz u konudaki en ilginç alan İstanbul’un ta kendisidir. Ekin kargası kesinlikle ve kesinlikle üreme döneminde bulunmaz, Eylül ortasında gelmeye başlar ve Martın ortasına kadar kalır Yani İstanbul’a sadece kışın gelen bir göçmendir.

Son küçük notum da şu olabilir. Atatürk’ün yaşamını okurken, liseye girmeden önce bir dönem dayısının çiftliğinde karga kovduğunu öğrenmiştim. Küçük Mustafa Kemal’in tarlada kovduğu karga muhtemelen ekin kargasıydı.

Saksağan

Kargaların üç ana türünü söyledikten sonra en yaygın 3 karikatürünü söyledikten sonra bir de küçük kardeşten bahsetmemek olmaz. Bu tür sözkonusu olduğunda, aklıma yıllarca anlam veremediğim o deyiş gelir: Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı.

Saksağan küçükçe bir karga türüdür. Boyu yaklaşık leş kargası kadar olsa da, bu boyun yarısı uzun bir kuyruktan oluşur. Renkleri çok güzel siyah ve beyazın alacalı bir dağılışı var gövde üzerinde nokta Üstelik saksağanın siyahı yakından bakıldığında yer yer More çalıyor Gerger yeşile çalıyor nokta tüylerin üzerindeki ışığı değişik açılarla kıran yağ taksana yanar dönerli bir renk veriyor.

Saksağan da müthiş adaptif bir tür yani uyum yeteneği son derece gelişmiş. Doğal olarak orman açıklarında bulunan, Kışın kar olan bölgelerde evrimleşmiş bir tür olduğunu düşünüyorum Ancak skiden bulunmadı birçok alana girmeyi başarmış nokta Örneğin İç Anadolu’nun Boz kuru son yıllarda arayolları boyunca yapılan yalancı Akasya ve dış Budak ağaçlandırmaları sayesinde daha önce bulunmadı İç Anadolu’nun en kurak bozkırın abi ile yerleşmiş durumda.

Saksağan bulunduğu yerde kendisini hemen belli eder. Ya uçarken görürsünüz, ya zıplarken dolaşırken farkedersiniz, ya da kendisini görmeseniz bile kendi türüne Has yuvasını fark edersiniz. Hiçbir kuşta bulunmayan bir çatı vardır saksağanın yuvasında. Bu çatı bir kubbe gibi yuvayı Örter ve yavruları güneşten korur kışın bile saksağan yuvalarına Kargo yuvalarından kolaylıkla ayırırsınız. Saksağanın sesi devamlı tekrarlanan bir kaka kaka ve çaçaça sesinden oluşuyor. Hatta bu nedenle İngilizce gevezelik anlamına gelen bir kelime kullanırlar nokta çatır

Kuzgun

Yaygın karga türlerinden bahsettikten sonra 1’de de kargaların kralından bahsetmemek olmaz. Kuzgun kaygıların en karası en büyüğü ve en gü süsüdür insanı ve Medeniyeti yakından takip eder, ama hiçbir zaman insanla içli dışlı olmaz. Boyu bir Şahin kadardır, ağırlıkça bir leş kargasının 2 katı kadardır. Müthiş kalın bir sesi vardır. En çok dağlarda ve ormanlarda ormanlarda ve çoğunlukla da insandan uzak yaşayan kuzgun yeni açılan taş ocaklarında yuvarlamayı fırsat bilerek şehirlere sokulmuş ve şehrin getirdiği besin fırsatlarına değerlendirmeyi öğrenmiştir. Örneğin sivri ve yassıada’da kayalıklarda Yuvalı iyi bağlamaktadır Birgül veya Çeşme’de kalabalık insanlardan uzakta Sarp Deniz yerlerinde bir yuvası bulunmuştur Bozkır alanlarında ise yuval uyacakları yer olmasa da yuvalama dönemi sonrasında gözükebilir.

Alakarga

Kargaya en çok benzeyen bir karga türü var ki, aslında Park ve bahçelerin ve ormanların türü. Hatta sık ormanlarda karda deyince sadece ondan bahsedebiliriz. Alakarga Diğer adıyla alakabak alacakarga kestane kargası meşe kargası.

Yakından saksağanın akrabası veya Alaca renkli Kargalar grubunda. Buradan da anlayacağınız gibi dünya üzerindeki Kargalar iki gruba ayrılıyor. Siyah olan Kargalar, ve Alaca veya renkli olan kargalar. �şte bu alakarga iki grubun temsilcisi.

Alakarga nispeten Kumru boyunda olması gri gövdesi mavili kanatları Kızıl turuncu sırtı ile hiç de kargaya benzemez. Sesi ise sert bir çığlığı andırır. Ama en ilginci sık sık Şahin’in sesini taklit edebilmesi ormanda gerçekten karga gibi davranır, diğer kuşların yavru ve yumurtalarını yer leşleri dedikler ama meşe palamutlarını toprağa gömmesi ile de gerçek bir orman seferdir çoğu zaman kışın soğuk günleri için oluşturduğu bu erzak beynindeki haritada kusursuz saklana madı için onlarca yeni filinin hayata gelmesinin de nedenidir.

Dağ Kargaları

Kargagiller ailesinin en az bilinen üyeleri şehirleri hiç gelmeyen 2 ufaktır. Bunlar Toroslar’da Cula ismi ile anılan dağ kargaları biri kırmızı gagalı

Diğeri sarı gagalı olan iki tür yaşıyor.

Kırmızı gagalının sesi bir küçük kargayı anımasatabilir, ancak sarı gagalının sesi son derece yumuşaktır. KArga ile alakası yoktur.

Genellikle dağlık bölgelerde Toroslar’da Güneydoğu Anadolu’da Doğu Karadeniz dağlarında ve Doğu Anadolu’da bulunuyorlar. Aslında alplerden başlayarak himalayalara kadar bütün daha sinsilerin de sıkça görülürler. Hatta Himalaya Dağlarında en üst de en yüksek uçan kuşlardan kuşların başında gelir.

Son olarak bir şehir efsanesini daha yalanlayım… Kargalar 100 yıl filan yaşamazlar, ortalama 5-10 yıl yaşarlar. Doğada 20 yıl yaşayanları olabiliyor. Esarette ise belki 80 yıl yaşamış bir kuzgun olabilir. Sanırım efsane de buradan türemiş.

Bu programda kargaları ele almış olduk. Umarım siz de çevrenizdeki kargaları daha iyi tanımış olursunuz. Xeno-canto sitesine yükledikleri ses kayıtlarıyla programa destek olan ….. teşekkür ederim. Bol kuşlu günler…

Şehir Kuşçusu 9. Bölüm Notlar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali Boyla. Ağustos ayına girdiğimiz bu günlerde yeni konuyu da tahmin edebilirsiniz, sonbahar göçü. Bu programda size sonbahar göçmenlerinden,

leyleklerden

yeni çıkan Beykoz Kuşları kitabından bahsedeceğim.

ses guguk

Ama önce son havadisleri vereyim.

Boz çıvgın

27 Temmuz günü Bakırköy Botanik Bahçesinde ilginç bir tür gözlendi. Fatih Keleş bir boz çıvgın fotoğrafladı. Bu kayıt iki açıdan da ilginç, hem boz çıvgın olması, hem de E-5’in hemen yanındaki bu küçük yeşil alanda olması. Önce boz çıvgından bahsedelim.

Çıvgınlar, serçenin üçte biri ağırlığında, 11 santim civarında, böcekle beslenen ve yaprakların arasında dolaşan bir ötücü grubu. Çoğunlukla sırtı yeşil, gri ve kahverengi tonlarında, alt kısımları ise açık renkli. En yaygın türleri çıvgın

ve söğütbülbülü

Boz çıvgın ise, bu türler arasında Doğu Akdeniz havzasında yoğunlaşmış bir tür. Bizde Ege ve Akdeniz’in dağlık meşe ormanlarında yaşıyor. Belki de Balkanlar’daki üreme alanlarından Afrika’ya giden bireyler İstanbul parklarına uğruyorlar.

Bakırköy Botanik parkında görülmesinin tek nedeni Fatih Keleş’in boş zamanlarında bu parkta kuş gözlem ile ve fotoğraf çekmeye çıkması. Bu alana, bir parça inatla düzenli aralıklarla gitmesi sayesinde inanılmaz bir türlü istese ortaya çıkmış durumda. Bugüne kadar 58 tür görülmüş parkta.

Son çıkan bir araştırmada New York’taki bütün yeşil alanlar ve kuş çeşitliliği incelenmiş. Burada en fazla tür barındıran farkların büyük olan parklar olduğu ortaya çıkmış. Ayrıca yeşil dokusunun yoğunluğu da tür sayısını etkileyen ikinci bir faktör olarak öne çıkmış. Diğer yandan kedilerin, kuş çeşitliliğini çok etkilediği görülmüş.

Bizde de birçok şey yapılabilir. Fatih’İn de yetkililere iki önerisi var. 1. parkta kedi beslemenin durdurulması ve kedi nüfusunun kontrol altına alınması, 2. göletin kıyısında kuşların barınabileceği toprak bir alanın oluşturulması.

Leyleklerin göçü

Kuş gözlemcisi Nalan Özdemir Erem tarafından 3 Ağustos günü Heybeliada’da görülen 250 leylek, sonbahar göçünün başlangıcını verdi. Leylek sürüleri artık İstanbul göklerinde. Özellikle Adalar ve Marmara Denizi’ne yakın bölgelerde. İlkbahar göçünde en kalabalık sürüler istanbulun kuzey yarısında, Karadeniz kıyısı boyunca gözlenirken, sonbaharda sürüler güney yarısından, hatta kısmen Marmara Denizi üzerinden geçer. Leylek göçü 14 Ağustos ve 28 Ağustos civarında en yüksek yoğunluğa ulaşacak, sonra 5 Eylül gibi ana geçiş sonlaşacak.

3 Büyükşehir’e baktığımızda bu hareketi sadece İstanbul’da görebiliyoruz. Ankara özellikle sonbahar göçü açısından kısır bir noktada, İzmir’de ise Leylek ve yırtıcı göçü göç neredeyse yok denecek kadar az gözleniyor. Ancak Edirne, Kırklareli, Bursa, Eskişehir leylek geçinin Göçü’nün görülebildiği yerler. Güneyde ise devamında Kütahya Afyon Konya Mersin Adana ve Antakya hep göçün görüldüğü yerler. Doğu’da ise yoğun bir leylek göçü görülmez, ancak şahinler ve çaylaklar yoğun geçiyorlar.

Tüm Doğu Karadeniz illerinde ve Erzurum Malatya Urfa Diyarbakır yırtıcı kuşların yoğun göçünü görebiliyoruz.

Süzülen göçmen kuşların göçünü isterseniz kısaca tekrarlayın, Afrika’ya gitmek üzere yola çıkan bu iri gövdeli türlerin göçleri tamamen ekonomiye yani kanat çırpmadan ilerlemeye dayanır. Sadece karaların üzerinden oluşan Termal hava akımlarını kullanarak planör uçuşu yaparlar. Sıcak hava akımlarına kullanarak döne döne yukarı yükselir ve irtifa kazanırlar, ve bir sonraki tamamen hava akımına kadar süzülerek yol kat ederler. Bu şekilde hiç kanat çırpmadan Bir gün de rahatlıkla 300 400 kilometre yol alabilirler. Denizlerin üzerinden uçamazlar.

Leylek Doğu Avrupa’dan çıkıp Türkiye’ye girdiğinde artık karşısına yiyebileceği fazla besin çıkmayacaktır, Ekini alınmış içanadolu bozkırlarından başlayalım Akdeniz kıyıları, daha sonra Ortadoğu ülkeleri, ve Sahra Çölü boyunca yiyebileceği ne bir balık ne de bir kurbağa olmayacaktır. Kurak topraklar, kurumuş gölet ve dereler ve sararmış otlar. Bu nedenle Türkiye’ye giren bir kuş sonbahar göçünde güneye doğru hareket eden Leylekler Türkiye’ye girdikten sonra Afrika’ya ulaşana kadar 15 gün boyunca hiçbir şey yemeden durabilirler. Durabilir, çünkü az önce anlattığım gibi kanat çırpmadan göç ederler…

Beykoz’un kuşları

Beykoz Kuşlar açısından çok değerli bir ilçemiz. Bir tarafta toygartepe isimli kıtalararası kuş Göçünde atmaca gibi türlerin keyifle izlenebileceği müthiş bir gözlem noktası,

Diğer yandan sık ormanları bulunan ve çütre gibi nemli orman türlerinin uyvaladığı Polonezköy tabiat koruma alanı

ve sonunda tüm şehirleşmeye rağmen doğal değerlerini korumaya direnen, çıkrıkçın gibi ördeklerin bulunduğu Riva çayırları ve sulak alanı.

İstanbullu kuş gözlemcilerinin tercih ettiği bu 3 alan da Beykoz’da bulunuyor.

Bu nedenle Beykoz Belediyesi kuş gözlemcileri ile beraber çalışarak müthiş bir kitap hazırladı.Beykozun Kuşları ve Tabiat Alanları isimli kitabın yazarları:

  • Berat Akkaş
  • Arda Dönerkayalı
  • Umut Güngör
  • Ergün Bacak
  • Vedat Beşkardeş

Ayrıca Beykoz’un kuşları ile ilgili seslerin eve görüntülerini içeren görselli Beykoz Belediyesinin İnternet sitesinde görebilirsiniz. Hemen haritayı açalım ve hemen yukarıda uçan Poyrazköy Sahilindeki Küçük gümüş martıyı tıklayalım. Bildiğimiz vapur martısının yarı boyunda bir kış göçmeni, özellikle Aralık ve Mart arasındaki soğuk dönemlerde bulunuyor.

Veya en aşağıda bir çit direğine tünemiş, kanatlarını düşürmüş ve kuyruğunu kaldırmış halde öten guguk kuşuna tıklayalım. Güvercin boyunca, çok daha zarif, ve atmaca desenli gri bir kuş. Riva’nın Çayırlık Alanları

Son olarak da haritada Beykoz Belediyesinin logosunun sağında kalan baykuşa, ishakkuşuna tıklayalım. Türkiyenin en küçük baykuşu, birbuçuk yumruk boyunda gri ve kamuflaj desenli. Riva’nın Üst Çayırlık Alanları

Siteye girmek isteyenler, beykoz kuşları diye aratabilir veya kuslar.beykoz.bel.tr adresinden bulabilir.

İstanbul’da kaç papağan var

İstanbul’da sizce kaç tane papağan vardır? 100? 1000? 10000? 1.000.000? Bu sorunun cevabı artık kabaca biliniyor. Samsun’daki kuş halkalama istasyonunun yöneticileri uzman ornitologlar Kiraz Erciyes Yavuz ve Nizamettin Yavuz çifti Türkiye’nin tüm şehirlerinde papağan sayımları yapıyorlar. Temmuz ayında 2 hafta boyunca İstanbul’daki bütün yeşil alanları ziyaret ederek papağan sayımları gerçekleştirdiler.

Şöyle bir metodoloji kullandılar, sabah ve akşam saatlerinde tünek alanlarından ayrılan veya tünek alanlarına gelen kuşları saydılar. İlk sonuçlara göre İstanbul’da en azından 5000 tane papağanın (hem yeşil hem de İskender) yabani ortamda yaşadığı tespit edildi. En kalabalık sürüler 700’den fazla bireyden oluşan Dolmabahçe Sarayı ve Fenerbahçe Parkı tüneklerinde gözlendi.

Papağan sayımı yapmak isteyenler için öneriler de şu şekilde:

  • Tünek alanlarında sabah erken saatlerde veya akşam saatlerinde bulunun. Yanınıza not defteri alın.
  • Gelen giden kuşları görebileceğiniz hakim bir noktada en azından 2 saat geçirin.
  • Sadece uçan kuşları sayın, bir kere ağacın içine girip yeşilin arasında kaybolan papağanları ağacını tünemiş papağanları sonradan saymak pek kolay değil.
  • Kayıtlarınızı tarih, başlangıç saati, bitiş saati ile birlikte Kuşbank’a girin.

Türkiye’nin çoğu ilinde, iki tür papağanın arasından en yaygını daha küçük olan yeşil papağandı, Ancak İstanbul’da yapılan bu çalışmada İskender papağanın son zamanlarda sayılarının arttığı ve birçok yerde yeşil papağandan bol olduğu gözlendi. Kim bilir belki küçük kuzeni yeşil papağanı eriyecek ve İstanbul’un gerçek papağan hakimi İskender papağanı mı olacak, Bunu sadece zaman gösterecek.

Şehir kuşçusu 8-bölüm notlar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali Boyla. Programda sizlere temmuz ortasında İstanbul’da görülen Nadir türlerinden bahsedeceğim. Bunlar İstanbul’da görülmesini hiç beklemediğiniz türler..

İstanbul’un çöplüklerinin gizli ziyaretçileri akbabalar

su rezervlerinin flamingoları

ve en son olarak şehrin üçüncü papağan türünden bahsedeceğim.

Galata Kulesi

Ancak önce Galata Kulesi’nde neler yaşandı, geçen programda anlatmıştım. Kısaca özetleyim. Ebabil kuşlarının yuvaladığı Galata Kulesinde bir tadilat projesi için iskele kurulunca, bir kampanya başlatıldı, 10000 imza toplanarak bu tadilatın ertelenmesi istendi. Kampanya başarılı oldu, ve ben de ebabil kuşları kurtuldu, demiştim. Tıpkı birçok basın kuruluşu gibi. Peki gerçekten kurtuldular mı?

Hemen olayın kronolojisini özetleyelim. 30 Haziran’da İskele kurulmaya başladı ve 2-3 gün içinde kuruldu. Bunun üzerinde kampanya başladı, imzalar toplandı. Bunun üzerine 6 Temmuz’da Turizm ve kültür bakanı tadilatı kuşların yuvalama döneminden sonra ya bir tarihe ertelediğini Twitter hesabından duyurur. Yetkililer iskelenin 3 ünde ineceğini söyler ve gönüllere su serper. 16 Temmuzda iskelenin son parçaları sökülür.

Özetle, 30 haziran’dan 16 Temmuz’a kadar iki haftadan uzun bir süre, birçok ebabil yuvasına ulaşamaz, yuva içindeki yavrular da beslenemez. Normal koşullarda kuş yavruları birkaç gün içinde ölür. Peki sonuçta ebabiller kurtuldu mu? Bunun cevabı hem evet hem de hayır…

Konu ebabil kuşlarıdır. Kulede hem ebabil…

hem de ak karınlı ebabil…

yuvalıyor.

Önce evet kısmını anlatayım. Ebabiller böceklerle beslenen hayvanlar. Yuvalarından çok uzakta beslendikleri için havada topladıkları böcekleri. Kuzey ülkelerinde de yaşayana bu böcekci türün bir düşmanı var. O da böceklerin hiç uçmadığı 3-5 gün süren yağmurlu dönemler. Bu dönemler yavruların hiç beslenmeden hayatta kalabilmesi için, evrimsel bir mekanizma gelişmiş. Yavruların kalp atışı yavaşlıyor, sıcakkanlıları olmalarına rağmen vücut ısıları düşüyor ve bir nevi kış uykusuna yatıyorlar. Sonra kötü hava dalgası geçince, anne baba yavruları yeniden beslemeye başlıyorlar, yavrular da kaldıkları yerden büyümeye. Bu evrimsel strateji ile ebabil yavruları 1 hafta beslenmemekten etkilenmiyor, diye okudum literatürde.

Hem de hayır. Ebabillerin yavruların akauşamadığı süre 2 haftaya yakın. Bu kadar uzun bir süre, bu kuşların yiyecek olmasa bile, susuzluğa dayanabileceğinden emin değilim. Özellikle daha küçük olan adi ebabiller yavrularını kaybetmiş olabilirler. Kampanya başarılı sonlanınca, hepimizin vicdanına su serpildi ve ebabiller kurtuldu, diye düşündük. Şimdi size şunu soracağım. İki hafta tek başına kalan yavrular hala hayatta mı? Bu kampanyanın nihai hedefi ebabiller yavrularının yaşaması ise, acaba bu hedefe ulaşamamış olabilir miyiz?

Bunu anlamanın tek bir yöntemi var. Kuleye gidip yuvaların faal olup olmadığına bakmak. Eğer yavru öldüyse veya aşağıya atladıysa deliğe erişkin girmeyecektir. Bu yılki yuvalama başarısızdır. Yavru canlıysa, erişkin onu beslemek üzere gelecektir.. O zaman bir delikte faal bir yuva olduğunu anlamak için bir erişkinin girdiğini gözünüzle görmelisiniz.

Ancak ebabiller hakkında bilmemiz gereken bir bilgi var. Erişkinler diğer kuşlar gibi gün içinde yüzlerce kez yuvaya gitmez, sadece 5-10 kere yavru beslemeye geliyorlar. Çünkü, yuvadan çok uzak alanlarda uçan böceklerle beslenen ebabiller, topladıkları böcekleri ebabiller ağızlarında top haline getirip biriktiriyorlar, ve yavruları bu toplarla besliyorlar. Bu nedenle besleme olayı günde sadece 5-10 kere gerçekleşiyor. Erişkinin yuvaya girişine denk gelmek için saatlerce o duvara bakmak lazım.

Bu günlerde yolunuz kuleye düşerse, akşam bir saatinizi ebabil sayımına ayırabilirseniz, çok bu gerekli bilgiye ulaşmamıza katkıda bulunabilirsiniz. İlgililer Twitter hesabımdan paylaştığım formu indirerek akşam saatlerinde 6 ile 8 arasında Galata Kulesinde gözlem yapabilirler. Form üzerinde kulenin dış cephesinin açılmış ve referanslandırılmış haritasında, gördükleri deliklerin hangi karelere denk geldiğini yazabilir. . Sistem amiral battıya benziyor. Şimdiden teşekkürler.

Kızıl Akbaba

İstanbul’da hiç Kızıl Akbaba olur mu? Önce Türkiye’nin en iri yırtıcılarını bir tanıtalım. Yerde duruduğunda 180’lik bir delikanlının beline kadar geliyor. Kanatlarını açtığında ise 2,5 metre uzunluğunda, yani yanyana duran ve dirsek dirseğe vermiş iki kişinin, dışta kalan kollarını açtıklarında o parmak uçları arasındaki mesafe kadar. Ağırlığı 7-8 kilo olabiliyor. Başında yumuşak beyaz tüyler var, kolyesinde ise bir gerdanlık şeklinde yumuşak beyaz tüyler var. Gövdesi ve kanat örtüleri sütlü kahve, kanat ve kuyruk telekleri simsiyah. Bir nevi tarih öncesinden kalma, efsanevi bir tür.

Hani o belgesellerde gördüğünüz, sırtlanlarla leş kavgasına giren akbabalar var ya, onların amcaoğlu olduğunu söyleyebiliriz. Onların çoğu kızıl akbaba ile aynı cins altında sınıflandırılan akbabalar…İstanbul’da Balkanlardaki üreme kolonilerinden ayrılan kuşlar kışlama üzere Anadolu, Orta Doğu ve Afrika’ya doğru göçü sırasında görülüyor. Yani aslında İstanbul’un tür listesinde.

11 Temmuz 2020 tarihinde kuş gözlemcisi Özgür Ekincioğlu bir arkadaşı ile beraber şere yolunda Şile’ye Doğru yol alıyor. Bir anda üzerilerinden geçen bir iri bir kuşu fark ediyorlar. Direksiyonu çevirip, katı atık depolama bölgesi (namı diğer çöplük) doğru ilerliyorlar. Arabayı kenara çekip göz dediklerinde ortalıkta 5 tane Akbaba’nın olduğunu ve bunların gayet sakin şekilde dolaştıklarını, bir geçit havası içinde olmadığın fark ediyorlar. Son yılların en güzel kayıtlarından biri bu.

Bugüne kadar martıların yanı sıra, leyleklerin, çaylakların ve bazı kartalların İstanbul çöplüklerinde beslendiğini görmüştük. Demek ki akbabalar da bu zengin kaynaktan faydalanmaya başlamışlar. İspanya’da son yıllarda sayıları müthiş bir artış içinde. Dağlarda yaban hayvanlarını öldürmek için zehirli et atılmasına son verilince, sayıları artmaya başlamış, bugün sayıları 9000 çifti geçmiş durumda. Ve sıkça şehirlerin çöplüklerini de ziyaret ediyorlar.

Türkiye’de durumları çok kötü, tahmini 250 çift gibi var. Çoğu da Doğu Anadolu’da. Ancak bilmiyoruz, belki de Şİle ormanlarına yerleşecekler, ve çöplüğe giden gelen kuş sayısı kalıcı bir koloni oluşturacak. Sonra belki de Karadeniz kıyısındaki yarlarda veya Ballı Kayalar tabiat parkında koloni kuracaklar. Tek bildiğimiz artık yaban hayatı kendi başına kolay kolay geri gelmiyor, ancak biz de biraz yardım eder, bazı koruma alanları oluşturursak, neden olmasın?

Acaba İstanbul’da en son ne zaman kızıl akbaba üredi? 150 yıl mı, yoksa 500 yıl önce mi? Acaba bundan sonra, mesela Esenlar Otogarında binaların tepelerinde akbabalar görecek miyiz? Bunların hepsini zaman gösterecek. Ama bugünden Alacağımız ders şudur şehrin yarattığı ekosisemler, Serengeti sahnesinde görmeye alıştığınız Kızıl akbaba’yı bile barındıracak kadar zengin.

Flamingolar

Tırnak içinde, egzotik kuşlarla devam edelim. Flamingolar, yıllarca tropikal ülkelerin hayvanı olarak bilindi. Doğal hayatla ilgili “okur yazarlığımız” son 20 yılda arttıkça, flamingonun aslında yerli bir tür olduğu, hatta muhtemelen allı turna ismine sahip olduğunu bilmeyen kalmadı. Bir İzmirli ise flamingoya çok daha aşinadır, keza Flamingo İzmirlinin Bostanlı ve Karşıyaka kıyısında hep gördüğü sıradan bir kuştur. Peki İstanbul ve Flamingo ikilisine Ne dersiniz?

Kuş gözlem kayıtlarını derleyen biri olarak hemen size geçmişini anlatayım. Büyükçekmece’de 1992 yılında Ocak ayında bir Flamingo görüldü ve bu bizi çok heyecanlandırmıştı. Bundan 10 yıl sonra ikinci bir Flamingo gene aynı yerde 2002 yılında görüldü. 2005 yılından itibaren ise flamingolar çok küçük gruplar halinde Büyükçekmece’ye gelmeye başladılar. Ancak 5 yıl önce bu iş değişti ve bölgede yaşayan Fikret Can ve Emine Nurhan Tekin’in gözlemlerine göre 40 50 tane flamingonun düzenli olarak kışın geldiğini biliyoruz. Ve bu kuşlar İstanbul’da avuçlarının içi gibi biliyorlar, Sabahları Büyükçekmece Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü’nün deler öğleden sonra kuzeydeki Hazerfan Havaalanının önüne geçiyorlar ve belli zamanlarda da gölü bırakıp komşu göle, Küçükçekmece’ye geçip Sazlıdere’nin döküldüğü noktada besleniyorlar.

Ben de dün ilginç bir kaydım oldu bu görülen flamingolar sadece kış aylarında gözükürdü. Evvelsi gün 60 tanesinin yazın ortasında Büyükçekmece Gölünün kuzeyinde bulunan TEM otoyolu viyadüğünün önünden gördüm. Demek ki iyice yerleşmişler, yazın da artık buradalar.

Papağanlar

Biraz da papağanlara geçelim. Çok uzun zamandır İstanbul’da yaban hayatında papağanların yaşadığını herhalde duymuşsunuzdur. Her zaman ilginç bir konu, bence iki nedenden dolayı. Bir parlak renkleri, uzun kuyrukları ve sesleriyle egzotik hayvanlar, ikincisi de hakkında birçok dedikodu, hikaye ve mit var. Yok bir kamyon devrilmiş, Körfez savaşından kaçmışlar vs vs. Sıkıcı bir bilim insanı olarak hemen gerçeğe dönelim. Tüm dünyada kafes ticareti yapılanlar türler esaretten kaçıyorlar ve bazıları bulundukları yerin doğasına uyum sağalıyorlar. Bu papağanlar sadece İstanbul Ankara İzmir’de değil, Amsterdam, Londra ve Köln’de de varlar.

Yeşil papağan en yaygın tür. Daha küçük, cırtlar ve yaygın. 90’dan beri varlar kim bilir kaç nesildir buradalar. Bu iki kuş da zamanında kafesten kaçan veya Ticaret sırasında bir şekilde serbest kalan serbest bırakılan türlerden oluşmuş artık 5-10 nesillerine yaban hayatında idame ettiren tamamen yabani leşmiş bir tür.

Bir de İskender papağanı var. İskender papağanı büyük olan ve kırmızı apoletleri omuz lekeleri olan kuş. Sesi de daha kalın ve gırtlaktan. Daha sonra geldi veya sayıları arttı.

Papağanlarla ilgili ve diğer egzotik türleri ile ilgili araştırma yapan akademisyen Doç. Dr. Esra Per son moda iletişim kanallarına da projesine dahil ederek Türkiye Papağan Sayımları isimli bir Twitter hesabı açtı. Öncesinde sayılı doğa gözlemcisinin ziyaret ettiği sınırlı siteler üzerinden bilgi toplarken, bir anda çok geniş kitlelerle ulaştı. Bir vatandaş bilimi projesi dahilinde çok miktarda bilgi toplamaya başladı. Mesela, “Türkiye Papağan Sayımları’na gelen yeni bir bildirime göre, Türkiye’de ilk kez dişi bir Lord Derby papağanı (Psittacula derbiana) kafes kaçkını olarak İstanbul’da Kübra Çolak tarafından görüntülendi. Ayrıntılar Atlas Dergisinde paylaşıldı.

Ardından bir üreme kaydı geldi. Ümraniye’de yuvalanan iki keşiş papağanına ait.

Kendisini tanıtalım. Bizim yeşil papağandan oldukça küçük, bir sultan papağanı boyunda gri başlı yeşil bir kuş. Güney Amerika kökenli bir tür., ticari bağlardan dolayı o da İspanya’ya ve İtalya’ya yerleşmiş. Hatta doğuda Atina’ya kadar gelmiş. Yani eli kulağında, İzmir, Bodrum veya Antalya’ya yerleşmesi belki de an meselesi.

Keşişi papağanının bir özelliği var, diğer papağanlar gibi kovuklara yuvalamıyor, birkaç çift bir arada dallardan dev bir yuva örüyorlar. Bu sayede televizyon antenleri, kablolar, palmiyaler gibi sık dokulu uygun yuva alanlarına rahatlıkla yerleşebiliryor. Kim bilir, bakalım ileride sayıları artacak mı? Kentsel ekosistemler, yabancı türleri ağırlamaya devam edecek gibi.

Teşekkürler

  • Xeno-canto
  • Stanislas Wroza
  • Stuart Fisher
  • Ted Floyd
  • Nelson Conceição
  • Murat Uyman

Şehir Kuşçusu 7. Bölüm Notlar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali Boyla. Bu programda temmuz ayının sıcak ayında kuş dünyasından bahsedeceğim. Konumuz,

uzun yaz gecelerinin usta avcıları baykuşlar,

boğazın yaramaz çocukları yelkovanlar

köfteci kuşlar ebabiller.

Ancak önce Temmuz ayında Galata kulesinden yaşananlardan bahsedelim.

Galata Kulesi

Galata Kulesinde bir restorasyon çalışması başladı. Taşları temizlemek için kulenin çevresini saran bir iskele kurulmaya başlar. Galata semtinin sakinler, kulede yuvalayan kuşların yavruları konusunda endişelenmeye başlarlar. Keza bu taş kulenin dış yüzeyindeki delik ve oyuklarda onlarca ebabil yuvası bulunmaktadır.

Gönüllüler harekete geçe dursunlar, her geçen gün kuledeki iskele yükselmeye devam eder ve balkona kadar ulaşır. Bu arada İnternet üzerinden bir kampanya başlatılır. Konunun muhatabı Turizm Bakanlığına ve ona bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğüdür. İstenen şey, restorasyon çalışmasının ertelenmesidir.

Konu ebabil kuşlarıdır. Kulede hem ebabil…

hem de ak karınlı ebabil…

yuvalıyor. Temmuz ayında hepsinin yavruları var. Kurulan iskele ve insan varlığı nedeniyle ebeveynler ürktükleri için yuvaya girmediler. Ya da yuva girişindeki görsel işaretleri tanıyamadılar ve yuvanın yerini kaybettiler. Ya da yuvanın önüne kulenin bir elemanı gelerek yuvayı kapadı. İskele kurma sırasındaki makine, gürültü ve insan sesleri de yavruları ürkütmüş olabilir. Hatta üç yavrunun korkuyla aşağıya atladığı haberi de geldi.

Açılan kampanya sayesinde 10.000’den fazla imza toplandı, 6 Temmuz günü Vakıflar Genel Müdür temsilcisi ve birçok yetkili ile toplantı yapıldı ve gönüllüler ve bir bilim kurulu toplandı. Kulenin ebabillere çok olumsuz etkilerinin olacağı, yavruların ölebilecekleri anlaşıldı. Bunun üzerine kendisi de kuleye çok yakın bir lisede okumuş olan Turizm Bakanı bu iskelenin kaldırılacağını ve çalışmanın kuşların üreme dönemi sonrasına ertelendiğini duyurdu.

Böylece Galata Kulesinin ebabil kuşları kurtuldular.

Yaz Gecelerinin Vokalistleri Baykuşlar

Türkiye’de yaz aylarında müthiş bir göç oluyor. Yaklaşık 10 milyon insan büyük şehirlerden, deniz kenarındaki yazlık evlere taşınıyor. Özellikle kadınlar, çocuklar ve gençler orada 2 ay geçiriyorlar. Uzun ve serin yaz geceleri, baykuşlarla tanışmak için müthiş bir fırsat.

Türkiye’deki en yaygın baykuşların başında kukumav gelir. İstanbul’da ve diğer şehirlerde de var. Ama asıl kalesi yazlıklar. Çatılara, su depolarının altına, gün ısısı sistemlerine bayılır. İri bir yumruk boyutunda küçük bir baykuş. Açık veya orta kahverengi üzerinde inci gibi beyaz benekli. Gözleri sarı ve belirgin. Diğer baykuşlar gibi değil, gündüz de aktif.

Biraz sesinden bahsedelim. Erkeklerin sesi uzun bir kuuuu. Kur dönemi çıkarıyor daha çok. Özellikle Mart ayı gibi.

Arada da “kuku-miyav” diye bağırıyor.

Bu yuvasına yaklaştığınızda duyacağınız uyarı sesi.

Bunun dışında Türkiye’de birçok baykuş türü var. Gene yazlıklarda 3 saniye de bir tekrarlanan ishakkuşundan bahsedelim.

3 saniyed ebir tekrarlanan bir “tyyu” ıslığı. Neredeyse insan çıkarıyor.

TEKRAR

Veya minyatür bir puhuya benzeyen kulaklı orman baykuşu. Güvercin boyunda ve çamlıklarda yuvalıyor. Yavrusunun sesi tam bir kapı gıcırtısı. 1 km uzaktan duyulabilir.

Bir de ormanların vazgeçilmesi sesi alaca baykuştan bahsetmeden olmaz. En standart baykuş seslerindendir.

Baykuş sesi duyduğunuzda tek yapmanız gereken cep telefonuyla sesi kaydetmek. Sonrası bir uzmana sormaya kalmış.

Boğazın Yaramaz Çocukları Yelkovanlar

İStanbul ve ÇAnakkale boğazları, şehirlerind eyaşayan milyonların nefes alabildikleri doğa parçaları. İster kıyısında yürüyün, ister bir tekne veya gemide olun, hem temiz hava alacaksınız, hem de garanti kuş göreceksiniz. Martılar, karabatakların dışında bir de yekovanlar vardır.

Yelkovanlar çok ilginç deniz kuşlarıdır. Martıdan oldukça küçüktür, üst tarafı siyahımsı, alt kısımları beyazdır. Tüm yıl 12 ay boyunca genellikle 25-35 kuştan oluşan sürüler bir kuzeye bir güneye uçara dururlar. Suya çok yakın kalırlar, nadiren sudan 5 metreye kadar yükselirler.

Yelkovanlar gerçek deniz kuşlarıdır. Açık deniz kuşları. Albatrosların da akrabalarıdır. Yuvalam adışında hiçbir zaman karaya çıkmazlar, gece gündüz denizde kalırlar. PEki İStanbul Boğazında bir kuzeye bir güneye hareket eden bu sürülerin hikayesi nedir? Açıkçası hala tam olarak anlaşılmış değil.

Yelkovanlar sadece ıssız adalarda yuvalar. TÜm üreme faaliyeti de gece saatlerinde olur, karada çok çelimsiz olan bu kuşlar, yoksa gümüş martılar tarafından parçalanır. Yuvalayabilecekleri yegane adalar Ege Adalarıdır, hepsi de Yunan karasularındaki adalar. Bugüne akdar bizim karasularda bir koloni bulunamadı. Gözlemler ve uydu vericisi takılan kuşlar, beslenme alanını ise Karaeniz’de mevsimine göre hamsi ve hamsi yavrularının bulunduğu yerde olduğunu gösteriyor.

Bu durumda bu kuşların hayatı devamlı hareket halinde geçer. Ege’deki adalardan yola çıkan erişkin, önce Çanakkale sonra İstanbul boğazından geçer, Karadeniz’e ulaşır, oradaki hamsi sürülerini bulur, önce kendisini besler sonra da kursağını doldurur. sonra o dolu kursakla Ege’ye geri uçarak yavrusunu besler. Yuvadan çıkışından dönüşüne kadar olan süre bir haftayı bulabilir.

Yelkovanların kaydedilen sesleri, hep geceleri üreme kolonilerinden gelir.

Onun dışında tamamen sessizdir.

Bundan sonra vapurdan yelkovan sürüsü görürseniz, bu bilgi üzerine bir şapka çıkarabilirsiniz. Çocuk yetiştirme hiç kolay değil.

Böcek Köftesi

Kulağa çok hoş gelmiyor. Ama çocuk yetiştirmek için kendisini paralayan başka bir kuş bundan başka bir çare bulamamış. Bu kuş, adını ana ana bitiremediğimiz ebabilden başkası değil.

Ebabiller muhteşem uçuculardır. Uçan böceklerle beslenirler. onları havada kaparlar. Ama o kısacık bacaklarıyla, sadece dik yüzeylere tutunabilirler, yere veya ağaca konamaz. Bu şu anlama gelir. Muhteşem bir sulak alan ve üzerinde milyonlarca böcek. Ebabil orada çok mutlu olabilir, ama yuvalamak için gene dağlara veya şehirdeki beton binalara dönmek zorundadır. O sulak alanda veya ormanda yuvalayamaz.

Ebabillere çok benzeyen kırlangıçlar hemen yuvanın yakın çevresinde beslenirler ve yavrularına böcekler teker teker verirler. Yuvadan kilometrelerce uzakt yuvalana bir ebabiln bu şansı yoktur. Aslında onun için İstanbul’da kırlangıç değil ebabil çk vardır. Kırlangıcın besleneceği alan yoktur. Siteril beton şehir, ebabil için başta yuva yeridir, beslenmesi için şehri merkezindekiler. Çatalca veya Ömerli çevresine kadar uzaüa giderler. Ebabil bizim gibi, sabah ve akşam trafiğinde evden işe işten eve giden bizlere benzer. Yuvası ve beslenme alanı bazen birbirinde 30-40 km uzak olabilir.

O da yuvaya bir böcekle değil, onlarca yüzlerce böcekler döner. Yakaladığı böcekler yutağında toplar, onları sıkıştırarak yoğurur ve bir köfteye dönüştürür. 100 gramlık ak karınlı ebabilin köftesi 2,5 gram ağırlığında olur. Yani bu bizim çocuklarımızı 400 gramlık bir hamburger ile beslememiz benzer. Bir ebabil günde 1-2 kere köfte yere. Anne baba yuvaya günde 10 kere gidip çıkarlar. Ağzında bu köfteyi taşıyan ebabillerin gıdıları kabarık bombeli olur, kuş fotoğraf sitesinde bunları rahatlıkla seçebilirsiniz.

Teşekkürler

  • Andrew Harrop
  • Aurélien AUDEVARD
  • Beatrix Saadi-Varchmin
  • Cedric Mroczko
  • James Lidster
  • Jerome Fischer
  • MERCIER Christophe
  • Stanislas Wroza
  • Yoann Blanchon

Şehir Kuşçusu 6 bölüm

Şehir Kuşçusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali Boyla. Haziran ayındaki kuş faaliyetleri genellikle üreme, yuvalama, çiftleşme, çoğalma üzerine. Bu programda sizlere

palazlanan martı yavrularını

tüy değiştiren kargaları,

ikinci baharında öten orman kuşlarını,

ve şehrin bozuk plağı ak mukalliti anlatacağım.

Şehrin Yırtıcıları

Ancak önce, şehrin yırtıcı kuşlarından bahsedelim.

Eskişehir’deki arkadaşım Murat, komşudan bir ihbar alır. Oturduğu yerin arkasındaki bir apartmanda, en üst katta, yağmur suyu borusunun üstünde bir güvercin yuvası varmış. “Bu işte bir gariplik var” diyerek oğlu Selim ile birlikte dürbünlerini alıp yuvayı incelemeye giderler. Güvercin diyenler utansın, karşılarına bir kerkenez çıkar.

(c) Emre Murat Ermiş, Haziran 2020 Eskişehir

Kimdir bu Kerkenez? Kerkenez doğangillerden bir yırtıcı kuştur. Yaklaşık güvercin boyunda, çok daha zarif, uzun kuyruklu ve kanatlı. Kahverengi ve kızıl renkli, göğsünde ve karnında damla şekilli desenler var. Sırtı ve kuyruğu ise şeritli. Erkeğinin kuyruğu ve başı mavimsi. Bacakları ve pençeleri sapsarı, gözü simsiyah. Güzel bir hayvan.

Kerkenezler uzman fare avcılarıdır. Açık arazide yaşarlar ve bir uçurtma gibi havada bir noktada sabit kalarak yerde dolaşan fareleri ararlar. Havada sabit kalma çok az kuşun yapabildiği bir özellik. Peki, kerkenezlerin şehirde ne işi var? Kerkenezler şehirlerde fare ile değil, serçelerle besleniyorlar. Gene o havada kalma özelliğini kullanarak apartmanların üstünden serçelerin toplandığı bölgeleri tespit ediyorlar ve sonra aniden dalarak serçe yakalıyorlar. Bazen de yuva deliklerine yaklaşarak pençeleriyle içerideki yavruları topluyorlar.

İstanbul’da çok sık olmasa da birçok yerde kerkenez var. Atatürk Havalimanı en sık gördüğüm alanlardan. Bu yıl Şişli’de karantina döneminde 2 balkondan uçan kuşlar ve bir kere yüksek bir otelin üstünde gördüm. Diğer şehirlerde ise kerkenez çok daha sık görebilirsiniz. Ankara’da TÜBİTAK Binasında, Balıkesir’de Merkez PTT’nin çatısında, Hürriyet’in bir haberine göre İzmir’de Cumhuriyet Savcısının makam odası dışında duran saksıda yuvalamıştır.

Diğer Yırtıcılar

(03:00)

İstanbul’da kerkenezin amcaoğlu diyebileceğimiz çok yakın akrabası delice doğan da yaşar. SES Aynı boylarda ve şekilde, sırtı koyu gri, başlığı siyah, paçaları ise kırmızı. Biz kuş gözlemcileri genellikle siluet farkıyla tanıyoruz. Daha uzun ve sivri kanatlı, kısa kuyruklu ve atik uçuşludur. Çünkü kendisi tam bir kuş avcısıdır. Uçan kuşları havada yakalar.

İstanbul’da 20-30 çift delice doğanın mezarlıklar ve boğaz boyundaki korularda yuvaladığını tahmin ediyorum. Küçük Çamlıca tepesi, Aşiyan Korusu, Büyükada, Boğaziçi Üniversitesi ve Zincirlikuyu Mezarlığında görebilirsiniz. Burada yuvalayan kuşlar, sıkça Zincirlikuyu plazalarının çevresinde uçuşur, ak karınlı ebabillerin peşinden koşar.

İstanbul’un en muhteşem yırtıcı kuşu ise gökdoğandır. Üçüncü bir doğan türü, ancak bir buçuk iki güvercin boyunda, iri ve cüsseli bir kuştur. Ününü duymuşsunuzdur, dalış yaptığında saatte 360 km’yi bulan hızlı kuş. Kayalık alanlarda yaşayan bu kuş, betonu, şehirleri ve güvercinlerini çok sever.

Kışın 20-30 gökdoğanın olduğunu biliyorum. Yazın ise birkaç tane yuvalama alanı var. Biri Sivriada, diğeri Taksim Gümüşsuyu, TEM üzerinde Tekstilkent, Bayrampaşa’da Venezia sitesinde, Maslak ve Beykoz Riva’da yuvalıyor.

Gümüş Martı

(05:00)

Gelelim biraz şehirdeki üreme çalışmalarına…

Her yıl uçan ilk martı yavrusunu görmeye çalışırım. 17 Haziran 2020 yılında Evin karşısında balkonda bu yılın ilk uçan yavru martısını gördüm. Muhtemelen 1 Nisan gibi koyulan yumurtadan 20 Nisan civarında çıktı ve 2 ayda palazlanarak anne babasının boyuna ulaştı.

Ancak genç martılar öyle gri kanatlı ve beyaz gövdeli değiller. Kahverengi, kırçıllı, oldukça koyu renkliler. Gagaları sarı yerine siyah, bacakları sarı yerine et rengi. Boya gelirsek, aynı boydalar. Kuşlarda böyledir, yuvadan ayrılan kuş anne babanın boyundadır. Yuvadan çıktıktan sonra büyümeye devam etmezler.

Yavru martıların ilk uçuşları çok ilginç bir hikayedir. Kanadı uzayan yavrular, çatıda sıçramayı, rüzgara karşı kanat açmayı filan severler… Ama bir türlü uçup gitmezler. Çatıdan neden ayrılsınlar ki, ekmek elden, su gölden… Bu yüzden anne babalar, çocukları zorla uçururlar… Tüm mahallenin erişkinleri toplanırlar ve o yavruları gagalayarak, azarlayarak, baskı oluşturarak onları uçurturlar. Bu oldukça gürültülü bir süreçtir.

Temmuz başında vapura binerseniz, boğazda onlarca kahverengi martının toplandığını görebilirsiniz. Adalara gittiğinizde ise yerlerde dolaşanları göreceksiniz. İşte bunlar bu yılın martıları. Bu tüyleri 4 yıl içinde 8 kere döktükten sonra anne babalarına benzeyecekler.

Tüy Değiştiren Kargalar

(07:00)

Tüyler çok hızlı bozulan ve devamlı bakım isteyen yapılardır. Üzeri tüylerle kaplı bir montunuz olduğunu düşünün, koltuğa otursanız dokusu bozulur, bir yere yaslansanız kirlenir, rüzgara çıksanız ters dönerler . Bu nedenle hem bakım gerekir, hem de yılda bir veya iki kere onları değiştirmek gerekir. Erişkin kargalar da yavrularını uçurur uçurmaz, artık solmuş yıpranmış ve bozulmaya başlamış tüylerini dökerler.

Bu dönem kargalarda çok ciddi değişiklikler olur. Uçan bir karga gördüğünüzde, kanat tüylerinde eksik bir bölge, veya kontür hattında normalın dışında bir girinti görürseniz, bilin ki tüy değişimindedir.

Bu dönemde kargalar bir de sürü oluştururlar. Bazıları tüy değişimde kel kalabilir, azılarının çıplak boyunları ortaya çıkar. İç ve Doğu Anadolu ve Edirne’de yaygın olan Ekin Kargaları ise bu dönem sürüler tüy değiştirme sürüleri oluşturur.

Üreme’de ikinci bahar

(08:00)

Bahar bitti, yaza girdik. Geçen gün Belgrad Ormanına gittiğime hala kuş ötüşleriyle karşılaştım. Her yerde öter ardıçlar

… ve kara başlı ötleğenler duyuluyordu.

Nisan mayıs bitti, yuvalar kuruldu, yavrular çıktı uçtu. Peki olay nedir? Hemen açıklayayım. Kuşların çoğu yılda bir kere yuva kurar, bir kere yavru yetiştirir, kaç yumurta koyduysa ve şansında yuvadan birisi yumurta veya yavru almadıysa, o kadar yavru yetiştirirler. Ancak bazı küçük kuşlar iki, üç hatta daha fazla kez kuluçkaya yatar. Amaç sayıları arttırmak, uzun üretken mevsimde en yüksek sayıda yavruyu yetiştirmek. Peki bu hangi kuşlardır?

  • Kırlangıç üç kere üreyebilir. Mart sonu gelir, ekim ortasına kadar kalır. Toplamda 7 ay kalır.
  • Bazılarının zamanı yoktur. Mesela Kara Başlı Çinte. Türkiye’ye mayıs başı gelen ve temmuz ortasında ülkeyi terk eden, topu topu 3 ay bulunan bir tür.
  • Kumrular ise şehirde olduğu için 6 kere üreyebilir. Zaten yerlidirler. Yavrularını güvercin sütü ile besler. Bu nedenle tek batında sadece 2 yavruya yetecek kadar süt üretebilir. Aradaki farkı kez yumurta koyarak kapatır.

Bozuk plak gibi öten kuş

İlk kuş gözlemine başladığımda Beşiktaş’taki evimizin arkasındaki yalanca akasyada saatlerce bir kuş ötüyordu. Ufak, gri renkli, ince uzun gagalı, ince bacaklı bir kuştu. Kütlece serçenin yarısı kadar belki. Mayıs ayında geldiğini hatırlıyorum. Ağzının içinin turuncu olduğunu bile görüyordum, ancak hiçbir deseni veya rengi yoktu. Elimdeki tek bilgi sesiydi.

O zaman arkadaşlık yapmaya başladığım usta kuşçu Hollandalı Gernant Magnin’e gittim. Uzun uzun anlattım. O da boş boş benin suratıma baktı. Sonra Gernant’tan kuş sesi kasetleri ödünç aldım. O kasetleri inlerken aylar yıllar sonra aynı sesle karşılaştım. Bozuk bir plak gibi akışı aniden kesilen ve defalarda tekrarlanan ve aniden ortadan kesilen ötüş.

Gördüğüm kuş ak mukallitmiş. Bir ötleğen, serçeden biraz kısa, ondan çok daha ince, tamamen gri ve beyaz, sarı uzun bacaklı, küçük siyah gözlü, kabarık saçlı ve biraz asabi bakışlı bir abimiz. Kıssadan hisse. Öyle türler var ki, seslerini bilmezseniz tanımanız hiç kolay olmuyor.

Kapanış

Bir programın daha sonuna geldik. Ses kayıtları için her zamanki gibi xeno-canto sitesinden faydalandım. Jerome Fischer, Marco Dragonetti, Lars Lachmann, Martin Bonte, Lars Edenius, Albert Lastukhin, Yoann Blanchon, Aivar Jaakson, Jordi Calvet, Franck Hidvegi, Mehmet Ünlü ve Manuel Grosselet isimli kuş gözlemcilerine teşekkür ederim.

Boş kuşlu günler dilerim!

Şehir Kuşçusu 5 notlar

Şehir kuşçusu programına hoş geldiniz. Ben Kerem Ali Boyla. Bu programı ayda bir kere yayımlıyorduk. Oysa doğanın ve kuşların takvimi çok daha hızlı değişiyor. Bundan sonra bu programı iki haftada bir yayımlayacağız.

Artık Haziran ayına girmiş bulunuyoruz. göç sonlandı göçmen kuşlar yuvalarını kurdular. üreme başladılar. Bu nedenle artık gökyüzüne baktığımızda leylek sürüleri veya Şahin sürülerini görmemiz çok olası değil. Ama gökyüzü boş değil İstanbul’da Gümüş Martılar ve ebabiller vızır vızır uçuyorlar

Ak Karınlı Ebabil

Geçen hafta fotoğrafçı Fatih Keleş muhteşem fotoğraf paylaşmış
Bakırköy’de bir şehir parkındaki havuzun üstünde
uçarak gelen 3 tane ak karınlı kanatlarını yukarı kaldırmışlar
suya paralel çok alçaktan uçuyorlar
gövdeleri neredeyse suya değecek.
ve havadayken su içmeye çalışıyorlardı.
bunun üzerine ebabiler hakkında daha fazla bahsetebileceğimi düşündüm.

Ebabil yaklaşık güvercinden biraz küçük Serçeden büyük kahverengi bir kuş
devamlı uçup durur…
kırlangıca benziyor, hatta ilk bakışta bilmeyenler kırlangıç zannediyor
hatta dağ kırlangıcı, kılıç kırlangıcı da deniyor
Adı üzerinde karnı beyaz
kanatları bir kılıç gibi uzun, sivri uçlu ve dar
o kadar uçmaya uyum sağlamış ki gövdesi küçük bir torpidoya benziyor
adeta bir su damlası
ipince bir Gaga kancası ile başlıyor, boyun neredeyse yok, başı ve gövdesi aynı bütünün parçası gibi.
derin bir çukurun içine yerleştirilmiş 2 adet göz ve
gövdesi bir sosis gibi, silindir formunda.
ve en sonunda sivri bir kuyruk ile sonlanıyor.
Böylece bir hava boşluğu oluşturmada havayı yarıyor ve içinde rahatlıkla kayıyor.

Dünyada yatay uçuştaki en hızlı kuş 180 km/s.
Ve bu rekortmen, İstanbul ve bazı diğer şehirlerin sokaklarında…

Su içmek için bile komaları ihtimal dışı o kadar havada
uçmaya o kadar uyum sağlamış ki zayıflamış bacakları sadece ve sadece dik yüzeylere tutunabilecek deri küçücük sivri tırnaklı ayacıkları var
yaralı bulunduğunda çok insan inceleme şansı buluyor.
çukurdaki gözleri ve kancalı parmakları bir atmacayı çağrıştırıyor

Gelelim su içme hikayesini
böyle bir kuş sadece duvarları dikey konumda tutunabiliyor.
yuvalama alanları olan çatı altları ve bina cephelerindeki kavitelere böyle ulaşıyor.
Akşam saatlerinde karşından hızla gelerek tutunuyorlar, bir yarasa gibi havalanmak için de kendini aşağıya bırakıyor
ne yere konabiliyor ne de bir ağaca tüneyebiliyor.
Peki nasıl su içecek.

Bunun çözümü kolay
önce fotoğraf çeken arkadaşımın havuz veya göle gidiyor
Örneğin şehrin ortasında Bakırköy Botanik Parkı. e-5’in yanındaki o küçücük yeşil alan.
içinde bulunan küçük havuz sonra buraya kestirdikten sonra alçalarak havuza doğru uçuyor. suya yaklaştı mı, suya yaklaşınca hızını kesiyor ve kanatlarını süzülen bir kelebek gibi yukarıya kalkık tutuyor
gagasını sonuna kadar açıyor ve alt çenesine Su yüzeyine hafifçe değdiriyor
o hızla ihtiyacı olan su, boğazına doluveriyor.
ilk denemesinde başaramıyorsa, tekrar tur atarak, ikici üçüncü denemelere girişiyor.
susuzluğunu giderene kadar

suyunu içen ebabile ebabil ağzını kapatıyor
kanatlarını kıvırarak tekrar yükseklik kazanıtor
ve onları tam kuvvet çırparak gölden uzaklaşıyor.

Su içen kuşlar

Aslında çok ilginç bir konu şehir kuşları nerede su içiyorlar
Bir de bu konuyu su içmeyerek çözen Daha doğrusu besininde ve içinde yüzdüğü denizdeki suyu içerek çözen hayvanlar var Örneğin Gümüş Martı veya karabataklar.

Deniz suyu içmek için suyu içindeki tuzu ayrıştırmak gerekiyor İşte bunun için tuz organları var Bu kuşların burunda bulunan bu organ Kanın içindeki fazla sodyumu çok enerji gerektiren metabolik bir süreçten geçiriyorlar ve sodyum pompaları ile ayırarak kandan ayırarak yoğun bir çözelti halinde burundan dışarı atıyorlar.

Bazen görürsünüz boynuna hızla sağa veya sola sağ sola sallayan kuşlar burunlarındaki yoğun tuz çözeltisi ne atarlar.

Bu nedenle deniz kenarında Bu kuşların çok başarılı olduğunu söyleyebiliriz bir deniz kuşunun tatlı su içmeye ihtiyacı olduğunu Hayal edebilir misiniz Hayat Onun için çok zor olurdu.

Üreyen martılar

Gümüş Martılar Çatılarda yuva diyor
fakat sanmayın ki bütün şehirlerde ve bütün dünyadaki Martılar çatıda yuvarlamayı biliyorlar
�stanbul’da ne kadar zamandır tadı duyu hatırladıklarını bilmiyoruz
ancak izmir’deki Gümüş Martılar hala binalarda yuvarlamak yerine
Gediz deltası’nda ki büyük uzun kum adalarında yuvarlamayı tercih ediyorlar.

Kuşların takviminden bahsedelim.
Gümüş Martılar Nisan başında 3 veya 4 yumurta koyarlar
23 Nisan civarında bir tavuk GİBİ 21 günlük kuluçka suresinden sonra yavrular çıkar
aziran İçinde bulunduğumuz Haziran ayında Gümüş Martı yavruları çoktan yumurtadan çıktılar ve piliç gibi yuva çevresinde barışa barışa dolaşıyorlar.

Yavruların palazlanması yani kanatlarının uzayarak uzamaları ve uçabilecek Hale gelmeleri Haziran sonu Temmuz başı yani İçinde bulunduğumuz ay Gümüş Martı yavrularının palazlanma ayı.

Şehir efsanelerinden biri denizlerin artık çok kirlendi ve
Martıların kahverengi olması çok ilginç bir gerçeğe parmak işaret ediyor
bazı Martıların kahverengi olmasını bu bahsettiğimiz bu yıl yumurtadan çıkan büyümüş olan ve palazlanmış olan artık uçmaya başlayan yavrular.

Kahverengi ve siyah rengi veren melanin çok daha sert bir yapı ve
güneş tuz su ve fiziki yıpranmaya dirençli olması gereken
dayanıklı olması gereken bu tüyler
Her yıl Haziran sonundan itibaren
boğazda o yılın ilk çıkan yavrularını görmeye çalışırım

yavru martının uçması
ekmek elgen su gölden martı yavrusunun keyfi yerindedir.
Ancak anne baba ve tüm mahallenin baskısı, çığlıkları hatta gerektiğinde kanat darbeleriye uçmaya zorlanırlar.
bir kere uçan martı ise kendisini boğazın serin sularına atar.

Yavru Martılar

Nisan Mayıs ve Haziran aylarında yavru Gümüş martılardan çok sayıda yaralı halde bulunanlar olur bazıları damdan düşer bazıları Martılar arasında veya parklar ve Kargalar ve Martılar arasındaki savaşlara kurban düşer kanatları kırılır boyunları incelenir veya uçamaz hale gelebilirler bu tip Martılar bir kısmı maalesef telefondur.

Ancak Gümüş martının üreme stratejisi budur bir şahin gibi bir kiloya yakın büyük gövdesini et yiyerek doyurur Bu şu anlama gelir ekolojik olarak besin zincirinin üstünde olan orta boylu Hatta iri bir kuş türüdür besin zincirinin en üstündeki türler çok uzun yaşayan ve üreme başarısı nispeten düşük olan türlerdir keza öbür türlü olması mümkün değildir dünyada ne milyonlarca kartalı besleyecek kadar tavşan vardır ne de vır vır vır dır dır dır

Gümüş martının karmaşık ekolojisinde adaptif bir tür olduğunu söyleyebiliriz adaptif ve Fırsatçı başka hayvanların düşünmediği imkanları keşfederek farklı besin kaynaklarına arayışı içinde bulunur Bu nedenle çöpte beslenmeyi en hızlı öğrenen türlerden dir.

Aynı nedenle yavruları da bu bilinmez dünyanın dikenli Yollarında ilerlerken Bir sürü kaza ile karşılaşabilir Örneğin çöp ile beslenen bir martının kendisine zarar veren bir nesne yutması veya bozulmuş bir besin alması veya Balıkçı teknesinin peşinden okyanusa açılan martının fırtınada kaybolması gibi.

Bu nedenle Gümüş Martıların yavrularında ölüm oranı çok yüksektir Uçan yavruların yarısından fazlası ilk yıllarına tamamlayamadan ölürler ancak 1 yılına Sağ Salim atlatan yavrular ortalama 6 ile 15 yıl yaşar.

O kahverengi tüylü martının beyaz tüylü Martı olmasına gelirsek bu da Yaklaşık 4 yıl süren bir süreçtir yılda 2 defa tüylerini değiştirir Sonbaharda Kanat ve gövde tüylerinin tamamı değişir ilkbaharda ise sadece gövde tüylerini değiştirir tüy değişimi yumurtadan yavruların çıkması ile başlar ve Kasım ayına kadar devam eder.

Yaz ayında temmuz ağustos eylül aylarında Martıların toplandığı çatıların altında deniz kenarlarında balıkçı barınaklarında ve benzer yerlerde yüzlerce binlerce tüy bulabiliriz.

Mayıs Ayı Konukları

Alasığırcıklardan bahsetmesek olmaz.

  • 18 Mayıs Beykoz
  • 19 Mayıs Etiler
  • 20 Mayıs Tepekent
  • 20 Mayıs Kamil Abduş
  • 20 Mayıs Riva – 6 Haziran
    Gözlemciler Sedat Asar, Salih Ağırcan, Haldun Savaş, EMine Nurhan Tekin ve Babür Hakarar’a selamlar.

Kukumav

Şehir Kuşçusu 4 – Notlar

Karantinada Balkondan Gözlem

Karantina süresinde kuş gözlemi adına gittiğim alan, balkonumla sınırlıydı. En son programda 28 türe ulaşmıştım, en son 5 tür daha ekleyerek 33 türle kapattım. En son türlerimin arasında muhteşem bir kuş var. Arıkuşu.

Arıkuşu sığırcık boyunda bir tür. Tüylerinde gökkuşağının 7 rengini görebilirsiniz, mavi bir karnı, kırmızı ve sarı bir sırtı, siya çizgisi ve yeşil ve kızıl kanatları var. Bir kırlangıçtan iri, ancak güvercinden de küçük. Afrika göçmeni, nisan-mayıs aylarında geliyorlar ve eylülde dönüyorlar. İstanbul Boğazı, Avrupa’ya giden kuşların sanki toplanma alanıdır.

  • Kara çaylak
  • Arıkuşu (ses çalmaca) – yerlerinden.
  • Yaz atmacası
  • Bülbül (ses çalmaca)
  • Kızıl Şahin
  • Saksağan

Bülbül her yerde var, ancak gündüz saatinde evden duymak çok memnun etti. Dışarı çıkmanın serbest olduğu, sokakların ana baba günü, yolların otobüslerce dolu olduğu bir güne tesadüf etmesi de ayrıca ilginçi.

Leş kargası yuvası

O leş kargası yuvasından önceki programda bahsetmiştim. Ağaçta yuvaladıklarını son anda farkettim.

Leş kargaları ağaca yuva yapıyorlar. Şehire tamamen adapte olsalar da ağaç dışında yuvalamaya henüz başlamadılar. Ne kadar beton olursa olsun, bir ağaç bulmak zorundalar. Mezarlıklardaki serviler ise ideal yuvalama mekanları. Her zaman yeşil, sık yapraklı ve güvenli.

Oysa Manhatten’deki kızıl kuyruklu şahinler çoktan ağaçları terketmişler, klima platformlarında yuvalamaya başlamışlar. Cornell Lab’ın canlı kamerası ile veya twitter’de urban hawks hesabından takip edebilirsiniz.

BU AŞAĞIDAKİ KAYITTA YOĞUN BİR CIRCIR SESİ VE TRAFİK VAR. ŞAHİNİN SESİ 7. SANİYEDEN SONRA.

Biz gene kargalara dönelim.

Kargaların servide yuvaladığını biliyordum, ancak yuvanın balkondan görülen dalların arasındaki o boşlukta olduğunu farkt etmem zaman aldı. Meğer yuvanın çıkışı, doğrudan benim balkon doğrultusunda imiş. Belki de yuvanın bir çıkışı demeliyim, keza yuvanın iki girişi var. Diğeri de yandan. Belki düşman gelirse, kaçış için tutuyorlar.

BU KARGALARIN AGRESİF SESİ.

Karga Gözlemlerim

  • 19 Nisan yuvayı ilk fark ettiğim tarih oldu. o zaman bir iki haftadır kuluçkada olmalıymışlar. Dişi ve erkeğin uzun uzun kuluçkaya yatışlarını izleyerek başladı bu iş.
  • 21 Nisan’da Yumurtaların kırılmak üzere olduğunu düşündüm. Hareket ve heyecan artmıştı.
  • 26 Nisan’da yumurtadan çıktmış olduklarına arar verdim. Yuva çukur ve yumurtaları ve yumurtadan yeni çıkmış küçük yavruları görmem mümkün değil.
  • 28 Nisan’da ilk kez yavruları gördüm.
  • 3 Mayıs’ta yavru sayısının 3 veya 4 olduğuna karar verdim. Zaten literatürde de 3-6 arasındaymış.
  • 13 Mayıs’ta toplam 3 yavru olduğuna karar verdim. Bu arada erişkinlerin yuvayı temiz tutmak için yavruların dışkılarını nasıl yediklerine şahit oldum.
  • 16 Mayıs’ta büyük yavru ortanca kardeşiyle yuva kenarına tünemeye başladı.
İlk karga sesi

17 Mayıs’ta yavrular esrarengiz bir şekilde kayboldu. Ya yavrular aşağıya düştü. Öyle ise çok sorun değil, anne baba beslemeye devam edebilir. Ya başka bir kuş onları öldürdü. Tek kalan yuvanın çıkışındaki bir dala takılmış bir tüy oldu.

Erişkinler birkaç gün daha yuvaya gidip geldikten sonra o yuvayı tamamen terk ettiler, ancak sokağa delmeye devam ettiler. Bende karantina kuş gözlemlerine ara verdim. Kargalar ise birkaç gün sonra tekrar normal hayatlarına geri döndüler.

İLk karga sesi

Şehir Kuşları

Ancak sonra o kadar da üzülmemem gerektiğini anladım. McGilL’de bir araştırma yapmışlar… Şehirde yaşamak kolay değil. Geçenlerde McGill üniversitesinde bir makale çıktı.

GÜVERCİNİN SESİ. ŞEHİR KUŞLARINA ÖRNEK.

Birds living in urban environments are smarter than birds from rural environments. But, why do city birds have the edge over their country friends? They adapted to their urban environments enabling them to exploit new resources more favorably then their rural counterparts.

Jean-Nicolas Audet, a Ph.D student in the Department of Biology and first author of the study published in the journal Behavioral Ecology.

.Jean-Nicolas Audet, Simon Ducatez, Louis Lefebvre. The town bird and the country bird: problem solving and immunocompetence vary with urbanization. Behavioral Ecology, 2016; 27 (2): 637 DOI: 10.1093/beheco/arv201

Yavru bulmalar

Baştankara Yavrusunun Sesi

Cama çarpma konusu bu konuda en çok yapılması gereken,

  • bir karton kurunun içerisine havluyu simit şeklinde yapıp ortasına koymak olabilir.
  • çarpışmanın ilk anlarında akut strest sendromu görülür,
  • bu süreç içerisinde bir şey yedirip içermeye çalışmadan sakinleşmesini beklemeliyiz,
  • kendine geldiğinde uçacaktır.

SES tekrar

Saksağan

Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı, diye bir atasözümüz var.

Saksağan çok ilginç bir kuş. İlk gözdüğünüzde şu şekilde sorular gelebilir:

  • Bahçede uzun kuyruklu siyah beyaz bir kuş var, nedir acaba.
  • Çok ilginç bir kuş zıplayarak ilerliyor.
  • Kargaya benziyor ancak daha renkli.
  • Bu ala karga olmasın?
  • Siyah beyaz bir kuş çatıya kondu.
  • Beyaz kanatlı siyah bir kuş uçuyor nedir?

Tüm bunların yanıtı otomatik olarak saksağan. Saksağan kargagillerden, leş kargası gibi gagadan kuyruğa 46 santim, ancak kuyruğu gövdesinin yarısı kadar. çok geveze, dır dır, vır vır’ı çok. Genellikle çiftler halinde dolaşıyor. Bir özelliği de damlı bir yuva yapması. Bu şekilde yuvasını tanımak çok kolay.

Ses

Değişik illerde kargagillerin farklı üyeleri hakim. Örneğin İstanbul’un hakimi leş kargası.

Oysa Ayvalık veya İzmir’de hakim küçük karga.

Ankara’da ise hakim saksağan.

Erzurum’a veya Edirne’ye gittiğinizde hakim ekin kargasıdır.

Saksağanı da tanımış olalım…

Kumru mu küçük kumru mu?

Güvercinler dünya çapında çok uyumlu türlerdir. Dünyanın her şehrinde bir güvercin veya kumru görebilesiniz. Güvercinlerin daha pastel renkli, sempatik ve küçük türlerine kumru deriz. Oysa genetik olarak hepsi güvercin, ya da hepsi kumru.

Küçük kumru İstanbuL’a saraya getirilmiş. Tunus rtaragından olacak. Sonra bu saray kumruları üremişler, çoğalmışlar ve şehre yayılmışlar. Son yangınlarla İstanbuL’un ahşap binaları yokolunca, önce cumhuriyet imarisinin taş binaları, sonra da KAradenizli Müteahit mimarisinin beton binaları oluşmuş, şehir her geçen gün küçük kumrulara kol kanat germiş. Bugün küçük kumru şehrin hakimi…

SES tekrar

GD dışında ülkemizin yerli türü kumru, yani halkalı kmru. Yusufçuk veya gugukçuk denen bir tür. İzmir’de hala onlar hakim. Ankara’da da.

Gugukçuk deyince Guguktan da bahsedelim. Bu çok ilginç hayvan, ilkbaharın habercisi. çoğunlukla ormanlık alanlarda bu sesi duyabilirsiniz. Bakın ne kadar da benziyor.

Bu çok ilginç hayvan, ilkbaharın habercisi. çoğunlukla ormanlık alanlarda bu sesi duyabilirsiniz. Bakın ne kadar da benziyor.

TEKRAR SES

İç Anadolu’daki şehir kasaba ve köylerde ise ayrı birkuş var. Hüt hüt. Dİğer adıyla çavuşkuşu. Bu ötüşte arkada kumruyu da duyabilirsiniz.

Çavuşkuşu veya ibibik şu boyda şu şekilde bir tür. Afrika’dan geliyor. Ancak taşların ve çatılarda üreme kapasitesi çok yüksek. Ben Ankara’da okurken mahalleinin ilkokulunun çatısında ürerdi.

TEKRAR SES

19 Mayıs kuşu! Alasığırcık

İStanbuL’da gözlemnen türlerden biri çok ilgin. Sadece bir hafta görülüyor. Ve o hafta da 19 Mayıs’ı takip eden 7 gün! Bu kuşun adı alasığırcık!

Alasığırcık

Sığırcık

Göçmen Guguk

27 May 2020 – Birding Beijing

ONON is home! As of 1530 local time on 27 May 2020 he is in the vicinity of Khurkh Bird Ringing Station, where he was fitted with his tag in June 2019, after a round trip of c26,000km, including 27 border crossings involving 16 countries.  Remarkable navigation and endurance.  And now he has no time to waste as he needs to set up his territory, defend it from competing males and mate with as many females as possible!  

Border crossings by ONON: Mongolia – China – Myanmar – India – Bhutan – India – Nepal – India – Pakistan – Oman – Saudi Arabia – Yemen – Saudi Arabia – Eritrea – Ethiopia – Kenya – Tanzania – Zambia – Tanzania – Kenya – Somalia – India – Bangladesh – India – Bangladesh – Myanmar – China – Mongolia (27 involving 16 countries)

Guguğun hikayesi